Cinsellikte Altın Kurallar


Cinselliğin yemek, içmek gibi bir gereksinim olduğunu hepimiz biliyoruz ve tabii evliliğin sağlıklı devamlılığı için olmazsa olmazı olduğunu da. Cinsellik birçok insan için hala tabu, bu tabular çoğu kişide cinsel işlev bozukluğuna yol açıyor ve kişilerin cinsel hayatlarını baştan aşağı olumsuz etkiliyor. Peki cinselliğin ilişkinin üzerindeki etkisi ne dersiniz? İyi bir cinsel ilişki evliliği yüzde 10 etkilerken kötü bir cinsellik evliliği tam yüzde 90 olumsuz etkiliyor. İşte bu yüzden sevişmenin önündeki engelleri ve onları nasıl düzelteceğinizi kısa başlıklar halinde anlatacağım.

İletişim

İlişkide her kişinin farklı bir aileden farklı bir kültürden ve farklı bir yaratılıştan geldiğini kabul edersek her ikisinin de cinsel bilgilerinin ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu anlayabiliriz. İletişim diyorum çünkü anlatmadan anlaşılmanın bir yolu yok. Partnerinizle cinsellikle ilgili bir kaygınız varsa ya da bir travmanız varsa paylaşmanızı öneririm. Partnerinizin cinsellik esnasında nasıl davranmasını ya da davranmamasını istiyorsanız bununla ilgili geribildirim vermelisiniz. Cinsel fantezileriniz, favori pozisyonlarınız ve farklı beklentileriniz varsa bunları anlatmak cinsel sorunlarınızı aşmanıza yardımcı olacaktır. Konuştuğunuz müddetçe birbirinize uyumlanmanın bir yolunu elbet bulursunuz.

Uygun ideal ortam

Kendinizi rahat hissetmediğiniz bir yerde veya bir zamanda sevişmeniz size kaygılı hissettirir ve kaygılanmak ereksiyon kaybına ya da boşalma sorunlarına yol açabilir.

Aşk oyunları

Uzun süren birlikteliklerde cinsellik belli bir zamandan sonra monotonlaşmaya başlar. Taraflar ilk zamanlarda hissettikleri heyecanı kaybettikleri için cinsel birlikteliğin sıklığı azalır ve kişiler birbirlerinden uzaklaşmaya başlar. İşte bu noktada aşk oyunlarının devreye girmesi ve cinsel hayatlarının renklenmesi gerekiyor. Peki aşk oyunları deyince aklımıza neler geliyor? Partnerinizle her zaman yatak odasında sevişiyorsanız bu kez bir sevişme organize edip otelde sevişebilirsiniz. Birbirinize erotik masajlar yapabilir, partnerinizi tahrik etmek için ona erotik notlar bırakabilirsiniz. Farklı erotik kıyafetler giyebilir, seks oyuncakları kullanabilirsiniz. Bilirsiniz ki kadınlar duygusallıktan ve romantizmden pek hoşlanırlar. Partnerinize küçük hediyeler alarak, onunla tanıştığınız ilk günü ona anlatarak aşkınızı tekrardan alevlendirebilirsiniz.

Kendini tanıma ve kendinle barışık olma

Kendimizi tanımada  neyden keyif aldığımızı bilmeden bir başkasının bütün bunları bilmesini istiyoruz. Cinsel fantezilerimizi bilmeden, vücudumuzun hangi bölgesinin bize en çok uyarı verdiğini bilmeden partnerimizin bütün bunları anlamasını ve uygulamasını bekliyoruz. Vajina ya da penisten utanıyoruz ama bunu dile getiremediğimiz için karanlıkta sevişmeyi talep ediyoruz. Yetiştiğiniz kültür dolayısıyla cinsellik sizin için utanç ve suçluluk verici bir eylem olabilir ama böyle hissederken cinsellikten keyif almak pek mümkün değil. Kendinizi ve partnerinizin bedenini keşfetmelisiniz. Eğer utanç ve suçluluk duygularınız fazlaysa cinsel terapiste gitmenizde fayda var.

İlişkisel sorunlar

İlişkiniz cinselliğinizden bağımsız değildir, eğer orada bir şeyler yolunda değilse cinselliğinizde de yolunda olmayacaktır. Partnerinize karşı hissetmiş olduğunuz kırgınlık, kızgınlık, güvensizlik gibi duygular sizin cinsel olarak isteksiz olmanıza sebep olacaktır. Eğer ki cinselliğinizde bir sorun varsa önce ilişkinizde her şeyin yolunda olup olmadığını bir kontrol edin.

Cinselliğe odaklanın

Cinsel eylem içerisinde olmak için sadece bedensel olarak değil, ruhsal olarak DA hazır olunmuşluk gerekli. Bazen iş yerinde yaşadığınız bir gerginlik bile cinsellik esnasında eyleme odaklanmama ve boşalmamaya sebep olabilir. Dikkatinizi partnerinize, dokunmaya ve dokunulmaya vermeye çalışın. Cinsellik esnasında cinsellik dışı bir şey düşünmek ereksiyon kaybına ya da orgazm olamamaya sebep olabilir. Bu yüzden gerçekten sevişmek için uygun bir ruh hali içerisinde değilseniz sevişmeyi reddedebilirsiniz.

Ön sevişme

Dokunmanın, okşamanın, öpüşmenin vermiş olduğu keyif reddedilemeyecek kadar büyük. Buradan aldığınız zevk hem birleşmeden alınan keyfi katbekat artıracak hem de birleşmeye fizyolojik ve ruhsal olarak hazırlanmayı sağlayacak. Birbirinize uyum sağlamanız ve cinsel yaşamınızın keyifli olması için ön sevişmeyi uzun tutmanız oldukça önemli.

Yukarıda söz ettiğim önerileri denediyseniz ve buna rağmen yolunda gitmeyen bir cinsel yaşantınız varsa sorunla ilgili bir cinsel terapistten destek almanızı öneririm.

Sınav Kaygımı Nasıl Yönetirim?

Maalesef ki pandemi sürecinde yaşadığınız stresin üzerine bir de sınav kaygısı eklendi. Bu hepiniz için oldukça yorucu bir süreç. Hepinizin çok emek verdiğini biliyorum, bu emeklerin karşılığını birkaç saate sığdırmak zorunda kalmanın vermiş olduğu endişeyi de farkındayım ama bir şekilde bunu yönetmek zorundayız. Kaygı, her zaman çok zararlı bir duygudur diyemeyiz, hatta bazen yapıcı etkileri bile vardır. Ama bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağınız kaygısı beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız, üstelik bu kaygı gündelik işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme içmenizi etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav yaklaştıkça uyku tutmuyorsa, sınava girerken elleriniz titremeye başlıyor, beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyorsanız, heyecandan soruları okusanız bile anlamıyor defalarca okuma gereği görüyorsanız sınav kaygınız var demektir.

Peki sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

Öncelikle Fizyolojik belirtilerinden bahsetmek istiyorum;

Kalp atışlarının hızlanması
Solunum hızlanması
Terleme, titreme, ateş basması
Kaslarda gerginlik
Baş ağrısı ve dönmesi
Kusma, ishal, sık idrara çıkma vb. sindirim problemleri
Konsantrasyon bozuklukları

Duygusal belirtileri;

-Korku
-Karamsarlık
-Gerginlik
-Sinirlilik
-Panik
-Heyecan
-Endişe

Davranışsal belirtileri;

-Ders çalışmayı ertelemek
-Ders çalışmaktan kaçmak
-Ders çalışmayı bırakmak
-Sınavları yarıda bırakmak
-Sınavlara girmemek

Sınav kaygısının nedenleri;

Aile tutumları

-Anne babanın çocuğu yaşıtlarıyla ve kardeşleriyle kıyaslaması.
-Çocuktan yüksek başarı beklentileri.
-Çocuğun başarılarının ödüllendirilmesinde yetersizlik.
-Anne babanın baskıcı otoriter tutumu.
-Anne babanın; evham, endişe, karamsarlık, aşırı hırs gibi davranışlara model olması.

Kişilik özellikleri

-Kişinin rekabetçi, takıntılı, inatçı, mükemmeliyetçi oluşu.

Sosyal nedenler

-Öğretmen, arkadaş, akraba ve komşuların yanlış tutumları (kıyas, takdir etmeme, yüksek beklenti, sınavın yüceltilmesi vb.)

Zihinsel faktörler

-Kendi başarısı hakkında olumsuz düşünceler, ‘Ne yaparsam yapayım başarısız olacağım.’
-Sınav hakkında gerçek dışı düşünceler, ‘Bu sınavda aldığım not hayatımı belirleyecek.’

Sınav kaygısı ile baş etme yöntemleri;

Sınavdan önce

-Sınava tam çalışıp hazırlanmış olarak girin.
-Sınava uykunuzu almış olarak girin.
-Kaygıyı yoğunlaştıran kahve, alkol, sigara, çok baharatlı yiyecekler ve şekerden uzak durun; taze sebze ve meyve tüketin
-Sınav yeri ve zamanı hakkındaki bilgileri önceden öğrenerek kesinleştirin
-Sınav öncesi kaygınızı arttıracak davranışlardan uzak durun; son ana kadar ders çalışmak, sınav yerine geç gitmek vb.
-Sınavda yapacaklarınızı planlayın; sürenizi nasıl değerlendireceğiniz, nereden başlayacağınız vb.
-Sınava girmeden gevşeme egzersizleri yapın.

Sınav sırasında

-Sınav hakkındaki tutumunuzu sorgulayın.
-Bilemediğiniz ya da hatırlayamadığınız sorular da olabileceğini kabullenerek kendinizi telkin edin.
-Soruları dikkatlice okuyarak, yapamadığınız sorularla inatlaşıp zaman kaybetmeyin
-Duruş ve pozisyonunuzu değiştirerek, rahatlamaya çalışın
-Sınavdan erken çıkanları takip etmeyin, kendinizi başkalarıyla değil kendinizle kıyaslayın
-Sınav esnasında yorulduğunuzu ve gerildiğinizi hissettiğinizde sınavı bir kenara bırakıp, mola verin.

Kaygıyı azaltmak için pek çok rahatlama ve gevşeme tekniği geliştirilmiştir. Bunlardan en bilinen ve uygulaması nispeten kolay olan birkaç tekniği siz de kolayca uygulayabilirsiniz.

Nefes Egzersizleri

Doğru nefes almak damarları genişleterek kanın-dolayısıyla oksijenin-vücudun en uç noktalarına kadar ulaşmasını sağlar. Unutmayın; İyi bir nefes ağır, derin ve sessiz olandır.

1. AŞAMA

Sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi ise göğsünüzün üstüne koyun ve gözlerinizi kapatın.

2. AŞAMA

Ciğerlerinizi iyice boşaltın. Bunu yaparken ciğerlerinizi zorlamayın, nefesi itmeden kendiliğinden çıkarın.

3. AŞAMA
Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir”, “ikii” diye İçinizden sayarak ciğerlerinizin bütününü doldurun.

4. AŞAMA
Kısa bir süre bekleyin.

5. AŞAMA

“Biir”, “ikii” diye sayarak nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın.

6. AŞAMA

Yeni bir nefes almadan iki saniye bekleyin.

7. AŞAMA

Aynı kurallara uyarak bir tekrar daha yapın.

Dikkat: İkinci tekrardan sonra mutlaka en az 4-5 defa normal nefes alın. Aksi halde başınız dönebilir. Aralıklı olarak günde en az 40 defa bu egzersizin yapılması faydalıdır.

Örnek:

Koltuğunuza yaslanın. Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin. Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

Seksüel Performans Anksiyetesi

  Cinsellik hepimizin hayatında oldukça önemli bir yere sahip. Hepimiz bunu yaşarken keyif almaktan yanayız. Fakat seksüel performans anksiyeteniz varsa durum maalesef böyle olmuyor. Bu anksiyeteye sahip kişiler keyif almaktan çok nasıl göründüğü ile ilgileniyor. Sürekli bunu düşündükleri için artık seksten kaçar hale bile gelebiliyor. Cinsellik sadece fiziksel bir reaksiyondan ibaret değildir uyarım emosyonlarınıza da  bağlıdır. Eğer zihniniz cinselliğe odaklanamayacak kadar stresliyse bedeninizde maalesef heyecanlanmayacaktır.

Seksüel performansınızı etkileyecek bir çok farklı kaygı türü vardır.
    Partnerini tatmin edememe korkusu.
    Kilolu olma hakkındaki endişeler.
    İlişkideki problemler.
    Penis boyu ile ilgili endişeler.
    Erken boşalma kaygısı.
    Kadınlarda orgazm olamama endişesi.


  Zihnimizin tahrik olmamız üzerindeki etkisi oldukça büyük. Cinsel açıdan oldukça çekici bulduğunuz biriyle bile olsanız partnerinizi memnun edemeyeceğinize dair bir endişeniz varsa bu durum imkansız hale gelebilir. Erkeklerde stres hormonlarının etkilerinden biri de kan damarlarının büzülmesidir. Penise giden az kan ereksiyonu zorlaştırır. Kadınlarda ise vajinal kuruluğa sebep olur, bu da ilişkiye girmeyi zorlaştırır. Anksiyete hem kadının hem erkeğin cinsel arzusunu söndürebilecek kadar etkilidir. Performansınız hakkında endişeleniyorsanız, sevişmeye konsantre olamazsınız bu yüzden uyarım gerçekleşse bile ne yazıkki orgazm olamazsınız. Eğer sizin de seksüel performans anksiyeteniz varsa alanında uzman bir cinsel terapistden destek alınız.

Sevgiler

Uzm.Klinik Psikolog/Cinsel Terapist
Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Kendini gerçekleştiren kehanet kişinin başına gelmesinden korktuğu şeylerin bir şekilde başına gelmesi durumudur. Kişi bunu elbette isteyerek yapmaz ama kişilik özelliği sürekli olarak negatif düşünmeye meyilli biri başına kötü şeylerin geleceğine inanır. Hepimiz bazen ne kadar şanssızım her şey beni buluyor ben resmen uğursuzum, kimse beni sevmiyor gibi sözcükler sarf ederiz ve sonunda sarf ettiğimiz şeyler bizim gerçekliğimiz olur. Artık inandığımız şeyi gerçekleştirmeye yönelik davranmaya başlarız. Kimsenin bizi eğlenceli ve sevecen bulmadığını düşünüyorsak o zaman bunu gerçekleştirmek adına somurtkan asık suratlı ve sevimsiz biri haline dönüşürüz, sürekli problemler yaratırz ve gerçekten bizi inandığımız biri gibi görmelerini sağlarız sonra da işte haklıymışım deyip kendi davranışlarımız konusunda içgörü geliştirmeyiz.

Kendini gerçekleştiren kehanete bir örnek verecek olursak bilim adamları bir araştırma yapıyorlar, araştırma için idam cezası almış bir mahkum buluyorlar. Mahkuma bilim ve insanlık için çok önemli bir araştırma yaptıklarını, ancak bu araştırmada eğer kabul ederse çok ciddi bir beyin operasyonu geçireceğini, operasyondan sonra kanamasının devam edeceğini ve aynı gün öleceğini söylüyorlar. Zaten 3 gün sonra idam edilecek mahkum ölmeden önce bilime bir faydamız olsun diye düşünerek araştırmaya katılmayı kabul ediyor. Ertesi gün mahkum cezaevinden bayılarak çıkartılıyor, fakat kendisine hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Mahkuma ayıldığında operasyonun yapıldığı söyleniyor ve tekrar cezaevine geri götürülüyor. Ertesi sabah mahkum ölü olarak bulunuyor ve nedeni de aşırı derecede kan kaybı olarak belirleniyor.

Yani işin özü neye inanırsak başımıza o geliyor bu yüzden başımıza neyin gelmesini istiyorsak ona inanmayı öğrenmemiz gerekir.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr

Sizin Bağlanma Stiliniz Ne?

  Bağlanma teorisi, genlerimize işlenmiş yakınlık kurma ihtiyacını ele alır. Evrimsel olarak hayatımızdaki bazı bireyleri seçip ayırmaya ve değerli kılmaya programlıyız. Bir eşe bağlı olacak şekilde yetiştirildik. Bu ihtiyaç rahimde başlar ve ölünce sona erer.

   3 farklı bağlanma stili vardır.

1. Güvenli Bağlanma: Bu bağlanma stiline sahip biriyseniz, güvenilir, tutarlı ve güven telkin eden birisiniz demektir. Yakınlıktan kaçınmaz ve şüpheci davranışlar sergilemezsiniz. Bu bağlanma stiline sahip ilişkilerde her şey çok yolundadır, ilişki doyumu oldukça yüksektir. Eğer partnerlerden biri kaygılı ve güvensizse korkmayın, güvenli bağlanma stiline sahip birey onu da doyumu yüksek olan bir ilişkinin içine çekiyor ve sizi güvensizliklerinizden arındırıyor.
Bu kişiler kendilerine ve partnerlerine güveniyor, ilişki içerisinde daima açık iletişimden yana oluyor, kendini ifade etmekten ve sorunları çözmekten kaçınmıyor, ilişki içindeki kararları daima ortak almak istiyor.

2. Kaygılı Bağlanma: Eğer bu bağlanma stiline sahipseniz partnerinize yakınlık kurmayı çok seviyorsunuz ama onun size sizin ona yakın olduğunuz kadar yakın olmayacağından korkuyorsunuz demektir. İlişkiniz duygusal enerjinizin çoğunu tüketiyor ve partnerinizin davranışlarındaki ufak tefek dalgalanmaları fazla kişiselleştiriyorsanız, ilişki içerisinde fazlaca olumsuz duygu hissediyor ve moraliniz hemen bozuluyorsa siz muhtemelen kaygılı bağlanma stiline sahip birisiniz. İlişki içerisinde sıklıkla trip atıyor sonrasında söylediklerinizden ve yaptıklarınızdan pişman oluyorsunuz ama partneriniz size fazlasıyla güven verdiğinde kaygılarınızdan arınıyor ve memnun hissediyorsunuz.

3.  Kaçıngan Bağlanma: Bağımsızlığına düşkün olan bu kişiler partneriyle yakın olmak istemesine rağmen fazla yakınlıktan rahatsızlık duyar ve partnerini hep belli bir mesafede tutmak ister. Bu kişiler ilişkilerine çok fazla kafa yormazlar ve reddedilmeyi çok kafaya takmazlar. İlişkideki sınırın aşılmasından çok hoşlanmayan bu kişiler duygusal açıdan da partnerlerine uzaktır. 

Sevgilerimle
Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

İlişkinin Gereksinimleri

  İnsan canlısının evlilikten beklentisinin ayarsızlığını, evlenmiş olan herkes bilir. Sevilmek, hem de beğenilmek, onaylanmak, cinsel yönden çekici bulunmak, sözü dinlenmek-önemsenmek, ailelerin sevilmesi yahut sevilmiyorsa fark ettirilmemesi, parasal ortaklık.. Ve asıl bomba bunların hepimiz tarafından koşulsuz ve her zaman istenmesi demiş sevgili Dr. Gülcan Özer kitabında.

  İlişkiyi sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmenin elbette ki birçok unsuru var. Aslında birçoğumuzun bildiği fakat uygulama noktasında hayata geçiremediği. Peki bunlar neler?

Saygı: Size saygı duymayan birine olan sevginiz zaman içerisinde azalarak biter dolayısıyla ilişkinin başlamasında ve devamlılığında saygı istisnasız ön koşul.

Sevgi: Sevgi bir ilişkinin yakıtıdır. Hataları tolere edebilmenin, fedakarlık yapabilmenin, iletişebilmenin, sırf onu seviyorsunuz diye sevmediğiniz, istemediğiniz birşeyi o istiyor diye yapabilmenizin olmazsa olmazıdır.

Romantizm: Uzun soluklu bir ilişki hayal ediyorsanız sıradanlıktan uzak kalmak zorundasınız. Romantizm ille de mum ışığında yemek yemek, hergün ellerinde çiçeklerle gelmek demek değildir. Olağanın dışında yaptığınız, ilişkinizi sıradanlıktan kurtaracağınız herhangi bir şey romantizm sayılabilir. Hergün aşkım dediğiniz birine birgün de hayatım demek, hergün mutfakta yemek yemek yerine birgün de salonda yemek yemek gibi.

Doğru cinsellik: Doğru rollerde sevişiyor musunuz? Sosyal kimlikleriniz yatak odanızın dışında kalıyor mu? Kadın da erkek te kendi rolünde sevişmeli. Partnerinize kendinizi anne gibi ya da baba gibi hissettirecek davranımlarda bulunmayın. Partnerinizin bireysel ihtiyaçlarını karşılamayın, bunlar kadını kadın rolünden çıkarıp anne rolüne geçirir bu da sizin kadınsı imajınızı zedeler.

Değer görme: Kendimi değersiz hissediyorum. Bunu eminim ilişkinizin bir evresinde hepiniz söylemişsinizdir. Ama değerli hissetmeniz için partnerinize neler yapması gerektiğini birçoğunuz söylememişsindir. İletişime açık olun, beklentilerinizi dile getirmekten kaçınmayın.

Sadakat: Sadakatsizlik.. Partnerinizin bilgisi dahilinde olmayan, onu üzecek ilişkinize zarar verecek herhangi bir davranış. İlişki içinde mutsuzluğa ve derin problemlere yol açar.

Doğru iletişim: Bütün problemlerin asıl nedeni. İLETİŞİMSİZLİK.. Konuşmak, anlamak, anlatmak, dinlemek, uygulamaya çalışmak, anlamadığında tekrar tekrar sormak. İletişimin önündeki engelleri keşfetmek, ortadan kaldırmaya çalışmak gerekirse bir uzmandan destek almak önemli.

Kaliteli zaman: Aynı anda aynı şeyi yapabilme becerisi. Tabi aynı anda televizyon izlemek telefonla vakit geçirmek buna dahil değil. Ama karşılıklı susmak kaliteli zamana dahil. Bunu yaşam biçimi haline getirebilmelisiniz. Zamanını ve aktivitesini ortak olarak ayarlayabilmelisiniz.

Uygun ideal ortam: Eğer ailenizle aynı apartmanda ya da yakınlarında oturuyorsanız bunun sınırını çok iyi korumalısınız. Aileler ya da üçüncü kişiler ilişkiye müdahil olmamalı. Sorunlar daima iki kişi arasında çözülmeli. 

Sevgilerimle
Uzm. Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Aldatmanın Nedenleri

 Kişinin yakın ilişki kurduğu partneri dışında 2. bir şahsa karşı duygusal ve cinsel anlamdaki ilgi ve yakınlığına aldatma diyoruz. Aldatma 4 çeşittir.

Duygusal Aldatma: Yakın ilişki kurduğu partneri dışında ötekine karşı duyduğu salt duygu ve ilgi. Fiziksel bir birlikteliği içermez. Kişi seviyordur, bazen karşılıklı bazense platoniktir.

Cinsel İçerikli Aldatma: Partneri dışında kişinin ötekine karşı duyduğu cinsel anlamdaki ilgi ve yakınlık. Mastürbasyon yaparken başka birini düşünmek bile aldatmadır. Kadınların %40ı Erkeklerin %80 i aldatıyor.

Pasif Aldatma: Eyleme geçmemiş duygusal ve cinsel aldatma biçimine denir. Birinin ilgisinden hoşlanma, birini takip etmekten hoşlanma gibi.

Aktif Aldatma: Partneri dışındaki kişiye duymuş olduğu fiziksel duygusal ve mekânsal anlamdaki ilgi duyma biçimi.

Peki ya kişiler neden aldatıyor?
Aile baskısıyla yapılan gönülsüz evliliklerde kişilerden biri aldatıyor.
Pasif, bağımsız ve sorumluluk almayan partnerler aldatıyor.
Fiziksel şiddete maruz kalan partnerler aldatıyor.
Eşlerden birinin alkol ya da başka bir bağımlılık yapıcı madde kullanımı varsa zaman içinde aldatmalara sebep oluyor. (Kumar, porno, oyun)
Aşırı kıskanç ve pornografik bağımlılığı olan partnerler aldatıyor.
Erkeğin ya da kadının başka adamlara ya da kadınlara ilgi gösterip eşine göstermemesi aldatmaya sebep oluyor.
Aile çatışmalarında ne olursa olsun annesini tutan eşini savunmayan kişiler aldatıyor.
Eşin uzun süre evden ayrılmasını gerektirecek işler yapması aldatmaya sebep oluyor.
Eşleriyle kaliteli zaman geçiremeyen eşler aldatıyor.
Uzun süre baskı altında kalan partnerin statü anlamında yükselmesi durumunda aldatma görülüyor.
Eşinden başka hiç flörtü olmamış kişiler aldatıyor.
Doğum sonrası rollerle ilgili sıkıntılar ve cinsel anlamdaki uzaklaşmalar.
Cinsel açıdan tatminsizlik  ve doyumsuzluk.
Etrafında eşini aldatan kişinin çok olması aldatmalara sebep oluyor.
Sosyo ekonomik problemler ilişkinin bozulmasına ve aldatmaya sebep oluyor.

Sevgilerimle 
Uzm. Klinik Psikolog/İlişki ve Cinsel Terapisti
Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Duygusal Açlık Nedir?

Duygusal yeme nedir?
   Sürekli birşeyler yemek istiyorum.
   Tok olduğumu farketsemde yemek yemeye devam ediyorum diyorsanız duygusal yeme bozukluğu olabilirsiniz.
   Bu bozukluğa sahip kişiler, çevrelerinden görmedikleri ilgi ve sevgiyi kendilerine verebilmek için yemek yemenin vermiş olduğu o zevkten faydalanırlar.
   Eğer sizde diyetisyene gidiyorsanız, diyetisyenden fayda görmenize rağmen diyete devam edemiyorsanız. Kilolu olmaktan hoşlanmıyor ama buna rağmen yemek yemeye devam ediyorsanız, yazımı okumaya devam edin.

Duygusal Yemenin Nedenleri
   Yalnızlık, ilgi ve sevgi ihtiyacı, negatif duygulardan kurtulmak.
   Pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme. (kutlamalar)
Kendimizi kötü hissettiğimizde negatif duygulardan kurtulmak için kendimizi yemek yemeye veririz. Daha sonra her negatif duygumuzda o duygudan kurtulmak için yemek yemeye başvururuz ve böylece bir kısır döngünün içine düşmüş oluruz.
Kutlamalar gibi ödül amaçlı yenilen yemeklerden sonra gelen pozitif duygu hissi kişiyi bir süre sonra tekrar o duyguyu yaşaması için yemek yemeye sevk eder.

Duygusal Yemenin Tedavisi
   Yemek yemenize sebep olacak duyguları keşfedin ve bu duyguların temeline inin. Sizi tetikleyen duygu yalnızlık mı? Sosyalleşmeye çalışın. Sevgisizlik mi? Kendinizle barışın ve sevilmeye değer yönlerinizi farkedin. Bütün bunları tek başınıza yapamazsanız bir psikologdan destek almayı deneyin.

Sevgilerimle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Çocuklarda Şiddet Davranışı

 Birçok ebeveyn çocuklarının kendilerine ya da akranlarına şiddet uyguluyor olmasından şikayetçi. Bu soruna sebep olan birçok etken var. Çocuğun ebeveyni tarafından şiddet görmesi, ebeveynler arası şiddet, çocukla kurulan sağlıksız iletişim, boşanmalar, sevgisizlik ve ilgisizlik gibi. Bu yazımda size şiddet davranışına yol açan iletişim engellerinden bahsedeceğim.

Emir vermek ve yönlendirmek: Çocuklar bu tutum karşısında duygularının önemsenmediğini ve söylenileni yapmak zorundaymış gibi hisseder.

Ahlak dersi vermek: Bu tür bir iletişim çocuğa yapmamalısın etmemelisin mesajı verir, bu da çocuğu ebeveyne karşı koymaya zorlar.

Göz dağı vermek, uyarmak: Çocuk isteklerine saygı duyulmadığını düşünür ve bu durum karşısında çocukta öfke ve düşmanlık oluşur.

Öğüt vermek: Çocuğun problemlerini kendi kendine çözemeyeceğine inanıldığını gösterir.

Yargılamak: Çocuğun kendini yetersiz ve değersiz görmesine sebep olur.

Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar.

Aşırı övgü: Aşırı övgü çocukta sürekli beklentiye sebep olur. Benliğiyle bağdaşmayan övgü ise çocukta kızgınlığa sebep olur.

Sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında öfkelenir ve bu durum onda güvensizlik ve kuşkuculuk oluşturur.

Söz verip tutmamak, oyalamak: Böyle durumlarda çocuklar anne babalarının onları umursamadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirirken daima ciddidir. Onları geçiştirmek, alay etmek çocukta itilmişlik duygusuna sebep olur.

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Sevgililer Gününde Yalnızlık

 Kendisiyle gurur duyan çocuklar mutludur ve başarılı olma olasılığı yüksektir. Özgüvenli çocukların sevme, öğrenme, üretme becerileri diğer çocuklara nazaran daha güçlüdür. Bu yeteneklere sahip çocukların gelecekteki yaşamlarında oldukça pozitif bir kişilik özelliğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynler çocukların özgüven gelişiminin ilk ve en önemli basamağıdır. Bu yüzden onların payı bu anlamda oldukça büyüktür.

  Peki aileler bu gelişimi desteklemek için neler yapmalı?

1. Onu koşulsuz sevmelisiniz. Çocuğunuz ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi hissetmelidir. Ör; Odanı dağıtmana rağmen, notlarının kötü olmasına rağmen, seni çok seviyorum gibi. Eğer çocuğunuzun yanlış davranışlarını düzeltmek istiyorsanız, doğru davranışları için ona teşekkür etmeli ve doğru davranışı sürdürmesini sağlamalısınız. Sürekli kötü davranışını vurgulayarak iyi davranış geliştirmesini bekleyemezsiniz.

2. İstekleriniz konusunda açık olun. Çocuğun olumsuz davranışı yerine mutlaka alternatif önerilerde bulunun. Örneğin; Mutfakta portakallardan futbol oynamaya çalışan bir çocuğa hadi gel beraber onlardan portakal suyu sıkalım sana masal okurken sende onu içersin diyebilirsiniz.

3. Çocuğunuzu aktif olarak dinleyin. Çocuğunuz size bir şey söylemek istediğinde başka bir şeyle ilgilenmeden tamamen çocuğunuza odaklı onu dinlemelisiniz. Eğer uygun değilseniz, seni yarım saat sonra dinleyeceğim şuanda bir işle meşgulüm şeklinde cevap verip daha sonra da mutlaka söz verdiğiniz saatte onu dinlemelisiniz.

4. Çocuğunuzun her duygusunu önemseyin. Size komik ya da saçma gelen duygular onlar için önemli olabilir. O yüzden onu karşınıza alın ve duygusuyla ilgili onun anlayacağı dilden konuşun. Duyguları ciddiye alınan çocuk kendini ifade etmekten ve duygularını yaşamaktan korkmaz.

5. Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuklar kötü şeyler yaptıklarında ilgi çekmek isterler, iyi şeyler yaptıklarında da aileleri onları görsün ve takdir etsin isterler. Bu yüzden küçük bile olsa yaptığı şeylerle ilgili pozitif geri bildirimlerde bulunun ve onu teşvik edin.

6. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Çocuklar onlarla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlarlar. Bir elinizde telefon diğer taraftan çocuğun oyununa katılmaya çalışırsanız bu onu tatmin etmez, onlarla gerekirse sadece yarım saat ama çocuk odaklı oyunlar oynayın, yürüyüş yapın, parka gidin.

7. Çocuğunuzun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin. Ebeveyn olarak bazen onun yapamayacağını düşündüğünüzden bazen de sabırsızlıktan onların yerine bir işi yapıyor olabilirsiniz. Bu, çocuğunuza ‘’sen bunu yapamazsın’’ mesajı verebilir ve onun özgüvenini zedeleyebilir. Bu yüzden çocuğunuzu bazı şeyleri tek başına yapabilmesi için yüreklendirmelisiniz.

8. Çocuğunuza saygı gösterin. Bir şeye karar vermeden önce onunda fikrini alın. Bazı konularda kararı onun vermesine izin verin, kararında payınızın olmasını istiyorsanız ona sınırlı seçenek sunun. Örneğin; Parka giderken bu iki kıyafetten hangisini giymek istersin.

9. Çocuğunuzla daima göz seviyesinde konuşun. Bu onunla daha yakın bir ilişkiniz olmasını sağlayacaktır.

10. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Başkasıyla kıyaslanan çocuklar kendilerini yetersiz hissederler bu da onların öfkeli ve mutsuz olmasına sebep olur.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.tr

10 Adımda Özgüvenli Çocuk

 Kendisiyle gurur duyan çocuklar mutludur ve başarılı olma olasılığı yüksektir. Özgüvenli çocukların sevme, öğrenme, üretme becerileri diğer çocuklara nazaran daha güçlüdür. Bu yeteneklere sahip çocukların gelecekteki yaşamlarında oldukça pozitif bir kişilik özelliğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynler çocukların özgüven gelişiminin ilk ve en önemli basamağıdır. Bu yüzden onların payı bu anlamda oldukça büyüktür.

  Peki aileler bu gelişimi desteklemek için neler yapmalı?

1. Onu koşulsuz sevmelisiniz. Çocuğunuz ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi hissetmelidir. Ör; Odanı dağıtmana rağmen, notlarının kötü olmasına rağmen, seni çok seviyorum gibi. Eğer çocuğunuzun yanlış davranışlarını düzeltmek istiyorsanız, doğru davranışları için ona teşekkür etmeli ve doğru davranışı sürdürmesini sağlamalısınız. Sürekli kötü davranışını vurgulayarak iyi davranış geliştirmesini bekleyemezsiniz.

2. İstekleriniz konusunda açık olun. Çocuğun olumsuz davranışı yerine mutlaka alternatif önerilerde bulunun. Örneğin; Mutfakta portakallardan futbol oynamaya çalışan bir çocuğa hadi gel beraber onlardan portakal suyu sıkalım sana masal okurken sende onu içersin diyebilirsiniz.

3. Çocuğunuzu aktif olarak dinleyin. Çocuğunuz size bir şey söylemek istediğinde başka bir şeyle ilgilenmeden tamamen çocuğunuza odaklı onu dinlemelisiniz. Eğer uygun değilseniz, seni yarım saat sonra dinleyeceğim şuanda bir işle meşgulüm şeklinde cevap verip daha sonra da mutlaka söz verdiğiniz saatte onu dinlemelisiniz.

4. Çocuğunuzun her duygusunu önemseyin. Size komik ya da saçma gelen duygular onlar için önemli olabilir. O yüzden onu karşınıza alın ve duygusuyla ilgili onun anlayacağı dilden konuşun. Duyguları ciddiye alınan çocuk kendini ifade etmekten ve duygularını yaşamaktan korkmaz.

5. Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuklar kötü şeyler yaptıklarında ilgi çekmek isterler, iyi şeyler yaptıklarında da aileleri onları görsün ve takdir etsin isterler. Bu yüzden küçük bile olsa yaptığı şeylerle ilgili pozitif geri bildirimlerde bulunun ve onu teşvik edin.

6. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Çocuklar onlarla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlarlar. Bir elinizde telefon diğer taraftan çocuğun oyununa katılmaya çalışırsanız bu onu tatmin etmez, onlarla gerekirse sadece yarım saat ama çocuk odaklı oyunlar oynayın, yürüyüş yapın, parka gidin.

7. Çocuğunuzun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin. Ebeveyn olarak bazen onun yapamayacağını düşündüğünüzden bazen de sabırsızlıktan onların yerine bir işi yapıyor olabilirsiniz. Bu, çocuğunuza ‘’sen bunu yapamazsın’’ mesajı verebilir ve onun özgüvenini zedeleyebilir. Bu yüzden çocuğunuzu bazı şeyleri tek başına yapabilmesi için yüreklendirmelisiniz.

8. Çocuğunuza saygı gösterin. Bir şeye karar vermeden önce onunda fikrini alın. Bazı konularda kararı onun vermesine izin verin, kararında payınızın olmasını istiyorsanız ona sınırlı seçenek sunun. Örneğin; Parka giderken bu iki kıyafetten hangisini giymek istersin.

9. Çocuğunuzla daima göz seviyesinde konuşun. Bu onunla daha yakın bir ilişkiniz olmasını sağlayacaktır.

10. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Başkasıyla kıyaslanan çocuklar kendilerini yetersiz hissederler bu da onların öfkeli ve mutsuz olmasına sebep olur.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Dikkat Eksikliği Nedenleri ve Belirtisi

 Dikkat eksikliği günümüzde hızla yayılan bir sorun haline geldi. Bunun birçok nedeni var: Beslenme, uyku düzensizliği, internet-tablet kullanımı, yanlış eğitim uygulamaları, aşırı ders yükü gibi..

Dikkat Eksikliğinin Belirtileri:
Eşyalarını sık sık kaybeder.
Ödevlerini yaparken odaklanamaz, çalışmasını sonuca götüremez.
Arkadaşlarıyla oynarken belirli bir eğlenceyi sürdüremez.
Oyun ve ödevlerden sık sık kaçmaya çalışır.
Okulda verilen ödevleri unutur, sık sık dalar.
Aynı hatayı sık sık tekrarlar.
Dinlemez ya da dinlemiyor gibi yapar.
Çok basit işlem hataları yapar.
Soruları okumadan cevaplar.

Hiperaktivite Belirtileri: 
Her şeyi ellemek, tutmak ister.
Dur, yapma gitme gibi emirlere uymak istemez.
Oturduğu yerden kıpırdar ve sallanır.
Sürekli ayağa kalkar ve yürümek ister.
İnatlaşır, yapma denileni yapmak ister.
Gördüğü her şeyin içine bakmak ister.
İstedikleri olmazsa tutturur.
Çok hızlı ve yüksek sesle konuşur.

Eğer yukarıdaki belirtiler çocuğunuzda varsa çocuğunuzda dikkat eksikliği ve hiperaktivitebozukluğu olabilir. Mutlaka bir uzmandan destek alınız. Çünkü bu bozukluk çocuğunuzun akademik başarısını olumsuz etkilediği gibi sosyal yaşantısına da engel olur.

Bu çocuklar nasıl beslenmeli?
  Balık omega 3 bakımından zengin olduğundan hem bellek sorunlarına hem de dikkat eksikliği ve konsantrasyon sorunlarına iyi gelir. Omega 3 bakımından zengin olan diğer besinler de (ceviz, köy yumurtası, et) mutlaka çocukların beslenme alışkanlığına kazandırılmalıdır. Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Çocuğa şeker ve şeker içeren besinleri yasaklanmalıdır. (meşrubatlar, meyve suları, çay bazlı içecekler, tatlılar, şekerlemeler) Paketlenmiş gıdalar, fast foodlar, trans yağ içeren yiyecekler ve gıda boyalarından çocuklar uzak tutulmalıdır.

Ailelere Öneriler:
 
Çocuğunuzun ilgi duyduğu konularla akademik konuları birleştirmeye çalışın çünkü çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Çocuğunuza çok dikkatsizsin, kırk kere söyledim neden dikkat etmiyorsun gibi cümleler kurmayın. Bu çocuğun dikkatini toplamasına sebep olmaz aksine çocukta yetersizlik ve beceriksizlik duygusunu pekiştirir. Çocuğunuzun küçükte olsa doğru davranışını vurgulayın, bu onu cesaretlendirecek ve özsaygısını geliştirecektir. Bu çocukların dikkati çok çabuk dağıldığından, ders çalışma ortamı iyi düzenlenmeli, dağınık olmamalı, iyi aydınlatılmalı ve havalandırılmış olmalıdır. Çalışma masası yemek ve oyun için kullanılmamalıdır. 


Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Sertleşme Bozukluğu Nedir?

  Sertleşme Bozukluğu

  Sertleşme bozukluğuna sahip kişiler bir cinsel aktiviteyi başlatacak ve sürdürecek yeterli ereksiyona sahip değillerdir. Her erkek hayatının bir döneminde ereksiyon sorunu yaşayabilir, bu gayet olağan bir durumdur. Fakat bu durum cinsel birleşmeyi sık sık engelliyorsa tedavi kaçınılmazdır. 
 
Sertleşme bozukluğunun birçok nedeni vardır.
Nedenleri
1) Stres, maddi sorunlar, eşler arasındaki anlaşmazlıklar, kişinin baskı altında hissetmesi, performans kaygısı, eşin hamile kalmasından korkuyor olmak,ruhsal sorunlar, cinsellikle ilgili yanlış inançlar.
2) Erken boşalma, cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları
3) Aşırı sigara, alkol ve madde kullanımı
4) İlaçların yan etkisi
5) Tansiyon, şeker, böbrek, akciğer gibi kronik hastalıklar

Tedavisi; Öncelikle sertleşme bozukluğunun sebebinin araştırılması gerekir. İlk aşamada bir üroloğa gidebilir ve psikolojik kökenli mi yoksa başka bir nedene mi bağlı öğrenebilirsiniz. Daha sonrasında eğer hormon bozukluğuna bağlı bir sertleşme bozukluğu var ise ilaç desteği ile tedavi alabilir fakat psikolojik kökenli ise uzman bir psikolog ya da psikiyatristten cinsel terapi ile tedavi olabilirsiniz.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Ayrılık Acısıyla Baş Etmenin Yolları

 Bir daha hiçkimseyi sevemeyeceğinizi düşündüğünüz o acı evresi ayrılığın genelde olmazsa olmazıdır. Elbette ki diğer bütün duygular gibi biten bir ilişkinin ardından ağlamak üzülmekte gayet sağlıklıdır. Fakat bu süreç gereğinden fazla uzadıysa ve yaşam kalitenizi oldukça kötü etkiliyorsa bir uzmandan destek almakta fayda var. 

Ayrılık Acısıyla Baş Etme Listesi

1- Ayrılığı kabullenin: Onunla kurmuş olduğunuz bütün hayallerin yarım kaldığını biliyorum fakat o hayalleri tekrar tekrar düşünmenin, acaba tekrar barışır mıyız diye hayaller kurmanın size bir faydası olmayacak. O yüzden öncelikle onun numarasını rehberinizden silmekle başlayın. Böylece pişman olacağınız bir konuşma yapmamış olursunuz. Hem de sürekli online mı acaba, kiminle konuşuyor, yoksa bir başkası mı var kaygılarından kurtulmuş olursunuz.

2- Kendinize zaman ayırın: Belki de sevgilinizle beraberken yapamadığınız birçok şey vardı. Şimdi onları eyleme geçirmenin tam sırası. Yeni hobiler edinin, doğa yürüyüşlerine çıkın. Evde battaniyenin altına gizlenip sürekli uyumak depresif bir ruh haline girmenize sebep olacak.

3– Onunla gittiğiniz her yere yeni anılar atfedin: Eminim yürüdüğünüz yol bile size onu hatırlatıyordur. Şimdi o yollarda sevdiğiniz arkadaşlarınızla yürümeli ve o yollara farklı anılar kaydetmelisiniz. Aksi halde gittiğiniz kafeler, şehirler, parklar, bahçeler size hep onu hatırlatacak.

4- Acınızı sevdiğiniz insanlarla paylaşın: Sevdiğiniz insanlara üzüntünüzden bahsetmek sizi biraz olsun rahatlatacaktır. Ama bunu yaparken dikkatli olmalısınız, her dakika ondan bahsetmek anılarınızı canlı tutacak ve acı çekme sürecinizi uzatacaktır.

5- Sosyal medyadan bir süre uzak durun: Acaba nereye gitmiş, kiminle gitmiş, kimi eklemiş, bensiz mutlu mu diye sürekli stalk halinde olmanızın size hiçbir faydası olmayacak. O yüzden ya sosyal medya hesabınızı bir süre dondurun ya da onun profilinden bir süre uzak durun.
 
İlişkilerin başlaması kadar bitmesi de normaldir aslında. Evet, kimse ilişkisi bitsin diye başlamaz ama ilişkinin içinde yaşanılan o süreçte kişiler birbirlerini yakından tanır, uyum içinde olmak için çaba sarfeder. O uyum süreci kişiler için oldukça kritiktir. Çünkü her iki tarafında beklentileri, istek ve arzuları birbirinden farklıdır. Eğer ilişki içerisinde kişilerin gereksinimleri sağlanmıyorsa, doğru iletişim kurulamıyorsa ve kişiler artık mutsuzluğa sürüklenip hergün kavga etmeye başlıyorsa bazen bitirmek daha sağlıklıdır.

Sevgilerle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Instragram: psk.gulcinkeskin 

Porno Bağımlısı mısınız?

Bağımlılık nedir? 
  Bir kişiye ya da bir nesneye duyulan karşı konulamaz istek, bir nevi onsuz olamama hali olarak bilinir. Eğer durum kişinin kontrolünden çıkıyorsa ve artık kişi iradesi dışı davranmaya başlıyorsa bir bağımlılıktan söz edebiliriz.

  Her porno izleyen porno bağımlısı mı? Hayır. Ama aşırı pornografik yayın izlemek beynin sinirsel yollarını yeniden oluşturarak, daha önce uyarı veren sahnelerin ve davranışların zamanla uyarı veremez bir hale gelmesine yol açabiliyor. Yani daha önce cinsel birleşmeden ve farklı uyaranlardan etkilenen kişi artık her fırsatta porno izliyor ve mastürbasyon yoluyla orgazm olmayı tercih ediyor dolayısıyla partnerinden uzaklaşıyor.

Porno Bağımlılığı Kriterleri Nelerdir?
1 Bu kişiler tüm vaktini internet başında pornografik yayınlar izleyerek geçirir.
2 Tek başına kalmayı tercih eder ve odasından çıkmaz hale gelir.
Partneriyle ve çocuklarıyla ilişkisi bozulur.
4 Partneriyle sex yapmayı bırakır.
5 Mastürbasyonu cinsel ilişkiye tercih eder.
6 Sosyal hayattan kopar, işini ihmal etmeye başlar.

Porno Bağımlılığı Tedavisi Nedir?
Porno izlediğiniz zamanları dolduracak yeni hobiler geliştirin, spor yapın, müzik dinleyin, doğa yürüyüşlerine çıkın, ailenizle ve dostlarınızla keyifli vakit geçirin ve porno erişimini ortadan kaldırın. 
Eğer tek başınıza mücadele edemiyorsanız mutlaka bir psikologdan destek alın.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Cinsel İsteksizliğin Nedenleri ve Belirtisi

Cinsel isteksizlik cinsel işlev bozuklukları arasında en sık görülenidir. Kadınların ortalama %33 ünde görülür.

Peki cinsel isteksizlik nedir?
Cinsel isteksizlik; yeterli cinsel uyarana ve fantaziye rağmen cinsel isteğin azalması ya da hiç olmaması durumudur.

Peki cinsel isteksizliğin nedenleri nelerdir?
Fizyolojik nedenleri:
Troid hastalığı
Şeker hastalığı
Rahmin alınması
Vajinismus
Alkolizm
Menopoz
Hormonal dengesizlikler
Lohusalık ve emzirme dönemleri
Multipl skleroz
Parkinson
Kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliği
Vajinal mantar
Vajen enfeksiyonları ve cinsel hayatı etkileyecek diğer jinekolojik rahatsızlıklar.
Psikolojik Nedenler:
Anksiyete
Depresyon
Cinsel travmalar (taciz,tecavüz)
Aşırı stres
Eşler arasındaki çatışmalar ve geçimsizlikler
İlişkiye gerekli özenin gösterilmemesi
Cinsel ilişkinin günah ya da suç olduğunun düşünülmesi

Cinsel isteksizlik %99 psikolojik bir sorundur. Sadece %1 lik bir kısmında fizyolojik problemler görülmektedir.

Cinsel isteksizliğin Tedavisi: Genellikle psikolojik kökenli olan cinsel isteksizliğin birincil tedavi yöntemi cinsel terapidir. Tedavinin amacı öncelikle cinsel isteksizliğin nedenini belirlemek daha sonrasında çiftlerle birlikte tedaviyi sürdürmektir. Tedavinin amaçlarından bir diğeri ise çiftler arasındaki ilişkisel sorunları saptamak ve yeniden düzenlemek daha sonrasında da cinsel istek ve talep konusunda bir dengenin sağlanmasıdır. Cinsel isteksizliğe neden olan cinsel bilgi eksikliğinin tamamlanması ve cinsellikle ilgili yanlış inanışların yeniden revize edilmesidir.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Stresle Mücadele Yöntemleri

Stres neredeyse hayatımızın olmazsa olmazı. Gerek iş hayatı gerek özel hayatımız çoğu zaman beraberinde stresi getiriyor ve strese maruz kalan vücut belli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ne yazık ki stres hem yaşam kalitemizi bozuyor hemde ilişkilerimizin zedelenmesine neden oluyor. Bu nedenle sizlere stresle baş etmeniz için belli yöntemlerden bahsedeceğim.1.Beslenmenize özen gösterin. Bazı yiyecekler stresi tetikler.(fast food, alkol, bol şeker ve tuz, kafein, yapay tatlandırıcılar) . Bu nedenle stresi tetikleyen besinlerden uzak kalın ve sağlığınıza iyi gelecek, stresini hafifletecek besinler tüketmeye gayret edin.
2.Hergün egzersiz yapın. Düzenli egzersiz vücudun strese verdiği tepkiyi azaltır ve daha mutlu olmanızı sağlar.
3.Zamanınızı iyi kullanın. İş hayatında çoğu kişinin yaşadığı bir strestir işi yetiştirememe kaygısı. Bu nedenle planlı olun, işinize ne zaman başlayacağınıza nasıl sürdüreceğinize dair bir plan oluşturun ve işinizi bitirene kadar planınızdan vazgeçmeyin.
4. Olaylara bakış açınızı değiştirin. Bizi strese sokan şeyler genelde olaylar değil olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Yaşadığınız olayları farklı açılardan değerlendirin, muhtemelen stresinizin azaldığını farkedeceksiniz.
5.Gülümseyin. Siz gülümsediğinizde endorfin hormonu salgılanır ve bu da beyine etki eder. Bu sayede kendinizi mutlu hissedersiniz. 
6.Düzensiz bir uyku stresin tetikleyicisidir. Uykunuzu düzene sokun, uyuduğunuz ortamı elinizden geldiğince konforlu hale getirin ve deliksiz bir uyku çekin.
7.Hayır demeyi öğrenin. Her şeye evet demek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz şeylere evet demek ve onları yapmak zorunda hissetmek sizi strese sokar.
8.Gevşeme tekniğini ve solunum egzersizlerini öğrenin. Stres anında solunum artar, kan basıncı ve kan şekeri yükselir. Gevşeme hareketiyle birlikte kan basıncınız ve kan şekeriniz düşer, kaslar rahatlar ve stresin verdiği tepkiler azalır.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
Mental Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Mail; bilgi@gulcinkeskin.com.tr
www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Othello Sendromu Nedir?

Adını Shakespearein Othello adlı eserinden alan othello sendromu sevdiğini hastalık derecesinde kıskanma durumudur. Günümüzde 3.sayfa haberlerinde sık rastladığımız kıskançlık cinayetlerinin sebebi olan othello sendromu tedavi edilmediğinde kişiler için tehlike oluşturan bir durumdur. Peki othello sendromu nedir, belirtileri nelerdir? bir bakalım.
1. Aşırı derecede her şeyden ve herkesten kıskanma. Giyilen bir bluzden, ses tonundaki farklılıktan, bir telefon konuşmasından bile aldatıldığını düşünen kişi her fırsatta eşinin telefonunu karıştırır sürekli olarak onu kontrol altında tutmak ister, ona ulaşamadığında kafasından onlarca senaryo geçer ve kafasından geçen senaryolar için delil aramaya başlar.
2. Kısıtlama. Partnerinin onsuz bir yere gitmesini istemez, sosyal hayatına, arkadaş çevresine karışır. Her fırsatta kendini onun yanında bulur. Evden çıkmasını ve başkalarıyla görüşmesini engellemeye çalışır hatta gerekirse bunun için şiddete bile başvurur.
3. Aldatılmaktan aşırı derecede korkma.
4. Partnerine kendini değersiz hissetmesi için sürekli hakaret etme.
5. Kontrolsüz ve aşırı tepki. En ufak bir şeyde bile (perdenin açık olması gibi) aşırı şüphe duyup aldtıldığını düşünen kişi partnerini sorguya çekip hırpalayabilir.
Peki othello sendromunun sebebi nedir?Çeşitli araştırmalar beynin sağ frontal lobunun düzgün çalışmamasının othello sendromuna neden olabileceğini öne sürüyor. 
Eşinin onu aldattığını düşünen kişi elinde hiçbir kanıt olmaksızın aldatıldığını kanıtlamak için sürekli bir arayış içindedir. Gerekirse onu takip eder ama aklından geçenleri ispatlayana kadar asla durmaz.
Bu rahatsızlığın tedavisi için ilk önerilen psikiyatrik tedavidir. Tedaviye ek olarak psikoterapi ve çift terapiside gidişatın düzelmesi için faydalı olacaktır.

Sevgilerle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Şiddetli Geçimsizlik

Genellikle çift terapilerinde sorunun ne olduğunu sorduğumda ilk duyduğum şeydir bu. ”Anlaşamıyoruz, burasıda çözüm olmazsa avukata gideceğiz zaten.” Çözümü kendi içinde bulamayan çiftler genellikle sürekli çatışır, ilişkileri kopma noktasına gelir. Peki şiddetli geçimsizliğin asıl sebebi ne? Biz şiddetli geçimsizliği nasıl sağlıklı bir geçimlilik haline dönüştürüyoruz? Gelin bundan biraz bahsedelim.
Tartışmak elbette ki sağlıklı bir davranıştır ama tartışmanın sonucu sürekli karşıdakini suçlamaya varıyorsa, kişiler sürekli geçmişteki hataları gündemin orta yerine koyuyorsa ve tartışmaya çözüm aramak yerine sürekli tartışmayı alevlendiriyorsa biz buna şiddetli geçimsizlik diyoruz. Çünkü bu kişiler tartışmanın amacını daima haklı olmak olarak görüyor ve dolayısıyla kendini haklı çıkarmak için sürekli karşıdakinin hatalarını ısıtıp ısıtıp partnerinin önüne sunuyor ee haliyle partneride karşı atak olarak savunmaya geçiyor.
Tartışmalarınızın amacı hiçbir zaman karşınızdakini suçlamak olmasın. İnsanlar hata yapar, eğer yanlış olarak değerlendirdiğiniz bir hata görüyorsanız bunu aynı gün içerisinde partnerinizle konusup onu suçlamadan, yargılamadan nasıl düzeltebileceğiyle ilgili çözüm odaklı bir konuşmaya davet edin. Karşımızdakinin sessiz sakin hatasını anlamasını beklersek hele bir de o bunu anlamazsa her tartışma da sen zamanında bunu da yapmıştın zaten diye, tartışmayı içinden çıkması mümkün olmayan bir hale getirirsiniz
Peki neleri düzeltirsek şiddetli geçimsizliği sonlandırırız bir bakalım.
1. Öncelikle partnerinizi tüm sakinliğinizle dinleyin. O kendini anlattıktan sonra böyle mi söylemek istedin diye anladığınız şeyi teyit ettirin daha sonrasında konuyla ilgili bir eleştiriniz varsa karşınızdakini kırmadan ve yargılamadan kendi fikrinizi sunun.
2. O anda konuştuğunuz konunun dışında başka konuları gündeme taşımayın, bu o andaki sorunun da çözülmesine engel olur ve karşınızdakini kızdırabilir.
3. Tartışmanın alevleneceğini yani birbirinizi kıracağınızı anladığınız anda, şuan da kendimi bu konuyla ilgili konuşabilecek kadar sakin hissetmiyorum bana biraz izin ver sakinleştiğimde bu konuyla ilgili tekrar konuşalım deyip farklı bir odaya geçip sakinleşene kadar partnerinizle konuşmayın, nefes egzersizi yapın, konuyu tekrar değerlendirin ve sakinleştiğinizde aynı konuyu konusmak için partnerinizin yanına gidin.
4. Rahatsız olduğunuz şeyleri siz söylemeden anlamasını beklemek yerine ona anlatmayı tercih edin. 
5. Tartışmalarınızda kıyas yapmayın ve üçüncü kişileri tartışmanıza dahil etmeyin. 
6. Amacınız haklı çıkmak ya da tamamiyle karşınızdakini haksız çıkarmak olmasın.
7. Partnerinizin aklını okumaya çalışmayın. ”Sen bunu söyledin ama ben senin bunu aslında ne niyetle söylediğini biliyorum, benim canımı acıtmak istiyorsun” gibi.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
instagram; psk.gulcinkeskin

Öfkeyi Kontrol Etmenin 5 Yolu

 Öfke, üzülmek gülmek, ağlamak kadar insani bir duygudur. Yalnızca kontrolden çıktığı zaman yıkıcı bir etkiye sahip olan öfke, çevrede ve kişilerde kalıcı etkilere sebep olabiliyor.
Dr. Charles Spielberger, öfkenin genellikle dışa vurulamayan, gerçek duyguların birikimi sonucu kişide patlama etkisi yarattığını söylüyor. Yaşamımız gereği gerek iş gerek özel hayat ve çevresel bazı faktörlerden dolayı sık sık öfkelenebiliyoruz. Bizim amacımız öfkeyi tamamen yok etmek değil onu kontrol altında tutabilmek. Eğer öfkemizi neyin tetiklediğini bulursak onun bizi tekrar etkilememesini sağlayabiliriz.

Gelelim öfkeyi kontrol etmenin 5 yoluna;
 1) Diyaframdan soluk alın. Göğsünüzden aldığınız soluk sizi rahatlatmaz. Kendinizi telkin edecek sözlükleri tekrarlayın.”rahatla, umursama” gibi. Hayal gücünüzle kendinizi rahat ve huzurlu hissettiğiniz yerlere gidin ve eğer gidebiliyorsanız yogaya gidin. Yoga kaslarınızı gevşetir ve yatışmanızı sağlar.
 2) Öfkelendiğimiz zaman her şeyi felaketleştiririz. Bütün düşünceleri abartır, genelleştirir ve daha dramatik hale getiririz. Bu düşüncelerimizin yerini daha rasyonel düşüncelerin almasını sağlarsak duygularımızın değişmesini de sağlayabiliriz. Örneğin; ”Her şey mahvoldu, bu durumu asla düzeltemeyeceğim” yerine ”Bu durum beni alt üst etti ama dünyanın sonu değil, öfkelenmem sorunu gözümde daha da büyütmeme sebep oluyor, sakinliğimi koruyup olayın çözümüne yönelik düşünmeliyim.” diyebiliriz.
  3) Öfke esnasında kişiler sonuca odaklanır ve hemen eyleme geçmek ister. Eğer öfkeliyken çok şiddetli bir tartışma içerisindeyseniz hemen eyleme geçmek yerine öncelikle karşınızdaki insanı sabırla ve yargılamadan dinleyin daha sonra söylemek istediklerinizi karşınızdaki insanı suçlamadan söyleyin. Sağlıklı ve yapıcı bir iletişim için sakinliğimizi korumak zorundayız aksi halde çözüm odaklı bir konuşma yapamadığımız gibi öfkemizi daha da şiddetli hale getirmemize sebep olabiliriz.
4) Çevrenizi değiştirin. Bazı durumlarda içinde bulunduğumuz ortam öfkemizi körükleyebiliyor. Eğer böyle durumlarda ortamdan 15 dakika kadar uzaklaşıp sakin kalmaya çalışırsanız, geriye dönüp öfkenizi karşınızdaki insana daha doğru şekilde ifade edebilirsiniz.
 5) Alternatif düşünün. Genellikle trafik hepimizi öfkelendiren bir sorundur hele ki büyük şehirlerde, hatta hepimiz billiyoruz ki çoğu kişi öfkesine hakim olamayıp bu öfkeyi kavgayla sonlandırabiliyor. Böyle durumlara maruz kalmamak için hergün aynı yolu tercih etmek yerine yolunuzu değiştirip trafiğin daha sakin olduğu yerlere yönelebilirsiniz.Alternatif çözümler üretmek her zaman size iyi gelecektir.
Öfke sizi değil, siz öfkeyi kontrol edin!

SevgilerimleUzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail: bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin