Sınav Kaygımı Nasıl Yönetirim?

Maalesef ki pandemi sürecinde yaşadığınız stresin üzerine bir de sınav kaygısı eklendi. Bu hepiniz için oldukça yorucu bir süreç. Hepinizin çok emek verdiğini biliyorum, bu emeklerin karşılığını birkaç saate sığdırmak zorunda kalmanın vermiş olduğu endişeyi de farkındayım ama bir şekilde bunu yönetmek zorundayız. Kaygı, her zaman çok zararlı bir duygudur diyemeyiz, hatta bazen yapıcı etkileri bile vardır. Ama bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağınız kaygısı beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız, üstelik bu kaygı gündelik işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme içmenizi etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav yaklaştıkça uyku tutmuyorsa, sınava girerken elleriniz titremeye başlıyor, beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyorsanız, heyecandan soruları okusanız bile anlamıyor defalarca okuma gereği görüyorsanız sınav kaygınız var demektir.

Peki sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

Öncelikle Fizyolojik belirtilerinden bahsetmek istiyorum;

Kalp atışlarının hızlanması
Solunum hızlanması
Terleme, titreme, ateş basması
Kaslarda gerginlik
Baş ağrısı ve dönmesi
Kusma, ishal, sık idrara çıkma vb. sindirim problemleri
Konsantrasyon bozuklukları

Duygusal belirtileri;

-Korku
-Karamsarlık
-Gerginlik
-Sinirlilik
-Panik
-Heyecan
-Endişe

Davranışsal belirtileri;

-Ders çalışmayı ertelemek
-Ders çalışmaktan kaçmak
-Ders çalışmayı bırakmak
-Sınavları yarıda bırakmak
-Sınavlara girmemek

Sınav kaygısının nedenleri;

Aile tutumları

-Anne babanın çocuğu yaşıtlarıyla ve kardeşleriyle kıyaslaması.
-Çocuktan yüksek başarı beklentileri.
-Çocuğun başarılarının ödüllendirilmesinde yetersizlik.
-Anne babanın baskıcı otoriter tutumu.
-Anne babanın; evham, endişe, karamsarlık, aşırı hırs gibi davranışlara model olması.

Kişilik özellikleri

-Kişinin rekabetçi, takıntılı, inatçı, mükemmeliyetçi oluşu.

Sosyal nedenler

-Öğretmen, arkadaş, akraba ve komşuların yanlış tutumları (kıyas, takdir etmeme, yüksek beklenti, sınavın yüceltilmesi vb.)

Zihinsel faktörler

-Kendi başarısı hakkında olumsuz düşünceler, ‘Ne yaparsam yapayım başarısız olacağım.’
-Sınav hakkında gerçek dışı düşünceler, ‘Bu sınavda aldığım not hayatımı belirleyecek.’

Sınav kaygısı ile baş etme yöntemleri;

Sınavdan önce

-Sınava tam çalışıp hazırlanmış olarak girin.
-Sınava uykunuzu almış olarak girin.
-Kaygıyı yoğunlaştıran kahve, alkol, sigara, çok baharatlı yiyecekler ve şekerden uzak durun; taze sebze ve meyve tüketin
-Sınav yeri ve zamanı hakkındaki bilgileri önceden öğrenerek kesinleştirin
-Sınav öncesi kaygınızı arttıracak davranışlardan uzak durun; son ana kadar ders çalışmak, sınav yerine geç gitmek vb.
-Sınavda yapacaklarınızı planlayın; sürenizi nasıl değerlendireceğiniz, nereden başlayacağınız vb.
-Sınava girmeden gevşeme egzersizleri yapın.

Sınav sırasında

-Sınav hakkındaki tutumunuzu sorgulayın.
-Bilemediğiniz ya da hatırlayamadığınız sorular da olabileceğini kabullenerek kendinizi telkin edin.
-Soruları dikkatlice okuyarak, yapamadığınız sorularla inatlaşıp zaman kaybetmeyin
-Duruş ve pozisyonunuzu değiştirerek, rahatlamaya çalışın
-Sınavdan erken çıkanları takip etmeyin, kendinizi başkalarıyla değil kendinizle kıyaslayın
-Sınav esnasında yorulduğunuzu ve gerildiğinizi hissettiğinizde sınavı bir kenara bırakıp, mola verin.

Kaygıyı azaltmak için pek çok rahatlama ve gevşeme tekniği geliştirilmiştir. Bunlardan en bilinen ve uygulaması nispeten kolay olan birkaç tekniği siz de kolayca uygulayabilirsiniz.

Nefes Egzersizleri

Doğru nefes almak damarları genişleterek kanın-dolayısıyla oksijenin-vücudun en uç noktalarına kadar ulaşmasını sağlar. Unutmayın; İyi bir nefes ağır, derin ve sessiz olandır.

1. AŞAMA

Sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi ise göğsünüzün üstüne koyun ve gözlerinizi kapatın.

2. AŞAMA

Ciğerlerinizi iyice boşaltın. Bunu yaparken ciğerlerinizi zorlamayın, nefesi itmeden kendiliğinden çıkarın.

3. AŞAMA
Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir”, “ikii” diye İçinizden sayarak ciğerlerinizin bütününü doldurun.

4. AŞAMA
Kısa bir süre bekleyin.

5. AŞAMA

“Biir”, “ikii” diye sayarak nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın.

6. AŞAMA

Yeni bir nefes almadan iki saniye bekleyin.

7. AŞAMA

Aynı kurallara uyarak bir tekrar daha yapın.

Dikkat: İkinci tekrardan sonra mutlaka en az 4-5 defa normal nefes alın. Aksi halde başınız dönebilir. Aralıklı olarak günde en az 40 defa bu egzersizin yapılması faydalıdır.

Örnek:

Koltuğunuza yaslanın. Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin. Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Kendini gerçekleştiren kehanet kişinin başına gelmesinden korktuğu şeylerin bir şekilde başına gelmesi durumudur. Kişi bunu elbette isteyerek yapmaz ama kişilik özelliği sürekli olarak negatif düşünmeye meyilli biri başına kötü şeylerin geleceğine inanır. Hepimiz bazen ne kadar şanssızım her şey beni buluyor ben resmen uğursuzum, kimse beni sevmiyor gibi sözcükler sarf ederiz ve sonunda sarf ettiğimiz şeyler bizim gerçekliğimiz olur. Artık inandığımız şeyi gerçekleştirmeye yönelik davranmaya başlarız. Kimsenin bizi eğlenceli ve sevecen bulmadığını düşünüyorsak o zaman bunu gerçekleştirmek adına somurtkan asık suratlı ve sevimsiz biri haline dönüşürüz, sürekli problemler yaratırz ve gerçekten bizi inandığımız biri gibi görmelerini sağlarız sonra da işte haklıymışım deyip kendi davranışlarımız konusunda içgörü geliştirmeyiz.

Kendini gerçekleştiren kehanete bir örnek verecek olursak bilim adamları bir araştırma yapıyorlar, araştırma için idam cezası almış bir mahkum buluyorlar. Mahkuma bilim ve insanlık için çok önemli bir araştırma yaptıklarını, ancak bu araştırmada eğer kabul ederse çok ciddi bir beyin operasyonu geçireceğini, operasyondan sonra kanamasının devam edeceğini ve aynı gün öleceğini söylüyorlar. Zaten 3 gün sonra idam edilecek mahkum ölmeden önce bilime bir faydamız olsun diye düşünerek araştırmaya katılmayı kabul ediyor. Ertesi gün mahkum cezaevinden bayılarak çıkartılıyor, fakat kendisine hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Mahkuma ayıldığında operasyonun yapıldığı söyleniyor ve tekrar cezaevine geri götürülüyor. Ertesi sabah mahkum ölü olarak bulunuyor ve nedeni de aşırı derecede kan kaybı olarak belirleniyor.

Yani işin özü neye inanırsak başımıza o geliyor bu yüzden başımıza neyin gelmesini istiyorsak ona inanmayı öğrenmemiz gerekir.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr

Sizin Bağlanma Stiliniz Ne?

  Bağlanma teorisi, genlerimize işlenmiş yakınlık kurma ihtiyacını ele alır. Evrimsel olarak hayatımızdaki bazı bireyleri seçip ayırmaya ve değerli kılmaya programlıyız. Bir eşe bağlı olacak şekilde yetiştirildik. Bu ihtiyaç rahimde başlar ve ölünce sona erer.

   3 farklı bağlanma stili vardır.

1. Güvenli Bağlanma: Bu bağlanma stiline sahip biriyseniz, güvenilir, tutarlı ve güven telkin eden birisiniz demektir. Yakınlıktan kaçınmaz ve şüpheci davranışlar sergilemezsiniz. Bu bağlanma stiline sahip ilişkilerde her şey çok yolundadır, ilişki doyumu oldukça yüksektir. Eğer partnerlerden biri kaygılı ve güvensizse korkmayın, güvenli bağlanma stiline sahip birey onu da doyumu yüksek olan bir ilişkinin içine çekiyor ve sizi güvensizliklerinizden arındırıyor.
Bu kişiler kendilerine ve partnerlerine güveniyor, ilişki içerisinde daima açık iletişimden yana oluyor, kendini ifade etmekten ve sorunları çözmekten kaçınmıyor, ilişki içindeki kararları daima ortak almak istiyor.

2. Kaygılı Bağlanma: Eğer bu bağlanma stiline sahipseniz partnerinize yakınlık kurmayı çok seviyorsunuz ama onun size sizin ona yakın olduğunuz kadar yakın olmayacağından korkuyorsunuz demektir. İlişkiniz duygusal enerjinizin çoğunu tüketiyor ve partnerinizin davranışlarındaki ufak tefek dalgalanmaları fazla kişiselleştiriyorsanız, ilişki içerisinde fazlaca olumsuz duygu hissediyor ve moraliniz hemen bozuluyorsa siz muhtemelen kaygılı bağlanma stiline sahip birisiniz. İlişki içerisinde sıklıkla trip atıyor sonrasında söylediklerinizden ve yaptıklarınızdan pişman oluyorsunuz ama partneriniz size fazlasıyla güven verdiğinde kaygılarınızdan arınıyor ve memnun hissediyorsunuz.

3.  Kaçıngan Bağlanma: Bağımsızlığına düşkün olan bu kişiler partneriyle yakın olmak istemesine rağmen fazla yakınlıktan rahatsızlık duyar ve partnerini hep belli bir mesafede tutmak ister. Bu kişiler ilişkilerine çok fazla kafa yormazlar ve reddedilmeyi çok kafaya takmazlar. İlişkideki sınırın aşılmasından çok hoşlanmayan bu kişiler duygusal açıdan da partnerlerine uzaktır. 

Sevgilerimle
Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Duygusal Açlık Nedir?

Duygusal yeme nedir?
   Sürekli birşeyler yemek istiyorum.
   Tok olduğumu farketsemde yemek yemeye devam ediyorum diyorsanız duygusal yeme bozukluğu olabilirsiniz.
   Bu bozukluğa sahip kişiler, çevrelerinden görmedikleri ilgi ve sevgiyi kendilerine verebilmek için yemek yemenin vermiş olduğu o zevkten faydalanırlar.
   Eğer sizde diyetisyene gidiyorsanız, diyetisyenden fayda görmenize rağmen diyete devam edemiyorsanız. Kilolu olmaktan hoşlanmıyor ama buna rağmen yemek yemeye devam ediyorsanız, yazımı okumaya devam edin.

Duygusal Yemenin Nedenleri
   Yalnızlık, ilgi ve sevgi ihtiyacı, negatif duygulardan kurtulmak.
   Pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme. (kutlamalar)
Kendimizi kötü hissettiğimizde negatif duygulardan kurtulmak için kendimizi yemek yemeye veririz. Daha sonra her negatif duygumuzda o duygudan kurtulmak için yemek yemeye başvururuz ve böylece bir kısır döngünün içine düşmüş oluruz.
Kutlamalar gibi ödül amaçlı yenilen yemeklerden sonra gelen pozitif duygu hissi kişiyi bir süre sonra tekrar o duyguyu yaşaması için yemek yemeye sevk eder.

Duygusal Yemenin Tedavisi
   Yemek yemenize sebep olacak duyguları keşfedin ve bu duyguların temeline inin. Sizi tetikleyen duygu yalnızlık mı? Sosyalleşmeye çalışın. Sevgisizlik mi? Kendinizle barışın ve sevilmeye değer yönlerinizi farkedin. Bütün bunları tek başınıza yapamazsanız bir psikologdan destek almayı deneyin.

Sevgilerimle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Çocuklarda Şiddet Davranışı

 Birçok ebeveyn çocuklarının kendilerine ya da akranlarına şiddet uyguluyor olmasından şikayetçi. Bu soruna sebep olan birçok etken var. Çocuğun ebeveyni tarafından şiddet görmesi, ebeveynler arası şiddet, çocukla kurulan sağlıksız iletişim, boşanmalar, sevgisizlik ve ilgisizlik gibi. Bu yazımda size şiddet davranışına yol açan iletişim engellerinden bahsedeceğim.

Emir vermek ve yönlendirmek: Çocuklar bu tutum karşısında duygularının önemsenmediğini ve söylenileni yapmak zorundaymış gibi hisseder.

Ahlak dersi vermek: Bu tür bir iletişim çocuğa yapmamalısın etmemelisin mesajı verir, bu da çocuğu ebeveyne karşı koymaya zorlar.

Göz dağı vermek, uyarmak: Çocuk isteklerine saygı duyulmadığını düşünür ve bu durum karşısında çocukta öfke ve düşmanlık oluşur.

Öğüt vermek: Çocuğun problemlerini kendi kendine çözemeyeceğine inanıldığını gösterir.

Yargılamak: Çocuğun kendini yetersiz ve değersiz görmesine sebep olur.

Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar.

Aşırı övgü: Aşırı övgü çocukta sürekli beklentiye sebep olur. Benliğiyle bağdaşmayan övgü ise çocukta kızgınlığa sebep olur.

Sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında öfkelenir ve bu durum onda güvensizlik ve kuşkuculuk oluşturur.

Söz verip tutmamak, oyalamak: Böyle durumlarda çocuklar anne babalarının onları umursamadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirirken daima ciddidir. Onları geçiştirmek, alay etmek çocukta itilmişlik duygusuna sebep olur.

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

10 Adımda Özgüvenli Çocuk

 Kendisiyle gurur duyan çocuklar mutludur ve başarılı olma olasılığı yüksektir. Özgüvenli çocukların sevme, öğrenme, üretme becerileri diğer çocuklara nazaran daha güçlüdür. Bu yeteneklere sahip çocukların gelecekteki yaşamlarında oldukça pozitif bir kişilik özelliğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynler çocukların özgüven gelişiminin ilk ve en önemli basamağıdır. Bu yüzden onların payı bu anlamda oldukça büyüktür.

  Peki aileler bu gelişimi desteklemek için neler yapmalı?

1. Onu koşulsuz sevmelisiniz. Çocuğunuz ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi hissetmelidir. Ör; Odanı dağıtmana rağmen, notlarının kötü olmasına rağmen, seni çok seviyorum gibi. Eğer çocuğunuzun yanlış davranışlarını düzeltmek istiyorsanız, doğru davranışları için ona teşekkür etmeli ve doğru davranışı sürdürmesini sağlamalısınız. Sürekli kötü davranışını vurgulayarak iyi davranış geliştirmesini bekleyemezsiniz.

2. İstekleriniz konusunda açık olun. Çocuğun olumsuz davranışı yerine mutlaka alternatif önerilerde bulunun. Örneğin; Mutfakta portakallardan futbol oynamaya çalışan bir çocuğa hadi gel beraber onlardan portakal suyu sıkalım sana masal okurken sende onu içersin diyebilirsiniz.

3. Çocuğunuzu aktif olarak dinleyin. Çocuğunuz size bir şey söylemek istediğinde başka bir şeyle ilgilenmeden tamamen çocuğunuza odaklı onu dinlemelisiniz. Eğer uygun değilseniz, seni yarım saat sonra dinleyeceğim şuanda bir işle meşgulüm şeklinde cevap verip daha sonra da mutlaka söz verdiğiniz saatte onu dinlemelisiniz.

4. Çocuğunuzun her duygusunu önemseyin. Size komik ya da saçma gelen duygular onlar için önemli olabilir. O yüzden onu karşınıza alın ve duygusuyla ilgili onun anlayacağı dilden konuşun. Duyguları ciddiye alınan çocuk kendini ifade etmekten ve duygularını yaşamaktan korkmaz.

5. Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuklar kötü şeyler yaptıklarında ilgi çekmek isterler, iyi şeyler yaptıklarında da aileleri onları görsün ve takdir etsin isterler. Bu yüzden küçük bile olsa yaptığı şeylerle ilgili pozitif geri bildirimlerde bulunun ve onu teşvik edin.

6. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Çocuklar onlarla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlarlar. Bir elinizde telefon diğer taraftan çocuğun oyununa katılmaya çalışırsanız bu onu tatmin etmez, onlarla gerekirse sadece yarım saat ama çocuk odaklı oyunlar oynayın, yürüyüş yapın, parka gidin.

7. Çocuğunuzun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin. Ebeveyn olarak bazen onun yapamayacağını düşündüğünüzden bazen de sabırsızlıktan onların yerine bir işi yapıyor olabilirsiniz. Bu, çocuğunuza ‘’sen bunu yapamazsın’’ mesajı verebilir ve onun özgüvenini zedeleyebilir. Bu yüzden çocuğunuzu bazı şeyleri tek başına yapabilmesi için yüreklendirmelisiniz.

8. Çocuğunuza saygı gösterin. Bir şeye karar vermeden önce onunda fikrini alın. Bazı konularda kararı onun vermesine izin verin, kararında payınızın olmasını istiyorsanız ona sınırlı seçenek sunun. Örneğin; Parka giderken bu iki kıyafetten hangisini giymek istersin.

9. Çocuğunuzla daima göz seviyesinde konuşun. Bu onunla daha yakın bir ilişkiniz olmasını sağlayacaktır.

10. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Başkasıyla kıyaslanan çocuklar kendilerini yetersiz hissederler bu da onların öfkeli ve mutsuz olmasına sebep olur.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Dikkat Eksikliği Nedenleri ve Belirtisi

 Dikkat eksikliği günümüzde hızla yayılan bir sorun haline geldi. Bunun birçok nedeni var: Beslenme, uyku düzensizliği, internet-tablet kullanımı, yanlış eğitim uygulamaları, aşırı ders yükü gibi..

Dikkat Eksikliğinin Belirtileri:
Eşyalarını sık sık kaybeder.
Ödevlerini yaparken odaklanamaz, çalışmasını sonuca götüremez.
Arkadaşlarıyla oynarken belirli bir eğlenceyi sürdüremez.
Oyun ve ödevlerden sık sık kaçmaya çalışır.
Okulda verilen ödevleri unutur, sık sık dalar.
Aynı hatayı sık sık tekrarlar.
Dinlemez ya da dinlemiyor gibi yapar.
Çok basit işlem hataları yapar.
Soruları okumadan cevaplar.

Hiperaktivite Belirtileri: 
Her şeyi ellemek, tutmak ister.
Dur, yapma gitme gibi emirlere uymak istemez.
Oturduğu yerden kıpırdar ve sallanır.
Sürekli ayağa kalkar ve yürümek ister.
İnatlaşır, yapma denileni yapmak ister.
Gördüğü her şeyin içine bakmak ister.
İstedikleri olmazsa tutturur.
Çok hızlı ve yüksek sesle konuşur.

Eğer yukarıdaki belirtiler çocuğunuzda varsa çocuğunuzda dikkat eksikliği ve hiperaktivitebozukluğu olabilir. Mutlaka bir uzmandan destek alınız. Çünkü bu bozukluk çocuğunuzun akademik başarısını olumsuz etkilediği gibi sosyal yaşantısına da engel olur.

Bu çocuklar nasıl beslenmeli?
  Balık omega 3 bakımından zengin olduğundan hem bellek sorunlarına hem de dikkat eksikliği ve konsantrasyon sorunlarına iyi gelir. Omega 3 bakımından zengin olan diğer besinler de (ceviz, köy yumurtası, et) mutlaka çocukların beslenme alışkanlığına kazandırılmalıdır. Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Çocuğa şeker ve şeker içeren besinleri yasaklanmalıdır. (meşrubatlar, meyve suları, çay bazlı içecekler, tatlılar, şekerlemeler) Paketlenmiş gıdalar, fast foodlar, trans yağ içeren yiyecekler ve gıda boyalarından çocuklar uzak tutulmalıdır.

Ailelere Öneriler:
 
Çocuğunuzun ilgi duyduğu konularla akademik konuları birleştirmeye çalışın çünkü çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Çocuğunuza çok dikkatsizsin, kırk kere söyledim neden dikkat etmiyorsun gibi cümleler kurmayın. Bu çocuğun dikkatini toplamasına sebep olmaz aksine çocukta yetersizlik ve beceriksizlik duygusunu pekiştirir. Çocuğunuzun küçükte olsa doğru davranışını vurgulayın, bu onu cesaretlendirecek ve özsaygısını geliştirecektir. Bu çocukların dikkati çok çabuk dağıldığından, ders çalışma ortamı iyi düzenlenmeli, dağınık olmamalı, iyi aydınlatılmalı ve havalandırılmış olmalıdır. Çalışma masası yemek ve oyun için kullanılmamalıdır. 


Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Sertleşme Bozukluğu Nedir?

  Sertleşme Bozukluğu

  Sertleşme bozukluğuna sahip kişiler bir cinsel aktiviteyi başlatacak ve sürdürecek yeterli ereksiyona sahip değillerdir. Her erkek hayatının bir döneminde ereksiyon sorunu yaşayabilir, bu gayet olağan bir durumdur. Fakat bu durum cinsel birleşmeyi sık sık engelliyorsa tedavi kaçınılmazdır. 
 
Sertleşme bozukluğunun birçok nedeni vardır.
Nedenleri
1) Stres, maddi sorunlar, eşler arasındaki anlaşmazlıklar, kişinin baskı altında hissetmesi, performans kaygısı, eşin hamile kalmasından korkuyor olmak,ruhsal sorunlar, cinsellikle ilgili yanlış inançlar.
2) Erken boşalma, cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları
3) Aşırı sigara, alkol ve madde kullanımı
4) İlaçların yan etkisi
5) Tansiyon, şeker, böbrek, akciğer gibi kronik hastalıklar

Tedavisi; Öncelikle sertleşme bozukluğunun sebebinin araştırılması gerekir. İlk aşamada bir üroloğa gidebilir ve psikolojik kökenli mi yoksa başka bir nedene mi bağlı öğrenebilirsiniz. Daha sonrasında eğer hormon bozukluğuna bağlı bir sertleşme bozukluğu var ise ilaç desteği ile tedavi alabilir fakat psikolojik kökenli ise uzman bir psikolog ya da psikiyatristten cinsel terapi ile tedavi olabilirsiniz.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Ayrılık Acısıyla Baş Etmenin Yolları

 Bir daha hiçkimseyi sevemeyeceğinizi düşündüğünüz o acı evresi ayrılığın genelde olmazsa olmazıdır. Elbette ki diğer bütün duygular gibi biten bir ilişkinin ardından ağlamak üzülmekte gayet sağlıklıdır. Fakat bu süreç gereğinden fazla uzadıysa ve yaşam kalitenizi oldukça kötü etkiliyorsa bir uzmandan destek almakta fayda var. 

Ayrılık Acısıyla Baş Etme Listesi

1- Ayrılığı kabullenin: Onunla kurmuş olduğunuz bütün hayallerin yarım kaldığını biliyorum fakat o hayalleri tekrar tekrar düşünmenin, acaba tekrar barışır mıyız diye hayaller kurmanın size bir faydası olmayacak. O yüzden öncelikle onun numarasını rehberinizden silmekle başlayın. Böylece pişman olacağınız bir konuşma yapmamış olursunuz. Hem de sürekli online mı acaba, kiminle konuşuyor, yoksa bir başkası mı var kaygılarından kurtulmuş olursunuz.

2- Kendinize zaman ayırın: Belki de sevgilinizle beraberken yapamadığınız birçok şey vardı. Şimdi onları eyleme geçirmenin tam sırası. Yeni hobiler edinin, doğa yürüyüşlerine çıkın. Evde battaniyenin altına gizlenip sürekli uyumak depresif bir ruh haline girmenize sebep olacak.

3– Onunla gittiğiniz her yere yeni anılar atfedin: Eminim yürüdüğünüz yol bile size onu hatırlatıyordur. Şimdi o yollarda sevdiğiniz arkadaşlarınızla yürümeli ve o yollara farklı anılar kaydetmelisiniz. Aksi halde gittiğiniz kafeler, şehirler, parklar, bahçeler size hep onu hatırlatacak.

4- Acınızı sevdiğiniz insanlarla paylaşın: Sevdiğiniz insanlara üzüntünüzden bahsetmek sizi biraz olsun rahatlatacaktır. Ama bunu yaparken dikkatli olmalısınız, her dakika ondan bahsetmek anılarınızı canlı tutacak ve acı çekme sürecinizi uzatacaktır.

5- Sosyal medyadan bir süre uzak durun: Acaba nereye gitmiş, kiminle gitmiş, kimi eklemiş, bensiz mutlu mu diye sürekli stalk halinde olmanızın size hiçbir faydası olmayacak. O yüzden ya sosyal medya hesabınızı bir süre dondurun ya da onun profilinden bir süre uzak durun.
 
İlişkilerin başlaması kadar bitmesi de normaldir aslında. Evet, kimse ilişkisi bitsin diye başlamaz ama ilişkinin içinde yaşanılan o süreçte kişiler birbirlerini yakından tanır, uyum içinde olmak için çaba sarfeder. O uyum süreci kişiler için oldukça kritiktir. Çünkü her iki tarafında beklentileri, istek ve arzuları birbirinden farklıdır. Eğer ilişki içerisinde kişilerin gereksinimleri sağlanmıyorsa, doğru iletişim kurulamıyorsa ve kişiler artık mutsuzluğa sürüklenip hergün kavga etmeye başlıyorsa bazen bitirmek daha sağlıklıdır.

Sevgilerle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Instragram: psk.gulcinkeskin 

Stresle Mücadele Yöntemleri

Stres neredeyse hayatımızın olmazsa olmazı. Gerek iş hayatı gerek özel hayatımız çoğu zaman beraberinde stresi getiriyor ve strese maruz kalan vücut belli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ne yazık ki stres hem yaşam kalitemizi bozuyor hemde ilişkilerimizin zedelenmesine neden oluyor. Bu nedenle sizlere stresle baş etmeniz için belli yöntemlerden bahsedeceğim.1.Beslenmenize özen gösterin. Bazı yiyecekler stresi tetikler.(fast food, alkol, bol şeker ve tuz, kafein, yapay tatlandırıcılar) . Bu nedenle stresi tetikleyen besinlerden uzak kalın ve sağlığınıza iyi gelecek, stresini hafifletecek besinler tüketmeye gayret edin.
2.Hergün egzersiz yapın. Düzenli egzersiz vücudun strese verdiği tepkiyi azaltır ve daha mutlu olmanızı sağlar.
3.Zamanınızı iyi kullanın. İş hayatında çoğu kişinin yaşadığı bir strestir işi yetiştirememe kaygısı. Bu nedenle planlı olun, işinize ne zaman başlayacağınıza nasıl sürdüreceğinize dair bir plan oluşturun ve işinizi bitirene kadar planınızdan vazgeçmeyin.
4. Olaylara bakış açınızı değiştirin. Bizi strese sokan şeyler genelde olaylar değil olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Yaşadığınız olayları farklı açılardan değerlendirin, muhtemelen stresinizin azaldığını farkedeceksiniz.
5.Gülümseyin. Siz gülümsediğinizde endorfin hormonu salgılanır ve bu da beyine etki eder. Bu sayede kendinizi mutlu hissedersiniz. 
6.Düzensiz bir uyku stresin tetikleyicisidir. Uykunuzu düzene sokun, uyuduğunuz ortamı elinizden geldiğince konforlu hale getirin ve deliksiz bir uyku çekin.
7.Hayır demeyi öğrenin. Her şeye evet demek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz şeylere evet demek ve onları yapmak zorunda hissetmek sizi strese sokar.
8.Gevşeme tekniğini ve solunum egzersizlerini öğrenin. Stres anında solunum artar, kan basıncı ve kan şekeri yükselir. Gevşeme hareketiyle birlikte kan basıncınız ve kan şekeriniz düşer, kaslar rahatlar ve stresin verdiği tepkiler azalır.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
Mental Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Mail; bilgi@gulcinkeskin.com.tr
www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Othello Sendromu Nedir?

Adını Shakespearein Othello adlı eserinden alan othello sendromu sevdiğini hastalık derecesinde kıskanma durumudur. Günümüzde 3.sayfa haberlerinde sık rastladığımız kıskançlık cinayetlerinin sebebi olan othello sendromu tedavi edilmediğinde kişiler için tehlike oluşturan bir durumdur. Peki othello sendromu nedir, belirtileri nelerdir? bir bakalım.
1. Aşırı derecede her şeyden ve herkesten kıskanma. Giyilen bir bluzden, ses tonundaki farklılıktan, bir telefon konuşmasından bile aldatıldığını düşünen kişi her fırsatta eşinin telefonunu karıştırır sürekli olarak onu kontrol altında tutmak ister, ona ulaşamadığında kafasından onlarca senaryo geçer ve kafasından geçen senaryolar için delil aramaya başlar.
2. Kısıtlama. Partnerinin onsuz bir yere gitmesini istemez, sosyal hayatına, arkadaş çevresine karışır. Her fırsatta kendini onun yanında bulur. Evden çıkmasını ve başkalarıyla görüşmesini engellemeye çalışır hatta gerekirse bunun için şiddete bile başvurur.
3. Aldatılmaktan aşırı derecede korkma.
4. Partnerine kendini değersiz hissetmesi için sürekli hakaret etme.
5. Kontrolsüz ve aşırı tepki. En ufak bir şeyde bile (perdenin açık olması gibi) aşırı şüphe duyup aldtıldığını düşünen kişi partnerini sorguya çekip hırpalayabilir.
Peki othello sendromunun sebebi nedir?Çeşitli araştırmalar beynin sağ frontal lobunun düzgün çalışmamasının othello sendromuna neden olabileceğini öne sürüyor. 
Eşinin onu aldattığını düşünen kişi elinde hiçbir kanıt olmaksızın aldatıldığını kanıtlamak için sürekli bir arayış içindedir. Gerekirse onu takip eder ama aklından geçenleri ispatlayana kadar asla durmaz.
Bu rahatsızlığın tedavisi için ilk önerilen psikiyatrik tedavidir. Tedaviye ek olarak psikoterapi ve çift terapiside gidişatın düzelmesi için faydalı olacaktır.

Sevgilerle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Öfkeyi Kontrol Etmenin 5 Yolu

 Öfke, üzülmek gülmek, ağlamak kadar insani bir duygudur. Yalnızca kontrolden çıktığı zaman yıkıcı bir etkiye sahip olan öfke, çevrede ve kişilerde kalıcı etkilere sebep olabiliyor.
Dr. Charles Spielberger, öfkenin genellikle dışa vurulamayan, gerçek duyguların birikimi sonucu kişide patlama etkisi yarattığını söylüyor. Yaşamımız gereği gerek iş gerek özel hayat ve çevresel bazı faktörlerden dolayı sık sık öfkelenebiliyoruz. Bizim amacımız öfkeyi tamamen yok etmek değil onu kontrol altında tutabilmek. Eğer öfkemizi neyin tetiklediğini bulursak onun bizi tekrar etkilememesini sağlayabiliriz.

Gelelim öfkeyi kontrol etmenin 5 yoluna;
 1) Diyaframdan soluk alın. Göğsünüzden aldığınız soluk sizi rahatlatmaz. Kendinizi telkin edecek sözlükleri tekrarlayın.”rahatla, umursama” gibi. Hayal gücünüzle kendinizi rahat ve huzurlu hissettiğiniz yerlere gidin ve eğer gidebiliyorsanız yogaya gidin. Yoga kaslarınızı gevşetir ve yatışmanızı sağlar.
 2) Öfkelendiğimiz zaman her şeyi felaketleştiririz. Bütün düşünceleri abartır, genelleştirir ve daha dramatik hale getiririz. Bu düşüncelerimizin yerini daha rasyonel düşüncelerin almasını sağlarsak duygularımızın değişmesini de sağlayabiliriz. Örneğin; ”Her şey mahvoldu, bu durumu asla düzeltemeyeceğim” yerine ”Bu durum beni alt üst etti ama dünyanın sonu değil, öfkelenmem sorunu gözümde daha da büyütmeme sebep oluyor, sakinliğimi koruyup olayın çözümüne yönelik düşünmeliyim.” diyebiliriz.
  3) Öfke esnasında kişiler sonuca odaklanır ve hemen eyleme geçmek ister. Eğer öfkeliyken çok şiddetli bir tartışma içerisindeyseniz hemen eyleme geçmek yerine öncelikle karşınızdaki insanı sabırla ve yargılamadan dinleyin daha sonra söylemek istediklerinizi karşınızdaki insanı suçlamadan söyleyin. Sağlıklı ve yapıcı bir iletişim için sakinliğimizi korumak zorundayız aksi halde çözüm odaklı bir konuşma yapamadığımız gibi öfkemizi daha da şiddetli hale getirmemize sebep olabiliriz.
4) Çevrenizi değiştirin. Bazı durumlarda içinde bulunduğumuz ortam öfkemizi körükleyebiliyor. Eğer böyle durumlarda ortamdan 15 dakika kadar uzaklaşıp sakin kalmaya çalışırsanız, geriye dönüp öfkenizi karşınızdaki insana daha doğru şekilde ifade edebilirsiniz.
 5) Alternatif düşünün. Genellikle trafik hepimizi öfkelendiren bir sorundur hele ki büyük şehirlerde, hatta hepimiz billiyoruz ki çoğu kişi öfkesine hakim olamayıp bu öfkeyi kavgayla sonlandırabiliyor. Böyle durumlara maruz kalmamak için hergün aynı yolu tercih etmek yerine yolunuzu değiştirip trafiğin daha sakin olduğu yerlere yönelebilirsiniz.Alternatif çözümler üretmek her zaman size iyi gelecektir.
Öfke sizi değil, siz öfkeyi kontrol edin!

SevgilerimleUzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail: bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin 

Psikolojik Olarak Kendini İyi Hissetmenin 10 Yolu

Hayat akıp giderken hepimiz çeşitli zorluklarla mücadele ediyoruz. Kimimiz bu zorluklarla savaşırken olası bütün çözüm yollarını denerken, bir diğerimiz bu zorluğun sebebi olarak kendini suçlu hissediyor ve bir çıkmazın içine düşüyor. Gerek iş hayatımız gerek özel hayatımız günün birinde mutlaka sendeliyor ve biz böyle durumlarda her zaman güçlü kalmayı başaramıyoruz.
Şimdi size, bu yazımda psikolojik olarak kendimizi güçlü hissetmenin 10 yolundan bahsedeceğim.
1. Kendinize Güvenin; Sorunsuz bir hayat elbette ki mümkün değil. Hayatın bize getirdiği sorunlar karşısında bazen çaresiz hissedip içimize çekilebiliyoruz. Bu noktada yapmanız gereken, daha önce başınıza gelmiş sorunları düşünüp onlarla nasıl mücadele ettiğinizi ve o sorunu nasıl çözdüğünüzü hatırlamaktır. Bunu hatırlamak sizi cesaretlendirecek ve güncel sorununuzu çözmeniz için size yardımcı olacaktır. Sorunları hiçbir zaman göz ardı etmeyin. Bir kere başardıysanız bir kez daha başarabilirsiniz öyle değil mi?
2. Hayır Demeyi Öğrenin; Türk toplumunun gelenek ve göreneklerine göre hayır demek nezaketsizlik olarak düşünülebilir. Hayır diyemeyen çoğu kişi karşısındaki insanı kırmaktan korktuğu için istemediği birşeye evet demekte. Durum böyle olunca kişi kendisini özgüvensiz ve mutsuz hissetmekte. Fikirlerinizi daima açık yüreklilikle ifade edin. İstemediğiniz birşeyi yapmanız sizi mutlu etmez, siz mutlu olmazsanız bir başkasınıda mutlu edemezsiniz zaten.
3.Değişime Açık Olun; Güçlü olmanın ilk koşullarından biride insanın kendine esnek olmasıdır. Farklı yönlerinizi keşfetmeyi deneyin. Değişimden korkmayın. Değişmeye başladığınızda ve kendinizde farkettiğiniz özelliklerinizi sevdiğinizde kendinizi daha güçlü ve daha özgüvenli hissedeceksiniz. Unutmayın, değişmeyen insan gelişmeyen insandır.
4. Pozitif Olun; Sizde bir olay karşısında sadece o olayın negatif yönlerini görenlerden misiniz? Peki, aslında bizi üzen şeylerin olaylar değil olaylara verdiğimiz değer olduğunu söylesem yine olayları sadece negatif mi değerlendirirdiniz? Olaylara bakış açınızı değiştirin. Bir olayın sadece negatif yönlerini değil, size kazandırdıklarını ve size öğrettiklerinide düşünün.
5.Uyku Düzeninize Özen Gösterin; Güzel bir gün geçirmenin, kaliteli zaman geçirmenin hatta hayattaki birçok şeyin güzel gitmesi için zihnimizin bunlara açık olması gerekir. O yüzden uyku düzeninize özen gösterin aksi halde iş hayatınızda dahil olmak üzere hayatınızdaki birçok şey bu durumdan olumsuz etkilenir.
6. Affedin ve Unutun; Bir insana sürekli olarak nefret duymak size iyi gelmeyecektir. Çünkü bu, o kişiyi zihninizden atamadığınız ve aslında zihninizde sürekli olarak onunla kavga ettiğiniz anlamına gelir. Hayatınıza negatif etkisi olan insanları affedin, onları geçmişte bırakın ve geleceğin önündeki o engeli hayatınızdan çıkarın.
7. Fiziksel Olarak Güçlü Olun; Güçlü bir beden, güçlü bir zihinde demektir aslında. Bu yüzden eğer kendinizi ruhsal olarakta iyi hissetmek istiyorsanız önce beden sağlığınıza özen göstermeli, sağlıklı gıdalar tüketmeli ve su tüketiminize özen göstermelisiniz. Her gün egzersiz yapmalı ve vücudunuzu diri tutmalısınız.
8. Geri Adım Atmayın; Fikirleriniz karşısında dimdik durun. Bazı insanlar fikirlerinizi desteklemeyecek, ve doğru bulmayacak. Siz bütün bunlara rağmen fikirlerinize karşı sadık olun. Güçlü olmak size güçsüz hissettirmeye çalışanlara rağmen güçlü kalabilmektir.
9. Kendinize Karşı Daima Dürüst Olun; Bazen gerçekler bize korkutucu gelebilir, bu yüzden onları kabul edip çözmek yerine onlardan kaçmayı deneyebiliriz ama bir türlü başarılı olamayız. Gerçeklerden kaçmak maalesef ki onların yok olmasını sağlamaz. O yüzden bir an önce gerçeklerle yüzleşin ve onlarla baş etmek için güzel bir strateji belirleyin.
10. Hedefler Belirleyin; Hedefler koymak, onlar için mücade etmek ve onları başarmak kendini güçlü hissetmenin en güzel yoludur. Burada bahsettiğim kocaman hedefler değil, başarabileceğiniz küçük hedefler. Onlara ulaştıkça motivasyonunuz artacak ve yeni hedefler belirlemeye başlayacaksınız. Başarızda olabilirsiniz, bu hiç denememekten çok daha iyidir. Asla vazgeçmeyin, başarmak için farklı yollar keşfedin ve kendinizi geliştirin.
Uzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail: bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin 

Filofobik misiniz?

Hemen hemen dünyada herkesin hayali olan o büyük aşk bazen bazıları için oldukça korkutucu olabiliyor. Bu kişiler aşık olmaktan korkuyor ve endişeye kapılıyor. Kişinin yaşadığı bu duruma filofobi deniyor. Filofobik olan bu kişiler diğeriyle sevgi dolu bir bağ kurmaktan kaçınırlar hatta gerekirse bunun için kendilerini toplumdan izole ederler. Peki buna sebep olan şey nedir ve belirtileri nelerdir?
Filofobinin BelirtileriBu kişiler aşık olmaktan ve bir ilişkiye başlayacak olmaktan aşırı derecede korkarlar.Hislerini mümkün olduğunca bastırmaya çalışırlar.Çiftlerin olduğu ortamlardan kaçınırlar. Sinemalar ve parklarda bulunmazlar.Evlilikten kaçınırlar ve başkalarının düğün törenlerine katılmazlar.Herhangi birine aşık olurum korkusuyla kendilerini toplumdan izole ederler.Aşk ve romantizme dair bir şeyle karşı karşıya kaldıklarında baygınlık geçirebilirler.
Filofobinin NedenleriKişinin daha önceki ilişkilerinde yaşamış olduğu travmatik olaylar kişinin aşktan korkmasına neden olabilir ya da bir başka kişinin ilişkisinde yaşadığı başarısızlığa şahit olmuş olması kişinin aşkla ilgili endişelenmesine neden olabilir.
Kültür de bu nedenlerden bir tanesidir. Hepimizin de bildiği gibi bazı kültürler de evlilik öncesi ilişki yaşamak kesinlikle ayıp ve günahtır ve böyle bir ilişki içerisine girdiklerinde cezalandırılırlar. Bu baskı insanlarda öfke ve korku yaratabilir.
Kişinin depresyonda olması da kişinin aşktan korkmasının sebeplerinden biridir. Depresyondaki kişinin özgüveni zedelenmiştir ve bir başkasıyla ilişki yaşama özgüvenini kendilerinde bulamazlar. Kendilerine güvenmezler ve kendilerini insanlardan izole ederler. 
Bu kişiler ne zaman bir psikologa başvurmalılar?Eğer yukarıda bahsetmiş olduğum belirtiler 6 aydan fazla sürdüyse ve rutin hayatınızı bozuyorsa bir psikologdan destek almalısınız.
Uzman Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail; bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram; psk.gulcinkeskin

Bu Hatalar İlişkinizi Bitirebilir

Büyük bir tutkuyla başladığımız ilişkimiz başlarda bize kusursuz gibi görünse de ilişkinin ilerleyen evrelerinde içinden çıkılmaz ve çözülmez sorunların olduğu bir ilişkiye dönüşüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri kişilerin birbirleriyle iletişememesi. Şimdi size ilişkilerimizde hepimiz bir kaçını mutlaka yaptığı hatalardan örneklerle bahsedeceğim.
Yıkıcı eleştiriler yapmak; Kişiler birbirlerinin sadece olumsuz yönlerine odaklanır ve yaptığı olumlu davranışları görmezden gelirler. Örneğin; Ne zaman dışarıya çıksak beni hep yalnız bırakıyorsun. Bunun yerine; Dışarıya çıktığımız zaman kendimi yalnız hissediyorum, benimle daha fazla ilgilenmeni isterdim. Bu hem amaca daha uygun hem de kişiyi yargılayıcı bir ifade değil.
Akıl okuma; Kişi partnerinin söylediği dışında söylemediği bir şeyi anlamaya çalışır ve söylenenin arkasında kötü bir niyet arar. Örneğin; Sen bunu beni anladığın için değil beni susturmaya çalıştığın için söylüyorsun. Hâlbuki hiçbirimizin akıl okuma gibi üstün yetenekleri yok.
Genelleme; Partnerinizin yaptığı tek bir hatayı sanki hep yapıyormuş gibi yansıtmak. Sen zaten hep kendini düşünürsün! Hep bencildin! Bu tarz söylemler kişiyi kızdırdığı gibi size çözüme yönelik bir şeyde kazandırmaz.
Geçmişi getirme; Her tartışmada tartışmanın konusundan apayrı konuları tekrar tekrar gündeme getirme. Örneğin; Sen 2 yıl önce de beni arkadaşlarının yanında rezil etmiştin zaten. 
Haklılık savaşları; Kişi tartışmada ki payını görmezden gelir ve daima kendinin haklı olduğunu iddia eder. Örneğin; 5 yıldır beraberiz tek bir tartışma bile benim yüzümden başlamadı. Dolayısıyla kişi kendi adına sorumluluk almadığı için çözüme ulaşmakta imkansız hale geliyor.
Mantık arayışı; Birinin söylediği diğerine her zaman mantıklı gelmek zorunda değil. Bazen sırf ona mantıklı geldiği için bir şeyleri yapabilmeliyiz. Kişiler ve onların bakış açıları farklıdır, bunu kabul etmeliyiz.
Seslerin yükselmesi; İletişim halindeyken bir taraf diğerine sesini yükseltiyorsa ilişkideki eşitlik bozulur ve iletişim bundan zarar görür. Kişilerin birbirini dinlemesi ve anlaması imkansız hale gelir.
Eğer partnerinizle ilişkinizde ve iletişiminizde bir problem olduğunu düşünüyorsanız öncelikle kendinizi dinleyin ve anlayın. Değişime kendinden başlamak sorunun çözümüne dair atılmış en büyük adımdır.
Sevgilerimle
Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin

Lohusa Sendromu Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nelerdir?

Doğum yapan kadınların birçoğunda lohusa sendromu görülür.Peki lohusa sendromu nedir?
Lohusa sendromu doğum sonrasında görülen, birkaç gün içerisinde başlayan ve 7-10 gün arasında düzelen bunaltı, sıkıntı, sinirlilik hali, ağlama nöbetleri, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve birçok semptomu içeren bir dönemdir . 
Lohusa sendromunun belirtileri;Uykusuzluk ya da aşırı uyku haliSevilmediğini düşünmeYorgunlukİştahsızlık ya da aşırı iştahHayattan zevk alamamaBebeğe zarar verme korkusu
Lohusa sendromunda aileye düşen görevler;Anne kötüleşen ruh halinden dolayı çocuğunu sorumlu tutmaktadır bundan dolayı çocuk bu süreçten bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz etkilenir. Bu yüzden bütün gebeler düzenli olarak gebelik takiplerini yaptırmalıdır.
Eğer herhangi bir depresyon riski varsa erken tanı tedavi için oldukça önemlidir. Lohusalık sendromunda çevrenin desteği, özellikle eşin desteği oldukça önemlidir.Annenin endişeden kurtulmasının en önemli yollarından bir tanesi kendini güvende hissetmesidir yalnız olmadığını ve her sıkıntıda eşinin ve sosyal çevrenin desteğinin yanında olduğunu bilmesi anneyi oldukça rahatlatacaktır. Lohusa sendromu döneminde anne sadece bebeğin emzirilmesi ile ilgilenmelidir onun dışında yapılacak şeylerle, bebeğin banyosu bezinin değiştirilmesi vs bunlarla baba, teyze, anneanne ilgilenmelidir. Çocuğun her ağlamasında anne uyandırılmamalı, bebeğin diğer ihtiyaçları için de annenin güvenebileceği bir kişi bebeğin bakımı ile ilgilenmelidir çünkü lohusa sendromunda ki anne bebeğinin iyi olup olmadığı ile ilgili endişeye düşer.
Bu kişiler ruhsal bunalımını azaltmak için yürüyüşe çıkmalı dışarıda arkadaşlarıyla buluşmalı ya da anne olan diğer kişilerle toplanıp sohbet etmeli hatta internet üzerinden anne blokları okumalıdır. Ayrıca doktor tavsiyeleri edinmek annenin endişesini hafifletecek ve kendini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Annenin bebeği haricinde kendine de zaman ayırması ve sosyalleşmesi gerekir. Aynı zamanda eşiyle geçireceği özel zamanlara da ihtiyacı vardır.Lohusa sendromu altı haftalık bir dönemi içerir eğer ki bu dönemden sonra hasta iyileşemiyorsa psikolojik bir destek alması şarttır çünkü bu daha sonrasında depresyona hatta intihara bile yol açabilir.

Instagram: psk.gulcinkeskin
Website: www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

İlişkimi Nasıl Kurtarabilirim?

   Şüphesiz ki ilişkisi kusursuz olan kimse yoktur. Her ilişkide inişlerin ve çıkışların olması oldukça normaldir. Peki bu inişler hiç çıkışa varmıyorsa? İlişki günden güne ayrılığa sürükleniyorsa? O çıkmazdan kurtulmak için ne yapacağız? Bunları size maddeler halinde anlatacağım.
1. İlişkinizde bir şeylerin yolunda gitmediğini anladığınız an buna müdahale edin. Sorunların kendi kendine çözülmesini beklemeyin, ÇÖZÜLMEZ! Sorun her neyse bunu partnerinizle konuşmayı deneyin. Konuşma esnasında dikkat edeceğiniz iletişim kurallarından bir başka yazımda bahsetmiştim.2. 1 kerecikten bir şey olmaz bir daha yaparsa o zaman konuşurum. Sorunlarınız çığ gibi büyümeden ilk seferde müdahale edin. Aksi takdirde çözmeniz gereken bir değil bin sorununuz olacak.3. Soruna odaklan. Sen haklısın ben haklıyım savaşına döndüğü an iki tarafta haksız konumuna düşecek. Haklı olduğunda mı daha iyi hissedeceksin yoksa ortada bir sorun kalmadığında mı?4. Bu ilişki biterse mi daha mutlu olacaksın yoksa devam ederse mi? Bunun kararını sadece sen verebilirsin. Bu konuda dışarıdan gelecek müdahalelere açık olma. İlişkinde olup biteni sen ve partnerin dışında daha iyi anlayacak kimse yok.5. Bir sorun varsa bu ikinizin sorunudur. Bir suçlu aramaya değil hataları bulmaya odaklanın. Karşılıklı olarak hatalarınızı kabullenirseniz çözüme ulaşmanız daha kolay olacak.6. Partnerini cinsellikle cezalandırma. Unutma onu bu yolla cezalandırırsan reddedilme duygusuyla özgüveni zedelenecek ve özgüvenini tamir etmek için başka yollar arayacak.7. İlk adımı o atsın niye hep ben çabalıyorum? Eğer değer veriyorsan onu önemsediğini göstermelisin. Önemsenmek ve onun için bir adım attığını görmek onu motive edecek. Sonuç güzelse ilk adımı kimin attığının ne önemi var? 8. Önemse dediysem onu dünyanın merkezi de yap demedim. Her şeyin azı karar çoğu zarar demişler. Sende bir bireysin o da. Partnerinin benliğine sürekli olarak müdahalede bulunma. Özel alanlarınız olsun. Ayrı ayrı planlar yapın. Benliğinizi koruyarak biz olabilirseniz ilişkinizin ne kadar güzel ilerlediğini görebilirsiniz.9. Sırf aranız kötü diye iyice uzaklaşma. Bu onu daha da uzaklaştırmaktan başka ne işe yarayacak? Bir demet çiçek, küçük romantik bir not. Bunları partnerinden esirgeme. Olağanın dışında yaptığın en küçük bir jest bile ilişkinize iyi gelecek.10. Bütün bunları yaptın mı? Hala hiçbir şey yolunda gitmiyor mu? Bu biten ilk ilişki değil son da olmayacak. Mutlu olman için her zaman başka seçenekler olacak.

Instagram.com/psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Website: www.gulcinkeskin.com.tr

Hayır Diyememek

Birçoğumuz çoğu zaman yapmak istemediğimiz şeylere evet demek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Bunun nedeni; karşımızdakini kırmaktan korkmak, sert tepkiler almaktan çekinmek, dışlanacağını ve sevilmeyeceğini düşünmek, kaybetmekten korkmak olabilir. Hayır diyemediğimiz şeyler bizi mutlu etmediği gibi özgüvenimizi ve özsaygımızı zedeliyor.

Peki nasıl HAYIR diyebiliriz?
Eğer sizden istenilen şeyi yapmak için vaktiniz yoksa, bu aralar üzerinde çalıştığınız başka konular olduğunu ve bundan dolayı sizden istenilen şeyi yapamayacağınızı söyleyin. Gerekirse çalıştığınız konu ile ilgili detay verin.

Bir şeye hayır demek illede birini kırmak manasına gelmez. Kibarca, bunu yapmak isterdim ama maalesef bunun için yeterli zamanım yok diyebilirsiniz.

Evet ya da Hayır demeden önce bunu düşünmek için karşınızdakinden biraz zaman isteyebilir, daha sonra kararınızı ona bildirebilirsiniz.

Bu konuda sana yardım edecek doğru kişinin ben olduğumu sanmıyorum. X kişisi bu konuda benden daha bilgili eminim sana benden daha çok fayda sağlayacaktır diyebilirsiniz.


Cesur olun. Hayır demek her zaman korkunç tepkiler almak demek değildir. Doğru kelimelerle kendimizi ifade ettiğimizde, aldığımız tepkinin beklediğimiz tepkinin yarısı kadar bile olmadığını gördüğümüzde hayır diyebilme becerimiz artacaktır.

Seks bağımlılığı nedir?

   Seks bağımlılığı kişinin fizyolojik, psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli olarak cinsel içerikli aktivite de bulunma ihtiyacı duyması demektir. Bu kişiler cinsel aktivitelerin onlara ve başkalarına zarar verdiğini bilirler ama yinede bu davranışa engel olamazlar. Seks bağımlısı olan kişiler bunu zevk almak için değil stresten ve acıdan kaçmak için kullanırlar. Bu kişiler sürekli olarak mastürbasyon yaparlar, porno izlerler, striptiz kulüplerine giderler ayrıca teşhircilik ve röntgencilik gibi faaliyetlerde de bulunurlar. Eğer ki bu kişiler aradığını bulamazlarsa tıpkı diğer bağımlılık türlerinde ki gibi sinirli ve sıkıntılı olurlar. Yani yoksunluk duyguları yaşarlar.

Aşağıdaki sorulardan 4 tanesinin yanıtı ‘’EVET’’ ise seks bağımlısı olabilirsiniz!
1 İkili bir hayat sürüyor musunuz? Cinsel ve duygusal aktivitelerinizi size yakın olan kişilerden saklıyor musunuz?
2 Normalde bulunmayacağınız ortamlarda ve cinsel ilişkiye girmeyeceğiniz kişilerle seks yaptığınız oluyor mu?
3 Kendinizi dergilerde gazetelerde ve internette cinsel isteği uyarıcı şeyler ararken bulduğunuz oluyor mu?
4 Cinsel veya romantik fantezileriniz ilişkinizi bozuyor mu?
5 Seviştikten sonra partnerinizden uzaklaştığınız oluyor mu? Ya da vicdan azabı, suçluluk, utanç gibi duygular yaşadığınız?
6 Aseksüel olduğunuzdan korkuyor musunuz? Kendi vücudunuza dokunmaktan ya da cinsel ilişkiden kaçtığınız oluyor mu?
7 İlişkilerinizin bitme sebebi hep aynı mı?
8 Aynı heyecan ve rahatlama seviyesini yakalayabilmek için cinsel, duygusal aktiviteleri çeşitlendirdiğiniz veya sıklaştırdığınız oluyor mu?
9 Cinsel aktiviteleriniz yüzünden tutuklandığınız oldu mu?
10 Cinsellikle ilgili davranışlarınız yetiştirilme tarzınızla ve düşüncelerinizle çelişiyor mu?
11 Cinsel ilişkilerinizden hastalık kaptığınız veya gebe kaldığınız oldu mu? Cinsel ilişkileriniz şiddet içeriyor mu herhangi bir zorlama var mı?
12 Cinsel ilişkinizden dolayı intiharı düşündüğünüz oldu mu?