Mutlu Cinselliğin 9 Sırrı

Cinsellik mutlu bir evliliğin temel gereksinimidir, fakat cinselliği yapmış olmak için yapmak temel gereksinimi karşılamak anlamına gelmez, ki bu oran özellikle uzun süreli evliliklerde oldukça yüksek. Evlilikte aşkın ve tutkunun bitişine sebep olan monoton cinselliğin esasen türlü faydaları var fakat bu yazımda faydalarından ziyade sizin cinselliğinizi nasıl monotonluktan kurtarıp daha tutkulu daha keyifli daha sağlıklı yaşayabileceğinizin yollarından bahsedeceğim.

   1.Penisin erekte olması, vajinanın ıslanmış olması ne kadının ne erkeğin cinselliğe hazır olduğu anlamına gelmez bu yüzden sevişmeden önce partnere uyarılıp uyarılmadığını sormak, uyarılmak için nelere ihtiyacı olduğunu öğrenmek, erojen bölgelere daha fazla dokunmak, beklentilerin konuşulması, ön sevişmenin uzun tutulması size doyumlu cinselliğin kapılarını aralayacaktır.

   2.Kadının cinsel doyuma ulaşmasının yolu duygusal yönden sevildiğini arzulandığını değerli olduğunu hissetmesi gerek. Eğer sevişeceğiniz günün sabahında eşinize kaba davrandıysanız, onu incittiyseniz telafi etmediyseniz o gece eşinizle doyumlu bir cinsellik yaşamanız neredeyse imkansız.

   3. Türkiye de özellikle kız çocuklarının yetiştirilmesine bağlı olarak cinsel ihtiyaçların, beklentilerin dile getirilmesi epey zor. İşte bu yüzden kadınlar cinsel birliktelik esnasında talep etmekle ilgili zorluk çekeceğinden, erkeklerin kadınların yaptıklarını gözlemlemesi ve aynısını ona yapması uygun olabilir. Elbette ki cinsel iletişimin artması birinci tercihimizdir. Taleplerin, kaygıların rahatlıkla dile getirilmesi ve reddedilmesi gibi..

   4. Erkekler uyarılması seviyeleri arttıkça daha sert ve daha hızlı davranırlar halbuki kadınlar özellikle klitoral uyarılması esnasında daha yavaş hareketler hoşlanırlar.

   5. Cinsel doyuma ulaşmak bilinenin aksine boşalmaktan geçmiyor, elbette boşalmakta bunun bir parçası fakat ön sevişmenin uzun tutulması, boşalmaya fixe olunmaması, ön sevişme esnasında hislerin karşılıklı olarak paylaşılması her iki taraf içinde eşşiz bir haz sunacaktır.

   6. Cinsellik her zaman fiziksel haz için gerekli değildir. Bazı zamanlar duygusal olarak haz almak, partnerle bir olmak, yakınlığı arttırmak, sevildiğini ve arzulandığını hissetmek için de gereklidir.

   7. Erken boşalma günümüzde birçok erkeğin ortak sorunu, bunun için türlü yöntemler denense de bu yöntemler eğer cinsel terapi değilse çoğunlukla çiftlerin cinsel doyuma ulaşmasının önünde büyük engel. Erken boşalmayı denetim altına almak için erkeğin sonuca değil sürece adapte olması, pelvik tabanını gevşek tutması, yavaşlaması uygun olacaktır. Elbette cinsel terapi ile de bu süreyi 30 dakikaya çıkarması çift için en iyi yöntem olacaktır.

   8. Erkekler bir kere boşaldıktan sonra refrektar döneme girerler yani cinsel açıdan duyarsız oldukları döneme. Kadınlarsa aynı cinsel döngü içerisinde birden fazla orgazma ulaşabilirler. 

  9. Cinselliğinizi monotonluktan kurtarmak için rutinin dışına çıkın. Farklı yerlerde sevişin, farklı pozisyonlar deneyin, farklı rollere girin, partnerinize erotik mesajlar atın. Unutmayın bu partnerle yıllarca sevişmeyi düşünüyorsanız tutkuyu diri tutmanız şart.

Sevgiler

Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist

Gülçin Keskin

Mastürbasyon Bağımlılığı

Mastürbasyon bağımlılığı aşırı ya da kompulsif mastürbasyon anlamına gelir. Cinsel davranışlarını kontrol edemeyen kişilerin günlük hayatları bundan oldukça olumsuz etkilenir.

Mastürbasyon zararlı bir aktivite değildir hatta bilinen birçok faydası da vardır fakat kontrol çıkmış bir mastürbasyon eylemi yani aşırı derecede yapılan mastürbasyon kompulsif hale gelebilir ve mastürbasyon bağımlılığına neden olabilir.

Semptomlar; Düzenli olarak yapılan her mastürbasyon sizi mastürbasyon bağımlısı yapmaz fakat aşağıdaki semptomların sizde olduğunu düşünüyorsanız bu konuda yardım almanız gerekebilir

-Mastürbasyon zamanınızın çoğunu alıyorsa

-Kişisel ya da iş hayatınız bundan olumsuz etkileniyorsa

-Yüz yüze aktiviteler yerine mastürbasyon yapmayı tercih ediyorsanız (partnerle olmak yerine mastürbasyon yapmayı tercih etmek gibi)

-Kendinizi umumi tuvaletlerde ya da halka açık alanlarda mastürbasyon yaparken buluyorsanız

-Olumsuz duygularla baş etmek için mastürbasyon yapıyorsanız

-Mastürbasyon sırasında ya da sonrasında kendinizi suçlu ya da üzgün hissediyorsanız

-Kendinizi sık sık düşünürken buluyorsanız

Etkileri;

-Daha düşük cinsel tatmin

-Azalmış özgüven

-Kişisel ilişkiler, iş ilişkileri ve yaşamın diğer alanlarının bundan olumsuz etkilenmesi

Tedavi; Kendi başınıza çözemediğiniz bir mastürbasyon sorununuz varsa bir cinsel terapistten destek almanız gerekebilir.

Sevişmenin Önündeki Engeller

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile yemek içmekle aynı öneme sahip olan cinsellik ne yazık ki toplumumuzda kökleşmiş bir tabu. Yıllardır süregelen ayıp yasak kavramlarının altına gizlenen cinsellik ne konuşuluyor ne de doğru dürüst yaşanabiliyor. Peki hayatta kalmak için gerekli olan diğer ihtiyaçlarımız kadar önemli olan cinselliği sizce neden sağlıklı şekilde yaşayamıyoruz? Gelin nedenlerine bir bakalım..

Cinsel organlarımızı çok küçük yaşlarda keşfetmiş olmamıza rağmen ne ailemiz ne de okullarda buna dair eğitimler neredeyse hiç verilmedi, ee durum böyle olunca iş başa düştü tabii.. Herkes hakkında bir şeyler duydu, konuştu, anlattı. Kimi çok acılıymış dedi kimi çok kanıyormuş dedi kimi bekaret dedi kimi seninkinin boyu kaç dedi. Böyle böyle konuşurken öyle derin mitler oluştu ki, daha deneyimlemeden hakkında çok kötü bilgilere sahip olduk ve korktuk. Sonra dedik neymiş bu nasıl yaşanırmış bir bakalım… Pornolara yöneldik, gizli saklı mastürbasyonlara yöneldik, aman yakalanmayalım dedik. Cinselliği pornodakiler gibi sandık, deneyimleyince hiç öyle olmadığını gördük, yeri geldi hayal kırıklığına uğradık. Ee mastürbasyonu korkudan hızlı yaptık sonra erken boşalır olduk. Cinselliği çok acılı bir şey sandık vajinismus olduk, partnerimiz erken boşalınca isteksiz olduk. O ilk öğretilerimiz bizi nasıl da cinsel işlev bozukluklarına itti gördük mü?

Cinsellik ucu bucağı olmayan bir alan. Keşfe açık konuşmaya açık bir alan. Fakat kaçımız keşfediyoruz, kaçımız konuşuyoruz derseniz epey azınlıktayız. Cinsel iletişimimizin az olması bu alanın geliştirilmemesine ve renksizleşmesine sebep oluyor. Durum böyle olunca kişiler yaşadıkları cinsellikten zaman içerisinde tatmin olmamaya başlıyor.

Gelelim cinselliğin ilişkisel boyutuna. İlişkimizde bir şeyler yolunda gitmediğinde bilin bakalım bundan ilk etkilenen neresi oluyor? Tabii ki CİNSELLİK. O yüzden iyi bir cinsellik için iyi bir ilişki dinamiğine de ihtiyacınız var. Eğer cinselliğinizde yolunda gitmeyen şeyler varsa önce kendinize şunu sorun, ilişkimizde her şey yolunda mı? Birbirimizi yeteri kadar anlıyor muyuz? Kendimi değerli hissediyor muyum? Partnerimle duygularımı rahatlıkla paylaşabiliyor muyum? Ona güveniyor muyum? İşin özü biri kötüyse diğerini de bozuyor. İlişkiniz ve cinselliğiniz bir bütündür, biri kötüyken diğerinin iyi olmasını bekleyemezsiniz.

SEVİŞMEK BİR SANATTIR. Fantezi ister, rol oyunları ister, romantizm ister, seks oyuncakları ister, öz bakım ister, ön sevişme ister.

Sağlıklı bir cinsellik sadece vajen penis birlikteliği değildir. Birlikteliğin niteliği oldukça önemlidir ve niteliği belirleyen şeyler geçmiş bilgilerimiz, deneyimlerimiz ve bugün ki yaşantımızdır. Sevişmenin önündeki engelleri kaldırmanın ilk basamağı iletişim kurmaktır. Bu basamak size farkındalık kazandıracak ve gerekli yol haritasının çizilmesi için zemin hazırlayacaktır.

Sevgiyle kalın
Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist
Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Intagram: psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Düzenli Seksin Faydaları

Biliyoruz ki seks haz almanın en keyifli yollarından biri, bu sayede hem duygusal hem fiziksel bir doyuma ulaşıyoruz. Bütün bunlara ek olarak düzenli olarak seks yapmanın bize türlü faydaları var.

Orgazm olmak kan akışını hızlandırır ve dolaşımı arttırır. Bu sayede beyne giden kan miktarı artar ve kanın taşıdığı oksijen miktarı beyin hücrelerine daha fazla ulaşır. Bununla birlikte anlama, düşünme gibi bilişsel becerilerimiz gelişir. Bunun yanı sıra bir çok ruhsal sorunun iyileşmesine yardımcı olur.

Düzenli olarak seks yapmanın sağlığımıza bir çok faydası var.

1.Bağışıklık sistemini güçlendirir. Düzenli seks yapmak antikorların daha fazla salgılanmasını sağlar, bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirir ve bizi mikrop, virüs gibi bakterilerden korur.

2.Kalp krizi riskini azaltır. Biliyorsunuz ki orgazm esnasında östrojen ve testosteron hormonları salgılanır. Bu hormonların azlığı kalp krizi riskini arttırdığı için çokluğu kalp krizi riskini azaltacaktır.

3.Felç riskini azaltır. Düzenli olarak seks yapmak yüksek tansiyonu önler, bunun sebebi seks esnasında kan dolaşımının artması ve kan basıncının azalmasıdır. Bu sayede düzenli olarak seks yapmak felç olma riskinin azalmasını sağlar.

4.Ağrıları azaltır. Seks yaparken salgılanan oksitosin ve endorfin hormonları ağrıların azalmasına yardımcı olur. Ayrıca oksitosin hormonunun yaraları iyileştirici bir etkisi de vardır.

5.Cildi güzelleştirir. Seksin kan dolaşımını arttırdığını artık biliyorsunuz. Artan kan dolaşımı cilt hücrelerine daha fazla oksijen gitmesini sağlar. Ayrıca kolajen üretimini arttırır ve böylece cildin daha genç bir görünüme kavuşmasını sağlar.

6.Formda olmanızı sağlar. Seks yapmak egzersiz yapmakla aynı anlama gelir. Yarım saat seks yapmak ortalama 100 kalori yakmanızı sağlar.

7.Regl dönemini düzenler ve ağrınızı hafifletir. Düzenli seks demek dengeli hormonlar demek. Dengeli hormonlar sayesinde regl dönemleriniz düzenli aralıklarla olur.

8.Uyku problemlerinize yardımcı olur. Seks sonrası salgıladığınız prolaktin hormonu gevşemenizi ve rahatlamanızı sağlar. Bu sayede uykuya geçişiniz kolaylaşır ve uyku kaliteniz artar.

9.Mutlu eder. Seks esnasında salgılanan endorfin hormonu sizi mutlu eder.

10.Sağlıklı bir ilişki sağlar. Düzenli seks partnerlerin birbirlerine olan güvenlerini, sevgilerini ve bağlılıklarını arttırır. Böylece ilişkilerinde yaşadıkları sorunlarla baş etme konusunda onlara kolaylık sağlar.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist
Gülçin Keskin
Instagram: psk.gulcinkeskin
www.gulcinkeskin.com.tr

Cinsellikte Altın Kurallar


Cinselliğin yemek, içmek gibi bir gereksinim olduğunu hepimiz biliyoruz ve tabii evliliğin sağlıklı devamlılığı için olmazsa olmazı olduğunu da. Cinsellik birçok insan için hala tabu, bu tabular çoğu kişide cinsel işlev bozukluğuna yol açıyor ve kişilerin cinsel hayatlarını baştan aşağı olumsuz etkiliyor. Peki cinselliğin ilişkinin üzerindeki etkisi ne dersiniz? İyi bir cinsel ilişki evliliği yüzde 10 etkilerken kötü bir cinsellik evliliği tam yüzde 90 olumsuz etkiliyor. İşte bu yüzden sevişmenin önündeki engelleri ve onları nasıl düzelteceğinizi kısa başlıklar halinde anlatacağım.

İletişim

İlişkide her kişinin farklı bir aileden farklı bir kültürden ve farklı bir yaratılıştan geldiğini kabul edersek her ikisinin de cinsel bilgilerinin ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu anlayabiliriz. İletişim diyorum çünkü anlatmadan anlaşılmanın bir yolu yok. Partnerinizle cinsellikle ilgili bir kaygınız varsa ya da bir travmanız varsa paylaşmanızı öneririm. Partnerinizin cinsellik esnasında nasıl davranmasını ya da davranmamasını istiyorsanız bununla ilgili geribildirim vermelisiniz. Cinsel fantezileriniz, favori pozisyonlarınız ve farklı beklentileriniz varsa bunları anlatmak cinsel sorunlarınızı aşmanıza yardımcı olacaktır. Konuştuğunuz müddetçe birbirinize uyumlanmanın bir yolunu elbet bulursunuz.

Uygun ideal ortam

Kendinizi rahat hissetmediğiniz bir yerde veya bir zamanda sevişmeniz size kaygılı hissettirir ve kaygılanmak ereksiyon kaybına ya da boşalma sorunlarına yol açabilir.

Aşk oyunları

Uzun süren birlikteliklerde cinsellik belli bir zamandan sonra monotonlaşmaya başlar. Taraflar ilk zamanlarda hissettikleri heyecanı kaybettikleri için cinsel birlikteliğin sıklığı azalır ve kişiler birbirlerinden uzaklaşmaya başlar. İşte bu noktada aşk oyunlarının devreye girmesi ve cinsel hayatlarının renklenmesi gerekiyor. Peki aşk oyunları deyince aklımıza neler geliyor? Partnerinizle her zaman yatak odasında sevişiyorsanız bu kez bir sevişme organize edip otelde sevişebilirsiniz. Birbirinize erotik masajlar yapabilir, partnerinizi tahrik etmek için ona erotik notlar bırakabilirsiniz. Farklı erotik kıyafetler giyebilir, seks oyuncakları kullanabilirsiniz. Bilirsiniz ki kadınlar duygusallıktan ve romantizmden pek hoşlanırlar. Partnerinize küçük hediyeler alarak, onunla tanıştığınız ilk günü ona anlatarak aşkınızı tekrardan alevlendirebilirsiniz.

Kendini tanıma ve kendinle barışık olma

Kendimizi tanımada  neyden keyif aldığımızı bilmeden bir başkasının bütün bunları bilmesini istiyoruz. Cinsel fantezilerimizi bilmeden, vücudumuzun hangi bölgesinin bize en çok uyarı verdiğini bilmeden partnerimizin bütün bunları anlamasını ve uygulamasını bekliyoruz. Vajina ya da penisten utanıyoruz ama bunu dile getiremediğimiz için karanlıkta sevişmeyi talep ediyoruz. Yetiştiğiniz kültür dolayısıyla cinsellik sizin için utanç ve suçluluk verici bir eylem olabilir ama böyle hissederken cinsellikten keyif almak pek mümkün değil. Kendinizi ve partnerinizin bedenini keşfetmelisiniz. Eğer utanç ve suçluluk duygularınız fazlaysa cinsel terapiste gitmenizde fayda var.

İlişkisel sorunlar

İlişkiniz cinselliğinizden bağımsız değildir, eğer orada bir şeyler yolunda değilse cinselliğinizde de yolunda olmayacaktır. Partnerinize karşı hissetmiş olduğunuz kırgınlık, kızgınlık, güvensizlik gibi duygular sizin cinsel olarak isteksiz olmanıza sebep olacaktır. Eğer ki cinselliğinizde bir sorun varsa önce ilişkinizde her şeyin yolunda olup olmadığını bir kontrol edin.

Cinselliğe odaklanın

Cinsel eylem içerisinde olmak için sadece bedensel olarak değil, ruhsal olarak DA hazır olunmuşluk gerekli. Bazen iş yerinde yaşadığınız bir gerginlik bile cinsellik esnasında eyleme odaklanmama ve boşalmamaya sebep olabilir. Dikkatinizi partnerinize, dokunmaya ve dokunulmaya vermeye çalışın. Cinsellik esnasında cinsellik dışı bir şey düşünmek ereksiyon kaybına ya da orgazm olamamaya sebep olabilir. Bu yüzden gerçekten sevişmek için uygun bir ruh hali içerisinde değilseniz sevişmeyi reddedebilirsiniz.

Ön sevişme

Dokunmanın, okşamanın, öpüşmenin vermiş olduğu keyif reddedilemeyecek kadar büyük. Buradan aldığınız zevk hem birleşmeden alınan keyfi katbekat artıracak hem de birleşmeye fizyolojik ve ruhsal olarak hazırlanmayı sağlayacak. Birbirinize uyum sağlamanız ve cinsel yaşamınızın keyifli olması için ön sevişmeyi uzun tutmanız oldukça önemli.

Yukarıda söz ettiğim önerileri denediyseniz ve buna rağmen yolunda gitmeyen bir cinsel yaşantınız varsa sorunla ilgili bir cinsel terapistten destek almanızı öneririm.

Sınav Kaygımı Nasıl Yönetirim?

Maalesef ki pandemi sürecinde yaşadığınız stresin üzerine bir de sınav kaygısı eklendi. Bu hepiniz için oldukça yorucu bir süreç. Hepinizin çok emek verdiğini biliyorum, bu emeklerin karşılığını birkaç saate sığdırmak zorunda kalmanın vermiş olduğu endişeyi de farkındayım ama bir şekilde bunu yönetmek zorundayız. Kaygı, her zaman çok zararlı bir duygudur diyemeyiz, hatta bazen yapıcı etkileri bile vardır. Ama bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağınız kaygısı beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız, üstelik bu kaygı gündelik işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme içmenizi etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav yaklaştıkça uyku tutmuyorsa, sınava girerken elleriniz titremeye başlıyor, beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyorsanız, heyecandan soruları okusanız bile anlamıyor defalarca okuma gereği görüyorsanız sınav kaygınız var demektir.

Peki sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

Öncelikle Fizyolojik belirtilerinden bahsetmek istiyorum;

Kalp atışlarının hızlanması
Solunum hızlanması
Terleme, titreme, ateş basması
Kaslarda gerginlik
Baş ağrısı ve dönmesi
Kusma, ishal, sık idrara çıkma vb. sindirim problemleri
Konsantrasyon bozuklukları

Duygusal belirtileri;

-Korku
-Karamsarlık
-Gerginlik
-Sinirlilik
-Panik
-Heyecan
-Endişe

Davranışsal belirtileri;

-Ders çalışmayı ertelemek
-Ders çalışmaktan kaçmak
-Ders çalışmayı bırakmak
-Sınavları yarıda bırakmak
-Sınavlara girmemek

Sınav kaygısının nedenleri;

Aile tutumları

-Anne babanın çocuğu yaşıtlarıyla ve kardeşleriyle kıyaslaması.
-Çocuktan yüksek başarı beklentileri.
-Çocuğun başarılarının ödüllendirilmesinde yetersizlik.
-Anne babanın baskıcı otoriter tutumu.
-Anne babanın; evham, endişe, karamsarlık, aşırı hırs gibi davranışlara model olması.

Kişilik özellikleri

-Kişinin rekabetçi, takıntılı, inatçı, mükemmeliyetçi oluşu.

Sosyal nedenler

-Öğretmen, arkadaş, akraba ve komşuların yanlış tutumları (kıyas, takdir etmeme, yüksek beklenti, sınavın yüceltilmesi vb.)

Zihinsel faktörler

-Kendi başarısı hakkında olumsuz düşünceler, ‘Ne yaparsam yapayım başarısız olacağım.’
-Sınav hakkında gerçek dışı düşünceler, ‘Bu sınavda aldığım not hayatımı belirleyecek.’

Sınav kaygısı ile baş etme yöntemleri;

Sınavdan önce

-Sınava tam çalışıp hazırlanmış olarak girin.
-Sınava uykunuzu almış olarak girin.
-Kaygıyı yoğunlaştıran kahve, alkol, sigara, çok baharatlı yiyecekler ve şekerden uzak durun; taze sebze ve meyve tüketin
-Sınav yeri ve zamanı hakkındaki bilgileri önceden öğrenerek kesinleştirin
-Sınav öncesi kaygınızı arttıracak davranışlardan uzak durun; son ana kadar ders çalışmak, sınav yerine geç gitmek vb.
-Sınavda yapacaklarınızı planlayın; sürenizi nasıl değerlendireceğiniz, nereden başlayacağınız vb.
-Sınava girmeden gevşeme egzersizleri yapın.

Sınav sırasında

-Sınav hakkındaki tutumunuzu sorgulayın.
-Bilemediğiniz ya da hatırlayamadığınız sorular da olabileceğini kabullenerek kendinizi telkin edin.
-Soruları dikkatlice okuyarak, yapamadığınız sorularla inatlaşıp zaman kaybetmeyin
-Duruş ve pozisyonunuzu değiştirerek, rahatlamaya çalışın
-Sınavdan erken çıkanları takip etmeyin, kendinizi başkalarıyla değil kendinizle kıyaslayın
-Sınav esnasında yorulduğunuzu ve gerildiğinizi hissettiğinizde sınavı bir kenara bırakıp, mola verin.

Kaygıyı azaltmak için pek çok rahatlama ve gevşeme tekniği geliştirilmiştir. Bunlardan en bilinen ve uygulaması nispeten kolay olan birkaç tekniği siz de kolayca uygulayabilirsiniz.

Nefes Egzersizleri

Doğru nefes almak damarları genişleterek kanın-dolayısıyla oksijenin-vücudun en uç noktalarına kadar ulaşmasını sağlar. Unutmayın; İyi bir nefes ağır, derin ve sessiz olandır.

1. AŞAMA

Sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi ise göğsünüzün üstüne koyun ve gözlerinizi kapatın.

2. AŞAMA

Ciğerlerinizi iyice boşaltın. Bunu yaparken ciğerlerinizi zorlamayın, nefesi itmeden kendiliğinden çıkarın.

3. AŞAMA
Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir”, “ikii” diye İçinizden sayarak ciğerlerinizin bütününü doldurun.

4. AŞAMA
Kısa bir süre bekleyin.

5. AŞAMA

“Biir”, “ikii” diye sayarak nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın.

6. AŞAMA

Yeni bir nefes almadan iki saniye bekleyin.

7. AŞAMA

Aynı kurallara uyarak bir tekrar daha yapın.

Dikkat: İkinci tekrardan sonra mutlaka en az 4-5 defa normal nefes alın. Aksi halde başınız dönebilir. Aralıklı olarak günde en az 40 defa bu egzersizin yapılması faydalıdır.

Örnek:

Koltuğunuza yaslanın. Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin. Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin. Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

Seksüel Performans Anksiyetesi

  Cinsellik hepimizin hayatında oldukça önemli bir yere sahip. Hepimiz bunu yaşarken keyif almaktan yanayız. Fakat seksüel performans anksiyeteniz varsa durum maalesef böyle olmuyor. Bu anksiyeteye sahip kişiler keyif almaktan çok nasıl göründüğü ile ilgileniyor. Sürekli bunu düşündükleri için artık seksten kaçar hale bile gelebiliyor. Cinsellik sadece fiziksel bir reaksiyondan ibaret değildir uyarım emosyonlarınıza da  bağlıdır. Eğer zihniniz cinselliğe odaklanamayacak kadar stresliyse bedeninizde maalesef heyecanlanmayacaktır.

Seksüel performansınızı etkileyecek bir çok farklı kaygı türü vardır.
    Partnerini tatmin edememe korkusu.
    Kilolu olma hakkındaki endişeler.
    İlişkideki problemler.
    Penis boyu ile ilgili endişeler.
    Erken boşalma kaygısı.
    Kadınlarda orgazm olamama endişesi.


  Zihnimizin tahrik olmamız üzerindeki etkisi oldukça büyük. Cinsel açıdan oldukça çekici bulduğunuz biriyle bile olsanız partnerinizi memnun edemeyeceğinize dair bir endişeniz varsa bu durum imkansız hale gelebilir. Erkeklerde stres hormonlarının etkilerinden biri de kan damarlarının büzülmesidir. Penise giden az kan ereksiyonu zorlaştırır. Kadınlarda ise vajinal kuruluğa sebep olur, bu da ilişkiye girmeyi zorlaştırır. Anksiyete hem kadının hem erkeğin cinsel arzusunu söndürebilecek kadar etkilidir. Performansınız hakkında endişeleniyorsanız, sevişmeye konsantre olamazsınız bu yüzden uyarım gerçekleşse bile ne yazıkki orgazm olamazsınız. Eğer sizin de seksüel performans anksiyeteniz varsa alanında uzman bir cinsel terapistden destek alınız.

Sevgiler

Uzm.Klinik Psikolog/Cinsel Terapist
Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Kendini gerçekleştiren kehanet kişinin başına gelmesinden korktuğu şeylerin bir şekilde başına gelmesi durumudur. Kişi bunu elbette isteyerek yapmaz ama kişilik özelliği sürekli olarak negatif düşünmeye meyilli biri başına kötü şeylerin geleceğine inanır. Hepimiz bazen ne kadar şanssızım her şey beni buluyor ben resmen uğursuzum, kimse beni sevmiyor gibi sözcükler sarf ederiz ve sonunda sarf ettiğimiz şeyler bizim gerçekliğimiz olur. Artık inandığımız şeyi gerçekleştirmeye yönelik davranmaya başlarız. Kimsenin bizi eğlenceli ve sevecen bulmadığını düşünüyorsak o zaman bunu gerçekleştirmek adına somurtkan asık suratlı ve sevimsiz biri haline dönüşürüz, sürekli problemler yaratırz ve gerçekten bizi inandığımız biri gibi görmelerini sağlarız sonra da işte haklıymışım deyip kendi davranışlarımız konusunda içgörü geliştirmeyiz.

Kendini gerçekleştiren kehanete bir örnek verecek olursak bilim adamları bir araştırma yapıyorlar, araştırma için idam cezası almış bir mahkum buluyorlar. Mahkuma bilim ve insanlık için çok önemli bir araştırma yaptıklarını, ancak bu araştırmada eğer kabul ederse çok ciddi bir beyin operasyonu geçireceğini, operasyondan sonra kanamasının devam edeceğini ve aynı gün öleceğini söylüyorlar. Zaten 3 gün sonra idam edilecek mahkum ölmeden önce bilime bir faydamız olsun diye düşünerek araştırmaya katılmayı kabul ediyor. Ertesi gün mahkum cezaevinden bayılarak çıkartılıyor, fakat kendisine hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Mahkuma ayıldığında operasyonun yapıldığı söyleniyor ve tekrar cezaevine geri götürülüyor. Ertesi sabah mahkum ölü olarak bulunuyor ve nedeni de aşırı derecede kan kaybı olarak belirleniyor.

Yani işin özü neye inanırsak başımıza o geliyor bu yüzden başımıza neyin gelmesini istiyorsak ona inanmayı öğrenmemiz gerekir.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr

Sizin Bağlanma Stiliniz Ne?

  Bağlanma teorisi, genlerimize işlenmiş yakınlık kurma ihtiyacını ele alır. Evrimsel olarak hayatımızdaki bazı bireyleri seçip ayırmaya ve değerli kılmaya programlıyız. Bir eşe bağlı olacak şekilde yetiştirildik. Bu ihtiyaç rahimde başlar ve ölünce sona erer.

   3 farklı bağlanma stili vardır.

1. Güvenli Bağlanma: Bu bağlanma stiline sahip biriyseniz, güvenilir, tutarlı ve güven telkin eden birisiniz demektir. Yakınlıktan kaçınmaz ve şüpheci davranışlar sergilemezsiniz. Bu bağlanma stiline sahip ilişkilerde her şey çok yolundadır, ilişki doyumu oldukça yüksektir. Eğer partnerlerden biri kaygılı ve güvensizse korkmayın, güvenli bağlanma stiline sahip birey onu da doyumu yüksek olan bir ilişkinin içine çekiyor ve sizi güvensizliklerinizden arındırıyor.
Bu kişiler kendilerine ve partnerlerine güveniyor, ilişki içerisinde daima açık iletişimden yana oluyor, kendini ifade etmekten ve sorunları çözmekten kaçınmıyor, ilişki içindeki kararları daima ortak almak istiyor.

2. Kaygılı Bağlanma: Eğer bu bağlanma stiline sahipseniz partnerinize yakınlık kurmayı çok seviyorsunuz ama onun size sizin ona yakın olduğunuz kadar yakın olmayacağından korkuyorsunuz demektir. İlişkiniz duygusal enerjinizin çoğunu tüketiyor ve partnerinizin davranışlarındaki ufak tefek dalgalanmaları fazla kişiselleştiriyorsanız, ilişki içerisinde fazlaca olumsuz duygu hissediyor ve moraliniz hemen bozuluyorsa siz muhtemelen kaygılı bağlanma stiline sahip birisiniz. İlişki içerisinde sıklıkla trip atıyor sonrasında söylediklerinizden ve yaptıklarınızdan pişman oluyorsunuz ama partneriniz size fazlasıyla güven verdiğinde kaygılarınızdan arınıyor ve memnun hissediyorsunuz.

3.  Kaçıngan Bağlanma: Bağımsızlığına düşkün olan bu kişiler partneriyle yakın olmak istemesine rağmen fazla yakınlıktan rahatsızlık duyar ve partnerini hep belli bir mesafede tutmak ister. Bu kişiler ilişkilerine çok fazla kafa yormazlar ve reddedilmeyi çok kafaya takmazlar. İlişkideki sınırın aşılmasından çok hoşlanmayan bu kişiler duygusal açıdan da partnerlerine uzaktır. 

Sevgilerimle
Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

İlişkinin Gereksinimleri

  İnsan canlısının evlilikten beklentisinin ayarsızlığını, evlenmiş olan herkes bilir. Sevilmek, hem de beğenilmek, onaylanmak, cinsel yönden çekici bulunmak, sözü dinlenmek-önemsenmek, ailelerin sevilmesi yahut sevilmiyorsa fark ettirilmemesi, parasal ortaklık.. Ve asıl bomba bunların hepimiz tarafından koşulsuz ve her zaman istenmesi demiş sevgili Dr. Gülcan Özer kitabında.

  İlişkiyi sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmenin elbette ki birçok unsuru var. Aslında birçoğumuzun bildiği fakat uygulama noktasında hayata geçiremediği. Peki bunlar neler?

Saygı: Size saygı duymayan birine olan sevginiz zaman içerisinde azalarak biter dolayısıyla ilişkinin başlamasında ve devamlılığında saygı istisnasız ön koşul.

Sevgi: Sevgi bir ilişkinin yakıtıdır. Hataları tolere edebilmenin, fedakarlık yapabilmenin, iletişebilmenin, sırf onu seviyorsunuz diye sevmediğiniz, istemediğiniz birşeyi o istiyor diye yapabilmenizin olmazsa olmazıdır.

Romantizm: Uzun soluklu bir ilişki hayal ediyorsanız sıradanlıktan uzak kalmak zorundasınız. Romantizm ille de mum ışığında yemek yemek, hergün ellerinde çiçeklerle gelmek demek değildir. Olağanın dışında yaptığınız, ilişkinizi sıradanlıktan kurtaracağınız herhangi bir şey romantizm sayılabilir. Hergün aşkım dediğiniz birine birgün de hayatım demek, hergün mutfakta yemek yemek yerine birgün de salonda yemek yemek gibi.

Doğru cinsellik: Doğru rollerde sevişiyor musunuz? Sosyal kimlikleriniz yatak odanızın dışında kalıyor mu? Kadın da erkek te kendi rolünde sevişmeli. Partnerinize kendinizi anne gibi ya da baba gibi hissettirecek davranımlarda bulunmayın. Partnerinizin bireysel ihtiyaçlarını karşılamayın, bunlar kadını kadın rolünden çıkarıp anne rolüne geçirir bu da sizin kadınsı imajınızı zedeler.

Değer görme: Kendimi değersiz hissediyorum. Bunu eminim ilişkinizin bir evresinde hepiniz söylemişsinizdir. Ama değerli hissetmeniz için partnerinize neler yapması gerektiğini birçoğunuz söylememişsindir. İletişime açık olun, beklentilerinizi dile getirmekten kaçınmayın.

Sadakat: Sadakatsizlik.. Partnerinizin bilgisi dahilinde olmayan, onu üzecek ilişkinize zarar verecek herhangi bir davranış. İlişki içinde mutsuzluğa ve derin problemlere yol açar.

Doğru iletişim: Bütün problemlerin asıl nedeni. İLETİŞİMSİZLİK.. Konuşmak, anlamak, anlatmak, dinlemek, uygulamaya çalışmak, anlamadığında tekrar tekrar sormak. İletişimin önündeki engelleri keşfetmek, ortadan kaldırmaya çalışmak gerekirse bir uzmandan destek almak önemli.

Kaliteli zaman: Aynı anda aynı şeyi yapabilme becerisi. Tabi aynı anda televizyon izlemek telefonla vakit geçirmek buna dahil değil. Ama karşılıklı susmak kaliteli zamana dahil. Bunu yaşam biçimi haline getirebilmelisiniz. Zamanını ve aktivitesini ortak olarak ayarlayabilmelisiniz.

Uygun ideal ortam: Eğer ailenizle aynı apartmanda ya da yakınlarında oturuyorsanız bunun sınırını çok iyi korumalısınız. Aileler ya da üçüncü kişiler ilişkiye müdahil olmamalı. Sorunlar daima iki kişi arasında çözülmeli. 

Sevgilerimle
Uzm. Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Aldatmanın Nedenleri

 Kişinin yakın ilişki kurduğu partneri dışında 2. bir şahsa karşı duygusal ve cinsel anlamdaki ilgi ve yakınlığına aldatma diyoruz. Aldatma 4 çeşittir.

Duygusal Aldatma: Yakın ilişki kurduğu partneri dışında ötekine karşı duyduğu salt duygu ve ilgi. Fiziksel bir birlikteliği içermez. Kişi seviyordur, bazen karşılıklı bazense platoniktir.

Cinsel İçerikli Aldatma: Partneri dışında kişinin ötekine karşı duyduğu cinsel anlamdaki ilgi ve yakınlık. Mastürbasyon yaparken başka birini düşünmek bile aldatmadır. Kadınların %40ı Erkeklerin %80 i aldatıyor.

Pasif Aldatma: Eyleme geçmemiş duygusal ve cinsel aldatma biçimine denir. Birinin ilgisinden hoşlanma, birini takip etmekten hoşlanma gibi.

Aktif Aldatma: Partneri dışındaki kişiye duymuş olduğu fiziksel duygusal ve mekânsal anlamdaki ilgi duyma biçimi.

Peki ya kişiler neden aldatıyor?
Aile baskısıyla yapılan gönülsüz evliliklerde kişilerden biri aldatıyor.
Pasif, bağımsız ve sorumluluk almayan partnerler aldatıyor.
Fiziksel şiddete maruz kalan partnerler aldatıyor.
Eşlerden birinin alkol ya da başka bir bağımlılık yapıcı madde kullanımı varsa zaman içinde aldatmalara sebep oluyor. (Kumar, porno, oyun)
Aşırı kıskanç ve pornografik bağımlılığı olan partnerler aldatıyor.
Erkeğin ya da kadının başka adamlara ya da kadınlara ilgi gösterip eşine göstermemesi aldatmaya sebep oluyor.
Aile çatışmalarında ne olursa olsun annesini tutan eşini savunmayan kişiler aldatıyor.
Eşin uzun süre evden ayrılmasını gerektirecek işler yapması aldatmaya sebep oluyor.
Eşleriyle kaliteli zaman geçiremeyen eşler aldatıyor.
Uzun süre baskı altında kalan partnerin statü anlamında yükselmesi durumunda aldatma görülüyor.
Eşinden başka hiç flörtü olmamış kişiler aldatıyor.
Doğum sonrası rollerle ilgili sıkıntılar ve cinsel anlamdaki uzaklaşmalar.
Cinsel açıdan tatminsizlik  ve doyumsuzluk.
Etrafında eşini aldatan kişinin çok olması aldatmalara sebep oluyor.
Sosyo ekonomik problemler ilişkinin bozulmasına ve aldatmaya sebep oluyor.

Sevgilerimle 
Uzm. Klinik Psikolog/İlişki ve Cinsel Terapisti
Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Duygusal Açlık Nedir?

Duygusal yeme nedir?
   Sürekli birşeyler yemek istiyorum.
   Tok olduğumu farketsemde yemek yemeye devam ediyorum diyorsanız duygusal yeme bozukluğu olabilirsiniz.
   Bu bozukluğa sahip kişiler, çevrelerinden görmedikleri ilgi ve sevgiyi kendilerine verebilmek için yemek yemenin vermiş olduğu o zevkten faydalanırlar.
   Eğer sizde diyetisyene gidiyorsanız, diyetisyenden fayda görmenize rağmen diyete devam edemiyorsanız. Kilolu olmaktan hoşlanmıyor ama buna rağmen yemek yemeye devam ediyorsanız, yazımı okumaya devam edin.

Duygusal Yemenin Nedenleri
   Yalnızlık, ilgi ve sevgi ihtiyacı, negatif duygulardan kurtulmak.
   Pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme. (kutlamalar)
Kendimizi kötü hissettiğimizde negatif duygulardan kurtulmak için kendimizi yemek yemeye veririz. Daha sonra her negatif duygumuzda o duygudan kurtulmak için yemek yemeye başvururuz ve böylece bir kısır döngünün içine düşmüş oluruz.
Kutlamalar gibi ödül amaçlı yenilen yemeklerden sonra gelen pozitif duygu hissi kişiyi bir süre sonra tekrar o duyguyu yaşaması için yemek yemeye sevk eder.

Duygusal Yemenin Tedavisi
   Yemek yemenize sebep olacak duyguları keşfedin ve bu duyguların temeline inin. Sizi tetikleyen duygu yalnızlık mı? Sosyalleşmeye çalışın. Sevgisizlik mi? Kendinizle barışın ve sevilmeye değer yönlerinizi farkedin. Bütün bunları tek başınıza yapamazsanız bir psikologdan destek almayı deneyin.

Sevgilerimle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Çocuklarda Şiddet Davranışı

 Birçok ebeveyn çocuklarının kendilerine ya da akranlarına şiddet uyguluyor olmasından şikayetçi. Bu soruna sebep olan birçok etken var. Çocuğun ebeveyni tarafından şiddet görmesi, ebeveynler arası şiddet, çocukla kurulan sağlıksız iletişim, boşanmalar, sevgisizlik ve ilgisizlik gibi. Bu yazımda size şiddet davranışına yol açan iletişim engellerinden bahsedeceğim.

Emir vermek ve yönlendirmek: Çocuklar bu tutum karşısında duygularının önemsenmediğini ve söylenileni yapmak zorundaymış gibi hisseder.

Ahlak dersi vermek: Bu tür bir iletişim çocuğa yapmamalısın etmemelisin mesajı verir, bu da çocuğu ebeveyne karşı koymaya zorlar.

Göz dağı vermek, uyarmak: Çocuk isteklerine saygı duyulmadığını düşünür ve bu durum karşısında çocukta öfke ve düşmanlık oluşur.

Öğüt vermek: Çocuğun problemlerini kendi kendine çözemeyeceğine inanıldığını gösterir.

Yargılamak: Çocuğun kendini yetersiz ve değersiz görmesine sebep olur.

Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar.

Aşırı övgü: Aşırı övgü çocukta sürekli beklentiye sebep olur. Benliğiyle bağdaşmayan övgü ise çocukta kızgınlığa sebep olur.

Sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında öfkelenir ve bu durum onda güvensizlik ve kuşkuculuk oluşturur.

Söz verip tutmamak, oyalamak: Böyle durumlarda çocuklar anne babalarının onları umursamadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirirken daima ciddidir. Onları geçiştirmek, alay etmek çocukta itilmişlik duygusuna sebep olur.

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Sevgililer Gününde Yalnızlık

 Kendisiyle gurur duyan çocuklar mutludur ve başarılı olma olasılığı yüksektir. Özgüvenli çocukların sevme, öğrenme, üretme becerileri diğer çocuklara nazaran daha güçlüdür. Bu yeteneklere sahip çocukların gelecekteki yaşamlarında oldukça pozitif bir kişilik özelliğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynler çocukların özgüven gelişiminin ilk ve en önemli basamağıdır. Bu yüzden onların payı bu anlamda oldukça büyüktür.

  Peki aileler bu gelişimi desteklemek için neler yapmalı?

1. Onu koşulsuz sevmelisiniz. Çocuğunuz ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi hissetmelidir. Ör; Odanı dağıtmana rağmen, notlarının kötü olmasına rağmen, seni çok seviyorum gibi. Eğer çocuğunuzun yanlış davranışlarını düzeltmek istiyorsanız, doğru davranışları için ona teşekkür etmeli ve doğru davranışı sürdürmesini sağlamalısınız. Sürekli kötü davranışını vurgulayarak iyi davranış geliştirmesini bekleyemezsiniz.

2. İstekleriniz konusunda açık olun. Çocuğun olumsuz davranışı yerine mutlaka alternatif önerilerde bulunun. Örneğin; Mutfakta portakallardan futbol oynamaya çalışan bir çocuğa hadi gel beraber onlardan portakal suyu sıkalım sana masal okurken sende onu içersin diyebilirsiniz.

3. Çocuğunuzu aktif olarak dinleyin. Çocuğunuz size bir şey söylemek istediğinde başka bir şeyle ilgilenmeden tamamen çocuğunuza odaklı onu dinlemelisiniz. Eğer uygun değilseniz, seni yarım saat sonra dinleyeceğim şuanda bir işle meşgulüm şeklinde cevap verip daha sonra da mutlaka söz verdiğiniz saatte onu dinlemelisiniz.

4. Çocuğunuzun her duygusunu önemseyin. Size komik ya da saçma gelen duygular onlar için önemli olabilir. O yüzden onu karşınıza alın ve duygusuyla ilgili onun anlayacağı dilden konuşun. Duyguları ciddiye alınan çocuk kendini ifade etmekten ve duygularını yaşamaktan korkmaz.

5. Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuklar kötü şeyler yaptıklarında ilgi çekmek isterler, iyi şeyler yaptıklarında da aileleri onları görsün ve takdir etsin isterler. Bu yüzden küçük bile olsa yaptığı şeylerle ilgili pozitif geri bildirimlerde bulunun ve onu teşvik edin.

6. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Çocuklar onlarla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlarlar. Bir elinizde telefon diğer taraftan çocuğun oyununa katılmaya çalışırsanız bu onu tatmin etmez, onlarla gerekirse sadece yarım saat ama çocuk odaklı oyunlar oynayın, yürüyüş yapın, parka gidin.

7. Çocuğunuzun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin. Ebeveyn olarak bazen onun yapamayacağını düşündüğünüzden bazen de sabırsızlıktan onların yerine bir işi yapıyor olabilirsiniz. Bu, çocuğunuza ‘’sen bunu yapamazsın’’ mesajı verebilir ve onun özgüvenini zedeleyebilir. Bu yüzden çocuğunuzu bazı şeyleri tek başına yapabilmesi için yüreklendirmelisiniz.

8. Çocuğunuza saygı gösterin. Bir şeye karar vermeden önce onunda fikrini alın. Bazı konularda kararı onun vermesine izin verin, kararında payınızın olmasını istiyorsanız ona sınırlı seçenek sunun. Örneğin; Parka giderken bu iki kıyafetten hangisini giymek istersin.

9. Çocuğunuzla daima göz seviyesinde konuşun. Bu onunla daha yakın bir ilişkiniz olmasını sağlayacaktır.

10. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Başkasıyla kıyaslanan çocuklar kendilerini yetersiz hissederler bu da onların öfkeli ve mutsuz olmasına sebep olur.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.tr

10 Adımda Özgüvenli Çocuk

 Kendisiyle gurur duyan çocuklar mutludur ve başarılı olma olasılığı yüksektir. Özgüvenli çocukların sevme, öğrenme, üretme becerileri diğer çocuklara nazaran daha güçlüdür. Bu yeteneklere sahip çocukların gelecekteki yaşamlarında oldukça pozitif bir kişilik özelliğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynler çocukların özgüven gelişiminin ilk ve en önemli basamağıdır. Bu yüzden onların payı bu anlamda oldukça büyüktür.

  Peki aileler bu gelişimi desteklemek için neler yapmalı?

1. Onu koşulsuz sevmelisiniz. Çocuğunuz ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi hissetmelidir. Ör; Odanı dağıtmana rağmen, notlarının kötü olmasına rağmen, seni çok seviyorum gibi. Eğer çocuğunuzun yanlış davranışlarını düzeltmek istiyorsanız, doğru davranışları için ona teşekkür etmeli ve doğru davranışı sürdürmesini sağlamalısınız. Sürekli kötü davranışını vurgulayarak iyi davranış geliştirmesini bekleyemezsiniz.

2. İstekleriniz konusunda açık olun. Çocuğun olumsuz davranışı yerine mutlaka alternatif önerilerde bulunun. Örneğin; Mutfakta portakallardan futbol oynamaya çalışan bir çocuğa hadi gel beraber onlardan portakal suyu sıkalım sana masal okurken sende onu içersin diyebilirsiniz.

3. Çocuğunuzu aktif olarak dinleyin. Çocuğunuz size bir şey söylemek istediğinde başka bir şeyle ilgilenmeden tamamen çocuğunuza odaklı onu dinlemelisiniz. Eğer uygun değilseniz, seni yarım saat sonra dinleyeceğim şuanda bir işle meşgulüm şeklinde cevap verip daha sonra da mutlaka söz verdiğiniz saatte onu dinlemelisiniz.

4. Çocuğunuzun her duygusunu önemseyin. Size komik ya da saçma gelen duygular onlar için önemli olabilir. O yüzden onu karşınıza alın ve duygusuyla ilgili onun anlayacağı dilden konuşun. Duyguları ciddiye alınan çocuk kendini ifade etmekten ve duygularını yaşamaktan korkmaz.

5. Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuklar kötü şeyler yaptıklarında ilgi çekmek isterler, iyi şeyler yaptıklarında da aileleri onları görsün ve takdir etsin isterler. Bu yüzden küçük bile olsa yaptığı şeylerle ilgili pozitif geri bildirimlerde bulunun ve onu teşvik edin.

6. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Çocuklar onlarla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlarlar. Bir elinizde telefon diğer taraftan çocuğun oyununa katılmaya çalışırsanız bu onu tatmin etmez, onlarla gerekirse sadece yarım saat ama çocuk odaklı oyunlar oynayın, yürüyüş yapın, parka gidin.

7. Çocuğunuzun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin. Ebeveyn olarak bazen onun yapamayacağını düşündüğünüzden bazen de sabırsızlıktan onların yerine bir işi yapıyor olabilirsiniz. Bu, çocuğunuza ‘’sen bunu yapamazsın’’ mesajı verebilir ve onun özgüvenini zedeleyebilir. Bu yüzden çocuğunuzu bazı şeyleri tek başına yapabilmesi için yüreklendirmelisiniz.

8. Çocuğunuza saygı gösterin. Bir şeye karar vermeden önce onunda fikrini alın. Bazı konularda kararı onun vermesine izin verin, kararında payınızın olmasını istiyorsanız ona sınırlı seçenek sunun. Örneğin; Parka giderken bu iki kıyafetten hangisini giymek istersin.

9. Çocuğunuzla daima göz seviyesinde konuşun. Bu onunla daha yakın bir ilişkiniz olmasını sağlayacaktır.

10. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Başkasıyla kıyaslanan çocuklar kendilerini yetersiz hissederler bu da onların öfkeli ve mutsuz olmasına sebep olur.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Dikkat Eksikliği Nedenleri ve Belirtisi

 Dikkat eksikliği günümüzde hızla yayılan bir sorun haline geldi. Bunun birçok nedeni var: Beslenme, uyku düzensizliği, internet-tablet kullanımı, yanlış eğitim uygulamaları, aşırı ders yükü gibi..

Dikkat Eksikliğinin Belirtileri:
Eşyalarını sık sık kaybeder.
Ödevlerini yaparken odaklanamaz, çalışmasını sonuca götüremez.
Arkadaşlarıyla oynarken belirli bir eğlenceyi sürdüremez.
Oyun ve ödevlerden sık sık kaçmaya çalışır.
Okulda verilen ödevleri unutur, sık sık dalar.
Aynı hatayı sık sık tekrarlar.
Dinlemez ya da dinlemiyor gibi yapar.
Çok basit işlem hataları yapar.
Soruları okumadan cevaplar.

Hiperaktivite Belirtileri: 
Her şeyi ellemek, tutmak ister.
Dur, yapma gitme gibi emirlere uymak istemez.
Oturduğu yerden kıpırdar ve sallanır.
Sürekli ayağa kalkar ve yürümek ister.
İnatlaşır, yapma denileni yapmak ister.
Gördüğü her şeyin içine bakmak ister.
İstedikleri olmazsa tutturur.
Çok hızlı ve yüksek sesle konuşur.

Eğer yukarıdaki belirtiler çocuğunuzda varsa çocuğunuzda dikkat eksikliği ve hiperaktivitebozukluğu olabilir. Mutlaka bir uzmandan destek alınız. Çünkü bu bozukluk çocuğunuzun akademik başarısını olumsuz etkilediği gibi sosyal yaşantısına da engel olur.

Bu çocuklar nasıl beslenmeli?
  Balık omega 3 bakımından zengin olduğundan hem bellek sorunlarına hem de dikkat eksikliği ve konsantrasyon sorunlarına iyi gelir. Omega 3 bakımından zengin olan diğer besinler de (ceviz, köy yumurtası, et) mutlaka çocukların beslenme alışkanlığına kazandırılmalıdır. Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Çocuğa şeker ve şeker içeren besinleri yasaklanmalıdır. (meşrubatlar, meyve suları, çay bazlı içecekler, tatlılar, şekerlemeler) Paketlenmiş gıdalar, fast foodlar, trans yağ içeren yiyecekler ve gıda boyalarından çocuklar uzak tutulmalıdır.

Ailelere Öneriler:
 
Çocuğunuzun ilgi duyduğu konularla akademik konuları birleştirmeye çalışın çünkü çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Çocuğunuza çok dikkatsizsin, kırk kere söyledim neden dikkat etmiyorsun gibi cümleler kurmayın. Bu çocuğun dikkatini toplamasına sebep olmaz aksine çocukta yetersizlik ve beceriksizlik duygusunu pekiştirir. Çocuğunuzun küçükte olsa doğru davranışını vurgulayın, bu onu cesaretlendirecek ve özsaygısını geliştirecektir. Bu çocukların dikkati çok çabuk dağıldığından, ders çalışma ortamı iyi düzenlenmeli, dağınık olmamalı, iyi aydınlatılmalı ve havalandırılmış olmalıdır. Çalışma masası yemek ve oyun için kullanılmamalıdır. 


Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Sertleşme Bozukluğu Nedir?

  Sertleşme Bozukluğu

  Sertleşme bozukluğuna sahip kişiler bir cinsel aktiviteyi başlatacak ve sürdürecek yeterli ereksiyona sahip değillerdir. Her erkek hayatının bir döneminde ereksiyon sorunu yaşayabilir, bu gayet olağan bir durumdur. Fakat bu durum cinsel birleşmeyi sık sık engelliyorsa tedavi kaçınılmazdır. 
 
Sertleşme bozukluğunun birçok nedeni vardır.
Nedenleri
1) Stres, maddi sorunlar, eşler arasındaki anlaşmazlıklar, kişinin baskı altında hissetmesi, performans kaygısı, eşin hamile kalmasından korkuyor olmak,ruhsal sorunlar, cinsellikle ilgili yanlış inançlar.
2) Erken boşalma, cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları
3) Aşırı sigara, alkol ve madde kullanımı
4) İlaçların yan etkisi
5) Tansiyon, şeker, böbrek, akciğer gibi kronik hastalıklar

Tedavisi; Öncelikle sertleşme bozukluğunun sebebinin araştırılması gerekir. İlk aşamada bir üroloğa gidebilir ve psikolojik kökenli mi yoksa başka bir nedene mi bağlı öğrenebilirsiniz. Daha sonrasında eğer hormon bozukluğuna bağlı bir sertleşme bozukluğu var ise ilaç desteği ile tedavi alabilir fakat psikolojik kökenli ise uzman bir psikolog ya da psikiyatristten cinsel terapi ile tedavi olabilirsiniz.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog/Cinsel Terapist Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Ayrılık Acısıyla Baş Etmenin Yolları

 Bir daha hiçkimseyi sevemeyeceğinizi düşündüğünüz o acı evresi ayrılığın genelde olmazsa olmazıdır. Elbette ki diğer bütün duygular gibi biten bir ilişkinin ardından ağlamak üzülmekte gayet sağlıklıdır. Fakat bu süreç gereğinden fazla uzadıysa ve yaşam kalitenizi oldukça kötü etkiliyorsa bir uzmandan destek almakta fayda var. 

Ayrılık Acısıyla Baş Etme Listesi

1- Ayrılığı kabullenin: Onunla kurmuş olduğunuz bütün hayallerin yarım kaldığını biliyorum fakat o hayalleri tekrar tekrar düşünmenin, acaba tekrar barışır mıyız diye hayaller kurmanın size bir faydası olmayacak. O yüzden öncelikle onun numarasını rehberinizden silmekle başlayın. Böylece pişman olacağınız bir konuşma yapmamış olursunuz. Hem de sürekli online mı acaba, kiminle konuşuyor, yoksa bir başkası mı var kaygılarından kurtulmuş olursunuz.

2- Kendinize zaman ayırın: Belki de sevgilinizle beraberken yapamadığınız birçok şey vardı. Şimdi onları eyleme geçirmenin tam sırası. Yeni hobiler edinin, doğa yürüyüşlerine çıkın. Evde battaniyenin altına gizlenip sürekli uyumak depresif bir ruh haline girmenize sebep olacak.

3– Onunla gittiğiniz her yere yeni anılar atfedin: Eminim yürüdüğünüz yol bile size onu hatırlatıyordur. Şimdi o yollarda sevdiğiniz arkadaşlarınızla yürümeli ve o yollara farklı anılar kaydetmelisiniz. Aksi halde gittiğiniz kafeler, şehirler, parklar, bahçeler size hep onu hatırlatacak.

4- Acınızı sevdiğiniz insanlarla paylaşın: Sevdiğiniz insanlara üzüntünüzden bahsetmek sizi biraz olsun rahatlatacaktır. Ama bunu yaparken dikkatli olmalısınız, her dakika ondan bahsetmek anılarınızı canlı tutacak ve acı çekme sürecinizi uzatacaktır.

5- Sosyal medyadan bir süre uzak durun: Acaba nereye gitmiş, kiminle gitmiş, kimi eklemiş, bensiz mutlu mu diye sürekli stalk halinde olmanızın size hiçbir faydası olmayacak. O yüzden ya sosyal medya hesabınızı bir süre dondurun ya da onun profilinden bir süre uzak durun.
 
İlişkilerin başlaması kadar bitmesi de normaldir aslında. Evet, kimse ilişkisi bitsin diye başlamaz ama ilişkinin içinde yaşanılan o süreçte kişiler birbirlerini yakından tanır, uyum içinde olmak için çaba sarfeder. O uyum süreci kişiler için oldukça kritiktir. Çünkü her iki tarafında beklentileri, istek ve arzuları birbirinden farklıdır. Eğer ilişki içerisinde kişilerin gereksinimleri sağlanmıyorsa, doğru iletişim kurulamıyorsa ve kişiler artık mutsuzluğa sürüklenip hergün kavga etmeye başlıyorsa bazen bitirmek daha sağlıklıdır.

Sevgilerle

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Instragram: psk.gulcinkeskin 

Porno Bağımlısı mısınız?

Bağımlılık nedir? 
  Bir kişiye ya da bir nesneye duyulan karşı konulamaz istek, bir nevi onsuz olamama hali olarak bilinir. Eğer durum kişinin kontrolünden çıkıyorsa ve artık kişi iradesi dışı davranmaya başlıyorsa bir bağımlılıktan söz edebiliriz.

  Her porno izleyen porno bağımlısı mı? Hayır. Ama aşırı pornografik yayın izlemek beynin sinirsel yollarını yeniden oluşturarak, daha önce uyarı veren sahnelerin ve davranışların zamanla uyarı veremez bir hale gelmesine yol açabiliyor. Yani daha önce cinsel birleşmeden ve farklı uyaranlardan etkilenen kişi artık her fırsatta porno izliyor ve mastürbasyon yoluyla orgazm olmayı tercih ediyor dolayısıyla partnerinden uzaklaşıyor.

Porno Bağımlılığı Kriterleri Nelerdir?
1 Bu kişiler tüm vaktini internet başında pornografik yayınlar izleyerek geçirir.
2 Tek başına kalmayı tercih eder ve odasından çıkmaz hale gelir.
Partneriyle ve çocuklarıyla ilişkisi bozulur.
4 Partneriyle sex yapmayı bırakır.
5 Mastürbasyonu cinsel ilişkiye tercih eder.
6 Sosyal hayattan kopar, işini ihmal etmeye başlar.

Porno Bağımlılığı Tedavisi Nedir?
Porno izlediğiniz zamanları dolduracak yeni hobiler geliştirin, spor yapın, müzik dinleyin, doğa yürüyüşlerine çıkın, ailenizle ve dostlarınızla keyifli vakit geçirin ve porno erişimini ortadan kaldırın. 
Eğer tek başınıza mücadele edemiyorsanız mutlaka bir psikologdan destek alın.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Cinsel İsteksizliğin Nedenleri ve Belirtisi

Cinsel isteksizlik cinsel işlev bozuklukları arasında en sık görülenidir. Kadınların ortalama %33 ünde görülür.

Peki cinsel isteksizlik nedir?
Cinsel isteksizlik; yeterli cinsel uyarana ve fantaziye rağmen cinsel isteğin azalması ya da hiç olmaması durumudur.

Peki cinsel isteksizliğin nedenleri nelerdir?
Fizyolojik nedenleri:
Troid hastalığı
Şeker hastalığı
Rahmin alınması
Vajinismus
Alkolizm
Menopoz
Hormonal dengesizlikler
Lohusalık ve emzirme dönemleri
Multipl skleroz
Parkinson
Kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliği
Vajinal mantar
Vajen enfeksiyonları ve cinsel hayatı etkileyecek diğer jinekolojik rahatsızlıklar.
Psikolojik Nedenler:
Anksiyete
Depresyon
Cinsel travmalar (taciz,tecavüz)
Aşırı stres
Eşler arasındaki çatışmalar ve geçimsizlikler
İlişkiye gerekli özenin gösterilmemesi
Cinsel ilişkinin günah ya da suç olduğunun düşünülmesi

Cinsel isteksizlik %99 psikolojik bir sorundur. Sadece %1 lik bir kısmında fizyolojik problemler görülmektedir.

Cinsel isteksizliğin Tedavisi: Genellikle psikolojik kökenli olan cinsel isteksizliğin birincil tedavi yöntemi cinsel terapidir. Tedavinin amacı öncelikle cinsel isteksizliğin nedenini belirlemek daha sonrasında çiftlerle birlikte tedaviyi sürdürmektir. Tedavinin amaçlarından bir diğeri ise çiftler arasındaki ilişkisel sorunları saptamak ve yeniden düzenlemek daha sonrasında da cinsel istek ve talep konusunda bir dengenin sağlanmasıdır. Cinsel isteksizliğe neden olan cinsel bilgi eksikliğinin tamamlanması ve cinsellikle ilgili yanlış inanışların yeniden revize edilmesidir.

Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin

www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin

Stresle Mücadele Yöntemleri

Stres neredeyse hayatımızın olmazsa olmazı. Gerek iş hayatı gerek özel hayatımız çoğu zaman beraberinde stresi getiriyor ve strese maruz kalan vücut belli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ne yazık ki stres hem yaşam kalitemizi bozuyor hemde ilişkilerimizin zedelenmesine neden oluyor. Bu nedenle sizlere stresle baş etmeniz için belli yöntemlerden bahsedeceğim.1.Beslenmenize özen gösterin. Bazı yiyecekler stresi tetikler.(fast food, alkol, bol şeker ve tuz, kafein, yapay tatlandırıcılar) . Bu nedenle stresi tetikleyen besinlerden uzak kalın ve sağlığınıza iyi gelecek, stresini hafifletecek besinler tüketmeye gayret edin.
2.Hergün egzersiz yapın. Düzenli egzersiz vücudun strese verdiği tepkiyi azaltır ve daha mutlu olmanızı sağlar.
3.Zamanınızı iyi kullanın. İş hayatında çoğu kişinin yaşadığı bir strestir işi yetiştirememe kaygısı. Bu nedenle planlı olun, işinize ne zaman başlayacağınıza nasıl sürdüreceğinize dair bir plan oluşturun ve işinizi bitirene kadar planınızdan vazgeçmeyin.
4. Olaylara bakış açınızı değiştirin. Bizi strese sokan şeyler genelde olaylar değil olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Yaşadığınız olayları farklı açılardan değerlendirin, muhtemelen stresinizin azaldığını farkedeceksiniz.
5.Gülümseyin. Siz gülümsediğinizde endorfin hormonu salgılanır ve bu da beyine etki eder. Bu sayede kendinizi mutlu hissedersiniz. 
6.Düzensiz bir uyku stresin tetikleyicisidir. Uykunuzu düzene sokun, uyuduğunuz ortamı elinizden geldiğince konforlu hale getirin ve deliksiz bir uyku çekin.
7.Hayır demeyi öğrenin. Her şeye evet demek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz şeylere evet demek ve onları yapmak zorunda hissetmek sizi strese sokar.
8.Gevşeme tekniğini ve solunum egzersizlerini öğrenin. Stres anında solunum artar, kan basıncı ve kan şekeri yükselir. Gevşeme hareketiyle birlikte kan basıncınız ve kan şekeriniz düşer, kaslar rahatlar ve stresin verdiği tepkiler azalır.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
Mental Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Mail; bilgi@gulcinkeskin.com.tr
www.gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Othello Sendromu Nedir?

Adını Shakespearein Othello adlı eserinden alan othello sendromu sevdiğini hastalık derecesinde kıskanma durumudur. Günümüzde 3.sayfa haberlerinde sık rastladığımız kıskançlık cinayetlerinin sebebi olan othello sendromu tedavi edilmediğinde kişiler için tehlike oluşturan bir durumdur. Peki othello sendromu nedir, belirtileri nelerdir? bir bakalım.
1. Aşırı derecede her şeyden ve herkesten kıskanma. Giyilen bir bluzden, ses tonundaki farklılıktan, bir telefon konuşmasından bile aldatıldığını düşünen kişi her fırsatta eşinin telefonunu karıştırır sürekli olarak onu kontrol altında tutmak ister, ona ulaşamadığında kafasından onlarca senaryo geçer ve kafasından geçen senaryolar için delil aramaya başlar.
2. Kısıtlama. Partnerinin onsuz bir yere gitmesini istemez, sosyal hayatına, arkadaş çevresine karışır. Her fırsatta kendini onun yanında bulur. Evden çıkmasını ve başkalarıyla görüşmesini engellemeye çalışır hatta gerekirse bunun için şiddete bile başvurur.
3. Aldatılmaktan aşırı derecede korkma.
4. Partnerine kendini değersiz hissetmesi için sürekli hakaret etme.
5. Kontrolsüz ve aşırı tepki. En ufak bir şeyde bile (perdenin açık olması gibi) aşırı şüphe duyup aldtıldığını düşünen kişi partnerini sorguya çekip hırpalayabilir.
Peki othello sendromunun sebebi nedir?Çeşitli araştırmalar beynin sağ frontal lobunun düzgün çalışmamasının othello sendromuna neden olabileceğini öne sürüyor. 
Eşinin onu aldattığını düşünen kişi elinde hiçbir kanıt olmaksızın aldatıldığını kanıtlamak için sürekli bir arayış içindedir. Gerekirse onu takip eder ama aklından geçenleri ispatlayana kadar asla durmaz.
Bu rahatsızlığın tedavisi için ilk önerilen psikiyatrik tedavidir. Tedaviye ek olarak psikoterapi ve çift terapiside gidişatın düzelmesi için faydalı olacaktır.

Sevgilerle
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin

Şiddetli Geçimsizlik

Genellikle çift terapilerinde sorunun ne olduğunu sorduğumda ilk duyduğum şeydir bu. ”Anlaşamıyoruz, burasıda çözüm olmazsa avukata gideceğiz zaten.” Çözümü kendi içinde bulamayan çiftler genellikle sürekli çatışır, ilişkileri kopma noktasına gelir. Peki şiddetli geçimsizliğin asıl sebebi ne? Biz şiddetli geçimsizliği nasıl sağlıklı bir geçimlilik haline dönüştürüyoruz? Gelin bundan biraz bahsedelim.
Tartışmak elbette ki sağlıklı bir davranıştır ama tartışmanın sonucu sürekli karşıdakini suçlamaya varıyorsa, kişiler sürekli geçmişteki hataları gündemin orta yerine koyuyorsa ve tartışmaya çözüm aramak yerine sürekli tartışmayı alevlendiriyorsa biz buna şiddetli geçimsizlik diyoruz. Çünkü bu kişiler tartışmanın amacını daima haklı olmak olarak görüyor ve dolayısıyla kendini haklı çıkarmak için sürekli karşıdakinin hatalarını ısıtıp ısıtıp partnerinin önüne sunuyor ee haliyle partneride karşı atak olarak savunmaya geçiyor.
Tartışmalarınızın amacı hiçbir zaman karşınızdakini suçlamak olmasın. İnsanlar hata yapar, eğer yanlış olarak değerlendirdiğiniz bir hata görüyorsanız bunu aynı gün içerisinde partnerinizle konusup onu suçlamadan, yargılamadan nasıl düzeltebileceğiyle ilgili çözüm odaklı bir konuşmaya davet edin. Karşımızdakinin sessiz sakin hatasını anlamasını beklersek hele bir de o bunu anlamazsa her tartışma da sen zamanında bunu da yapmıştın zaten diye, tartışmayı içinden çıkması mümkün olmayan bir hale getirirsiniz
Peki neleri düzeltirsek şiddetli geçimsizliği sonlandırırız bir bakalım.
1. Öncelikle partnerinizi tüm sakinliğinizle dinleyin. O kendini anlattıktan sonra böyle mi söylemek istedin diye anladığınız şeyi teyit ettirin daha sonrasında konuyla ilgili bir eleştiriniz varsa karşınızdakini kırmadan ve yargılamadan kendi fikrinizi sunun.
2. O anda konuştuğunuz konunun dışında başka konuları gündeme taşımayın, bu o andaki sorunun da çözülmesine engel olur ve karşınızdakini kızdırabilir.
3. Tartışmanın alevleneceğini yani birbirinizi kıracağınızı anladığınız anda, şuan da kendimi bu konuyla ilgili konuşabilecek kadar sakin hissetmiyorum bana biraz izin ver sakinleştiğimde bu konuyla ilgili tekrar konuşalım deyip farklı bir odaya geçip sakinleşene kadar partnerinizle konuşmayın, nefes egzersizi yapın, konuyu tekrar değerlendirin ve sakinleştiğinizde aynı konuyu konusmak için partnerinizin yanına gidin.
4. Rahatsız olduğunuz şeyleri siz söylemeden anlamasını beklemek yerine ona anlatmayı tercih edin. 
5. Tartışmalarınızda kıyas yapmayın ve üçüncü kişileri tartışmanıza dahil etmeyin. 
6. Amacınız haklı çıkmak ya da tamamiyle karşınızdakini haksız çıkarmak olmasın.
7. Partnerinizin aklını okumaya çalışmayın. ”Sen bunu söyledin ama ben senin bunu aslında ne niyetle söylediğini biliyorum, benim canımı acıtmak istiyorsun” gibi.

Sevgilerimle 
Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
bilgi@gulcinkeskin.com.tr
instagram; psk.gulcinkeskin

Öfkeyi Kontrol Etmenin 5 Yolu

 Öfke, üzülmek gülmek, ağlamak kadar insani bir duygudur. Yalnızca kontrolden çıktığı zaman yıkıcı bir etkiye sahip olan öfke, çevrede ve kişilerde kalıcı etkilere sebep olabiliyor.
Dr. Charles Spielberger, öfkenin genellikle dışa vurulamayan, gerçek duyguların birikimi sonucu kişide patlama etkisi yarattığını söylüyor. Yaşamımız gereği gerek iş gerek özel hayat ve çevresel bazı faktörlerden dolayı sık sık öfkelenebiliyoruz. Bizim amacımız öfkeyi tamamen yok etmek değil onu kontrol altında tutabilmek. Eğer öfkemizi neyin tetiklediğini bulursak onun bizi tekrar etkilememesini sağlayabiliriz.

Gelelim öfkeyi kontrol etmenin 5 yoluna;
 1) Diyaframdan soluk alın. Göğsünüzden aldığınız soluk sizi rahatlatmaz. Kendinizi telkin edecek sözlükleri tekrarlayın.”rahatla, umursama” gibi. Hayal gücünüzle kendinizi rahat ve huzurlu hissettiğiniz yerlere gidin ve eğer gidebiliyorsanız yogaya gidin. Yoga kaslarınızı gevşetir ve yatışmanızı sağlar.
 2) Öfkelendiğimiz zaman her şeyi felaketleştiririz. Bütün düşünceleri abartır, genelleştirir ve daha dramatik hale getiririz. Bu düşüncelerimizin yerini daha rasyonel düşüncelerin almasını sağlarsak duygularımızın değişmesini de sağlayabiliriz. Örneğin; ”Her şey mahvoldu, bu durumu asla düzeltemeyeceğim” yerine ”Bu durum beni alt üst etti ama dünyanın sonu değil, öfkelenmem sorunu gözümde daha da büyütmeme sebep oluyor, sakinliğimi koruyup olayın çözümüne yönelik düşünmeliyim.” diyebiliriz.
  3) Öfke esnasında kişiler sonuca odaklanır ve hemen eyleme geçmek ister. Eğer öfkeliyken çok şiddetli bir tartışma içerisindeyseniz hemen eyleme geçmek yerine öncelikle karşınızdaki insanı sabırla ve yargılamadan dinleyin daha sonra söylemek istediklerinizi karşınızdaki insanı suçlamadan söyleyin. Sağlıklı ve yapıcı bir iletişim için sakinliğimizi korumak zorundayız aksi halde çözüm odaklı bir konuşma yapamadığımız gibi öfkemizi daha da şiddetli hale getirmemize sebep olabiliriz.
4) Çevrenizi değiştirin. Bazı durumlarda içinde bulunduğumuz ortam öfkemizi körükleyebiliyor. Eğer böyle durumlarda ortamdan 15 dakika kadar uzaklaşıp sakin kalmaya çalışırsanız, geriye dönüp öfkenizi karşınızdaki insana daha doğru şekilde ifade edebilirsiniz.
 5) Alternatif düşünün. Genellikle trafik hepimizi öfkelendiren bir sorundur hele ki büyük şehirlerde, hatta hepimiz billiyoruz ki çoğu kişi öfkesine hakim olamayıp bu öfkeyi kavgayla sonlandırabiliyor. Böyle durumlara maruz kalmamak için hergün aynı yolu tercih etmek yerine yolunuzu değiştirip trafiğin daha sakin olduğu yerlere yönelebilirsiniz.Alternatif çözümler üretmek her zaman size iyi gelecektir.
Öfke sizi değil, siz öfkeyi kontrol edin!

SevgilerimleUzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail: bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin 

Psikolojik Olarak Kendini İyi Hissetmenin 10 Yolu

Hayat akıp giderken hepimiz çeşitli zorluklarla mücadele ediyoruz. Kimimiz bu zorluklarla savaşırken olası bütün çözüm yollarını denerken, bir diğerimiz bu zorluğun sebebi olarak kendini suçlu hissediyor ve bir çıkmazın içine düşüyor. Gerek iş hayatımız gerek özel hayatımız günün birinde mutlaka sendeliyor ve biz böyle durumlarda her zaman güçlü kalmayı başaramıyoruz.
Şimdi size, bu yazımda psikolojik olarak kendimizi güçlü hissetmenin 10 yolundan bahsedeceğim.
1. Kendinize Güvenin; Sorunsuz bir hayat elbette ki mümkün değil. Hayatın bize getirdiği sorunlar karşısında bazen çaresiz hissedip içimize çekilebiliyoruz. Bu noktada yapmanız gereken, daha önce başınıza gelmiş sorunları düşünüp onlarla nasıl mücadele ettiğinizi ve o sorunu nasıl çözdüğünüzü hatırlamaktır. Bunu hatırlamak sizi cesaretlendirecek ve güncel sorununuzu çözmeniz için size yardımcı olacaktır. Sorunları hiçbir zaman göz ardı etmeyin. Bir kere başardıysanız bir kez daha başarabilirsiniz öyle değil mi?
2. Hayır Demeyi Öğrenin; Türk toplumunun gelenek ve göreneklerine göre hayır demek nezaketsizlik olarak düşünülebilir. Hayır diyemeyen çoğu kişi karşısındaki insanı kırmaktan korktuğu için istemediği birşeye evet demekte. Durum böyle olunca kişi kendisini özgüvensiz ve mutsuz hissetmekte. Fikirlerinizi daima açık yüreklilikle ifade edin. İstemediğiniz birşeyi yapmanız sizi mutlu etmez, siz mutlu olmazsanız bir başkasınıda mutlu edemezsiniz zaten.
3.Değişime Açık Olun; Güçlü olmanın ilk koşullarından biride insanın kendine esnek olmasıdır. Farklı yönlerinizi keşfetmeyi deneyin. Değişimden korkmayın. Değişmeye başladığınızda ve kendinizde farkettiğiniz özelliklerinizi sevdiğinizde kendinizi daha güçlü ve daha özgüvenli hissedeceksiniz. Unutmayın, değişmeyen insan gelişmeyen insandır.
4. Pozitif Olun; Sizde bir olay karşısında sadece o olayın negatif yönlerini görenlerden misiniz? Peki, aslında bizi üzen şeylerin olaylar değil olaylara verdiğimiz değer olduğunu söylesem yine olayları sadece negatif mi değerlendirirdiniz? Olaylara bakış açınızı değiştirin. Bir olayın sadece negatif yönlerini değil, size kazandırdıklarını ve size öğrettiklerinide düşünün.
5.Uyku Düzeninize Özen Gösterin; Güzel bir gün geçirmenin, kaliteli zaman geçirmenin hatta hayattaki birçok şeyin güzel gitmesi için zihnimizin bunlara açık olması gerekir. O yüzden uyku düzeninize özen gösterin aksi halde iş hayatınızda dahil olmak üzere hayatınızdaki birçok şey bu durumdan olumsuz etkilenir.
6. Affedin ve Unutun; Bir insana sürekli olarak nefret duymak size iyi gelmeyecektir. Çünkü bu, o kişiyi zihninizden atamadığınız ve aslında zihninizde sürekli olarak onunla kavga ettiğiniz anlamına gelir. Hayatınıza negatif etkisi olan insanları affedin, onları geçmişte bırakın ve geleceğin önündeki o engeli hayatınızdan çıkarın.
7. Fiziksel Olarak Güçlü Olun; Güçlü bir beden, güçlü bir zihinde demektir aslında. Bu yüzden eğer kendinizi ruhsal olarakta iyi hissetmek istiyorsanız önce beden sağlığınıza özen göstermeli, sağlıklı gıdalar tüketmeli ve su tüketiminize özen göstermelisiniz. Her gün egzersiz yapmalı ve vücudunuzu diri tutmalısınız.
8. Geri Adım Atmayın; Fikirleriniz karşısında dimdik durun. Bazı insanlar fikirlerinizi desteklemeyecek, ve doğru bulmayacak. Siz bütün bunlara rağmen fikirlerinize karşı sadık olun. Güçlü olmak size güçsüz hissettirmeye çalışanlara rağmen güçlü kalabilmektir.
9. Kendinize Karşı Daima Dürüst Olun; Bazen gerçekler bize korkutucu gelebilir, bu yüzden onları kabul edip çözmek yerine onlardan kaçmayı deneyebiliriz ama bir türlü başarılı olamayız. Gerçeklerden kaçmak maalesef ki onların yok olmasını sağlamaz. O yüzden bir an önce gerçeklerle yüzleşin ve onlarla baş etmek için güzel bir strateji belirleyin.
10. Hedefler Belirleyin; Hedefler koymak, onlar için mücade etmek ve onları başarmak kendini güçlü hissetmenin en güzel yoludur. Burada bahsettiğim kocaman hedefler değil, başarabileceğiniz küçük hedefler. Onlara ulaştıkça motivasyonunuz artacak ve yeni hedefler belirlemeye başlayacaksınız. Başarızda olabilirsiniz, bu hiç denememekten çok daha iyidir. Asla vazgeçmeyin, başarmak için farklı yollar keşfedin ve kendinizi geliştirin.
Uzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail: bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin 

Kötü Giden İlişkiyi Kurtarmanın 9 yolu

   İlişkilerde ya da evlilikler de zaman uzadıkça bazı çatışmalar meydana gelir. Kişiler birbirini yanlış anlamaya başlar, bazı olumsuz tutum ve davranışlar sergilerler. Elbette ki her ilişkide belli dönemler bu sorunlar görülebilir ama asıl sorun bu değil tabii ki. Kişiler ilişkide bu noktaya geldiği zaman ne yapacaklarını çoğunlukla bilmezler. Çoğu zaman suçu kabul etmeme, daima karşıdakini suçlama, haklı çıkmaya çalışma ve öfkelenme görülür. Şimdi size 9 madde ile kötü giden bir ilişkiyi tekrardan nasıl güzel bir hale getirebiliriz onu anlatacağım.
1. Sorunlarınızı açıkça konuşun: Kişiler genellikle sorunu çözmeye yönelik pek konuşmaz. Hep sorun üzerine konuşur ve çatışmayı büyütür. Sorunu göz ardı etmeyin, üzerini kapatmayın. Aksine bütün sorunlarınızı tek tek masaya yatırın ve çözüm için ne yapabilirsiniz, ortak bir yol belirleyin.
2. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin: Kişiyi kendi istemediği sürece kimse değiştiremez. Bundan dolayıdır ki onun üzerinde otorite kurmaya çalışmayın, baskıcı bir tutum sergilemeyin. Partnerinizi bunaltmadan onu olduğu gibi kabul ederek, ilgi gösterin.
3. Partnerinizden somut isteklerde bulunun: ‘’Benimle hiç ilgilenmiyorsun!’’değil. ‘’Bugün işten çıktıktan sonra benimle yarım saat ilgilenmeni, bana sarılmanı istiyorum’’deyin. 
4. Geçmişi sürekli gündeme getirmeyin: Bu ilişkiniz için yapacağınız en büyük kötülük olur. Çünkü geçmişi sürekli gündeme getirmek o gün olanı değiştirmediği gibi kişiyi öfkelendirir ve daha büyük çatışmalara sebep olur. O yüzden geçmişteki hataları bağışlayın, kendi hatalarınızı kabul edin ve tamamen bugüne odaklanın.
5. Cinsel yaşamınızı renklendirin: Tensel temasınızı arttırın. Partnerinizle aşk oyunları oynayın. Durduk yere ona erotik mesajlar atın, televizyon izlerken birden onu öpün, cinsel yaşamınıza değişik fantezileri dahil edin.
6. Olumluya odaklanın: Partnerinizin sürekli olumsuz yönlerinizi dile getirmeyin, onun olumlu yönlerini takdir edin. Onunla iletişim kurarken olumlu kelimeler seçin ve gülümsemeyi ihmal etmeyin.
7. Birlikte daha çok zaman geçirin: Kaliteli zaman kaliteli bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Birlikte yapmaktan mutlu olduğunuz şeyleri daha sık yapın. Hatırladığınızda mutluluk duyacağınız daha çok anı biriktirin.
8. Sana değer veriyorum: Bunu partnerinize sık sık hatırlatın. Onun fikirlerine saygı duyun, onu onaylayın, takdir edin, yanında olduğunuzu hissettirin, onu dinleyin. Son olarak onu asla başkalarıyla kıyaslamayın.
9. Onun bireysel alanına müdahale etmeyin: Yalnız kalmak istediğinde onu bunaltmayın. Arkadaşlarıyla vakit geçirmesine ve bireysel olarak yapmak istediği şeylere müsaade edin. İkinizin de özel alanları olsun.
Uzm. Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail:bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin 

Mastürbasyonun Yararları ve Zararları

Mastürbasyon nedir?Mastürbasyon kişilerin tek başlarına yaptığı, bunu yaparken partnerine ihtiyaç duymadığı ve istemli olarak kendi kendilerini uyardıkları eylemler bütünüdür. Mastürbasyon kişinin işlevselliğini olumsuz etkilemiyorsa ve seksüel ilişkisine bir zarar vermiyorsa zararsızdır.Eğer kişinin partneri varsa ve bu mastürbasyon partnerine olan ilgisini ve arzusunu olumsuz etkiliyorsa bu noktada zararlıdır diyebiliriz.
Şimdi mastürbasyonun hem faydalarından hem de zararlarından bahsetmek istiyorum.
Mastürbasyonun Zararları Nelerdir?1. Mastürbasyon erken boşalmaya neden olabiliyor.2. Aşırı mastürbasyon hafızayı zayıflatır ve dikkat bozukluğuna, unutkanlığa neden olur.3. Mastürbasyonda hayal edilen fanteziler kişinin gerçek hayatındaki ilişkisinde aynı olmadığında kişinin mutsuz olmasına ve ilişkinin bozulmasına sebep olabilir.4. Sık yapılan mastürbasyonlar kişide aşağılık kompleksi, dalgınlık ve üzüntüye sebep olabilir.5. Mastürbasyonla boşalmaya alışmış kişiler evliliklerinde de cinsel birliktelik yerine mastürbasyonu tercih edebilirler. Bu durumdan evlilikleri olumsuz etkilenir ve çatışmalar meydana gelir.
Mastürbasyonun Faydaları Nelerdir?1. Mastürbasyon stres seviyenizi düşürür ve gevşemenizi sağlar.2. Ağrılarınızı yatıştırır. Özellikle baş ağrılarında ve adet dönemi ağrılarında rahatlama sağladığı ve kramplara, kas gerginliklerine iyi geldiği belirtiliyor.3. Mastürbasyon pelvik kaslarınızı güçlendiriyor. Bir nevi kegel egzersiziyle aynı görevi görüyor. Hapşırdığınızda ve öksürdüğünüzde idrar kaçırmanızı önlüyor. 4.  Kadınlarda enfeksiyonların önlenmesine yardımcı oluyor.5.  Erkeklerde erektil disfonksiyona yardımcı oluyor. Yani kişi penetratif ilişkide daha uzun kalabiliyor. 6. Orgazm sayesinde salgılanan endorfin sayesinde uyku kaliteniz artıyor. 7. Bedeninizi tanımanıza ve nelerden hoşlandığınıza yardımcı oluyor. Bu sayede partnerinizle yaşayacağınız ilişkinin kalitesini arttırıyor. 

Uzman Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram: psk.gulcinkeskin 

Filofobik misiniz?

Hemen hemen dünyada herkesin hayali olan o büyük aşk bazen bazıları için oldukça korkutucu olabiliyor. Bu kişiler aşık olmaktan korkuyor ve endişeye kapılıyor. Kişinin yaşadığı bu duruma filofobi deniyor. Filofobik olan bu kişiler diğeriyle sevgi dolu bir bağ kurmaktan kaçınırlar hatta gerekirse bunun için kendilerini toplumdan izole ederler. Peki buna sebep olan şey nedir ve belirtileri nelerdir?
Filofobinin BelirtileriBu kişiler aşık olmaktan ve bir ilişkiye başlayacak olmaktan aşırı derecede korkarlar.Hislerini mümkün olduğunca bastırmaya çalışırlar.Çiftlerin olduğu ortamlardan kaçınırlar. Sinemalar ve parklarda bulunmazlar.Evlilikten kaçınırlar ve başkalarının düğün törenlerine katılmazlar.Herhangi birine aşık olurum korkusuyla kendilerini toplumdan izole ederler.Aşk ve romantizme dair bir şeyle karşı karşıya kaldıklarında baygınlık geçirebilirler.
Filofobinin NedenleriKişinin daha önceki ilişkilerinde yaşamış olduğu travmatik olaylar kişinin aşktan korkmasına neden olabilir ya da bir başka kişinin ilişkisinde yaşadığı başarısızlığa şahit olmuş olması kişinin aşkla ilgili endişelenmesine neden olabilir.
Kültür de bu nedenlerden bir tanesidir. Hepimizin de bildiği gibi bazı kültürler de evlilik öncesi ilişki yaşamak kesinlikle ayıp ve günahtır ve böyle bir ilişki içerisine girdiklerinde cezalandırılırlar. Bu baskı insanlarda öfke ve korku yaratabilir.
Kişinin depresyonda olması da kişinin aşktan korkmasının sebeplerinden biridir. Depresyondaki kişinin özgüveni zedelenmiştir ve bir başkasıyla ilişki yaşama özgüvenini kendilerinde bulamazlar. Kendilerine güvenmezler ve kendilerini insanlardan izole ederler. 
Bu kişiler ne zaman bir psikologa başvurmalılar?Eğer yukarıda bahsetmiş olduğum belirtiler 6 aydan fazla sürdüyse ve rutin hayatınızı bozuyorsa bir psikologdan destek almalısınız.
Uzman Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık Merkeziwww.gulcinkeskin.com.trMail; bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram; psk.gulcinkeskin

Cinsel Hayatınızı Etkileyen 6 Şaşırtıcı Faktör

Cinsellik sadece soyunup birleşmek değildir. Sizi cinselliğe hazırlayan birçok faktör vardır. Bu faktörler bazen cinsel hayatınızı çok olumlu etkilerken bazen de oldukça olumsuz etkilemektedir. Gelin hep birlikte bu faktörlerin neler olduğuna bir bakalım.
1 Yapılan araştırmalara göre romantik filmler kadınların cinsel dürtülerini arttırırken erkeklerin libidosunu düşürüyor. Erkekler bunun aksine tahrik olmak için erotik filmleri tercih ediyor.

2 Herkesin çekici bulduğu ve cinselliği arzuladığı bir tip vardır. Bu tip herkes için farklı olabilir. Bu kimisi için sarışın renkli gözlüdür, kimisi için esmer kahverengi gözlü. Fakat bilim adamlarının araştırmalarına göre erkeklerin bazı karakteristik özellikleri kadınların orgazm olmasını ve orgazmının daha uzun sürmesini oldukça olumlu etkiliyor. Erkeklerin gelir seviyesinin iyi olması, komik ve özgüvenli olması bu karakteristik özelliklerden bazıları.

3 Sex deneyimleriniz uyarılmanızı olumlu etkiliyor. Cinsellik libidoyla ilgili olduğu kadar insan zihniyle de alakalı olan bir durumdur. Bundan dolayı sex deneyimi olan kişiler uyaranlara daha çabuk tepki veriyor.

4 Sex sonrası sarılmak cinsellikte alınan hazzı arttırıyor! Siz cinsellikten sonra kalkıp hemen televizyon izlemeyi ya da başka şeyler yapmayı tercih edenlerden misiniz? Öyleyse şu araştırmaya hep birlikte bir göz atalım. 335 kişi üzerinde yapılan araştırmada sex sonrası sarılan ve temas kuran kişilerin daha mutlu bir ilişkileri olduğu ortaya çıktı. Üstelik bu kişilerin sex sonrası cinsel temasları ön sevişmelerinden daha uzun sürüyor.

5 Yoga yapmak cinsel tatmini arttırıyor! 40 kadın üzerinde yapılan araştırmada 12 haftalık bir yoga sürecinden sonra kadınların cinsel istediğin, lübrikasyonun, orgazmın ve cinsel tahrikin arttığı ortaya çıkmıştır.

Yapılan bir diğer araştırmada ise uzun soluklu ilişkilerde erkekler kadınların dış görünüşüne, diğer erkekler tarafından çekici bulunup bulunmadığına ve ne kadar çok erkek arkadaşının olduğuna göre değerlendiriyor. Bu araştırmaya göre erkekler diğer erkeklerin yarattığı tehlikeden korkuyor ve kadın için mücadele ediyor. Etrafında daha çok erkek çalışma arkadaşı olan kadınlar ise partnerleriyle daha çok sex yapıyor.

Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin
Mental Psikolojik Danışmanlık Merkezi
www.gulcinkeskin.com.tr 
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Instagram; psk.gulcinkeskin
Kaynak; psikolojigazetesi

Cinsel Hedonizm

Hedonizm kelime anlamı olarak ‘’hazcılık, haz alma’’ anlamına gelir. Cinsel hedonizm ise yaşamın bütün anlamı cinsel hazdadır görüşünü savunur.

Cinsel hazza teslim olmuşluk bir davranış bozukluğudur. Hedonistler haz almayı her şeyden önce tutarlar ve sadece eğlenceye dayalı bir yaşam tarzları vardır. Cinsel hayatlarında da anlık zevkleri uzun vadeli mutluluklara tercih ederler.

Sınırsız cinselliği seçen hedonistler cinsel doyum eşiğini yükselttikleri için zamanla kokain almadan orgazm olamaz hale gelirler.

Cinsel beklentisi yükselen hedonistlerin aile bağları zayıftır, aile içinde çatışmalar ve parçalanmalar meydana gelir ve yüksek beklentilerine ulaşamadıklarında ümitsizlik, karamsarlık, öfke ve depresyon görülür. Bu kişilerin pornografiye uyuşturucuya ve aykırı cinsel eylemlere yönelimleri artar. Hazzın tatmin edilememesi durumunda da intiharlar sık görülür.

Hedonistler daima cinsel anlamda beğenilmek ve sevilmek isterler ve bunun için yaşarlar. Yasaklardan, toplumun dayatmalarınadan ve ahlaki kurallardan nefret ederler ayrıca bu kişiler ölüm gerçeğinden de korkarlar ve bunu düşünmemek için alkol ve keyif verici maddeler kullanırlar. Son derece bencildirler, sadece kendi menfaatlerini düşünürler. Kendi menfaatleri için her şeyi harcayabilirler. Narsisttirler. Övgü ile beslenir eleştiriye gelemezler. Çalışmayı sevmezler çünkü çalışmak zamandan ve cinsel hazdan alıp götüren şeylerdir. Bu kişiler evlenmekten kaçınırlar evlenseler de genellikle boşanırlar sorumluluk almayı sevmediklerinden çocuk sahibi olmazlar. Onlar için cinsel hayatı engelleyen her şey onların düşmanıdır.Uzm.Klinik Psikolog Gülçin KeskinMental Psikolojik Danışmanlık MerkeziMail; bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram; psk.gulcinkeskinwww.gulcinkeskin.com.tr

Erken Boşalma ve Türleri

Erken boşalma cinsel ilişki esnasında penisin vajina içerisinde 1 dakikadan az kalmasından sonra istemsiz olarak boşalması durumudur. Yani boşalmanın istenilen, arzu edilen zamandan önce olmasıdır. İstenmeyen bu durumun 6 aydan fazla sürmesi halinde bu duruma denetimsiz yani erken boşalma diyebiliriz. Hayatın bir döneminde her erkeğin başına gelebilecek bu durum normaldir. Eğer bu durum 6 aydan fazla olursa terapi şarttır ve cinsel terapi ile tedavisi mümkündür.Erken Boşalmanın TürleriPrimer (Birincil) Erken Boşalma; Hayat boyu sorunun varlığı ile ilişkili bir durumdur.
Sekonder (İkincil) Erken Boşalma; Kişinin daha önceden erken boşalma sorunu yokkensorunun daha sonradan ortaya çıkması durumudur.
Durumsal (Dönemsel) Erken Boşalma; Belli durumlara bağlı ya da partnere bağlı kişinin erken boşalması durumudur.
Erken Boşalmanın Nedenleri;  Primer tip erken boşalma, kişilerin gençlik dönemlerinde ailelerinden gizli kaçamak yaptıkları mastürbasyonlar zamanla alışkanlık haline gelerek erken boşalmaya sebep olmaktadır. Bu durum özellikle cinselliğin konuşulmadığı, ayıp günah sayıldığı aile yapılarında ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak cinsel bilgi yetersizliği, tecrübenin olmaması, kişinin cinsel birliktelik esnasında heycanlanması ve heyecanını kontrol edememesi primer (ömür boyu) erken boşalma nedenidir. Kişilerin çocukluk çağında yaşadıkları tacizler, tecavüzler ya da ilk ilişkilerinin travmatik olması da erken boşalma nedenleri arasındadır.
Sekonder (ikincil) erken boşalma ise psikolojik sorunların haricinde, şeker hastalığına, ilaç kullanımına, kronik alkol, kalp rahatsızlıkları gibi fizyolojik nedenlere bağlı olabilir. Ancak sorun genellikle psikolojik kökenlidir. Eşle yaşanan iletişim sorunları, anlaşmazlıklar, eşlerden birinin daha baskın olması, eşler arası uyumsuzluk gibi birçok sorun erken boşalmaya neden olabilir.
Durumsal erken boşalma, kişinin iş hayatında yaşadığı olumsuz olaylar, aşırı stress, uykusuzluk, kötü beslenme düzeni, aldatma ve aldatılma da durumsal erken boşalma nedenleri arasındadır.
Erkeklerde en sık görülen cinsel işlev bozukluklarının başında gelen erken boşalmanın cinsel terapistler eşliğinde tedavisi mümkün ve oldukça kolaydır. Tedavi edilmeyen, bu sorunla baş etmeye çalışan kişiler ilişkilerinde birçok problemle karşı karşıya gelmektedir. Eğer sizde bu problemle bir savaş halindeyseniz mutlaka bir terapistten destek alınız.
Instagram; psk.gulcinkeskinwww.gulcinkeskin.com.trMail; bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Mental Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Randevu;05457702267

Bu Hatalar İlişkinizi Bitirebilir

Büyük bir tutkuyla başladığımız ilişkimiz başlarda bize kusursuz gibi görünse de ilişkinin ilerleyen evrelerinde içinden çıkılmaz ve çözülmez sorunların olduğu bir ilişkiye dönüşüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri kişilerin birbirleriyle iletişememesi. Şimdi size ilişkilerimizde hepimiz bir kaçını mutlaka yaptığı hatalardan örneklerle bahsedeceğim.
Yıkıcı eleştiriler yapmak; Kişiler birbirlerinin sadece olumsuz yönlerine odaklanır ve yaptığı olumlu davranışları görmezden gelirler. Örneğin; Ne zaman dışarıya çıksak beni hep yalnız bırakıyorsun. Bunun yerine; Dışarıya çıktığımız zaman kendimi yalnız hissediyorum, benimle daha fazla ilgilenmeni isterdim. Bu hem amaca daha uygun hem de kişiyi yargılayıcı bir ifade değil.
Akıl okuma; Kişi partnerinin söylediği dışında söylemediği bir şeyi anlamaya çalışır ve söylenenin arkasında kötü bir niyet arar. Örneğin; Sen bunu beni anladığın için değil beni susturmaya çalıştığın için söylüyorsun. Hâlbuki hiçbirimizin akıl okuma gibi üstün yetenekleri yok.
Genelleme; Partnerinizin yaptığı tek bir hatayı sanki hep yapıyormuş gibi yansıtmak. Sen zaten hep kendini düşünürsün! Hep bencildin! Bu tarz söylemler kişiyi kızdırdığı gibi size çözüme yönelik bir şeyde kazandırmaz.
Geçmişi getirme; Her tartışmada tartışmanın konusundan apayrı konuları tekrar tekrar gündeme getirme. Örneğin; Sen 2 yıl önce de beni arkadaşlarının yanında rezil etmiştin zaten. 
Haklılık savaşları; Kişi tartışmada ki payını görmezden gelir ve daima kendinin haklı olduğunu iddia eder. Örneğin; 5 yıldır beraberiz tek bir tartışma bile benim yüzümden başlamadı. Dolayısıyla kişi kendi adına sorumluluk almadığı için çözüme ulaşmakta imkansız hale geliyor.
Mantık arayışı; Birinin söylediği diğerine her zaman mantıklı gelmek zorunda değil. Bazen sırf ona mantıklı geldiği için bir şeyleri yapabilmeliyiz. Kişiler ve onların bakış açıları farklıdır, bunu kabul etmeliyiz.
Seslerin yükselmesi; İletişim halindeyken bir taraf diğerine sesini yükseltiyorsa ilişkideki eşitlik bozulur ve iletişim bundan zarar görür. Kişilerin birbirini dinlemesi ve anlaması imkansız hale gelir.
Eğer partnerinizle ilişkinizde ve iletişiminizde bir problem olduğunu düşünüyorsanız öncelikle kendinizi dinleyin ve anlayın. Değişime kendinden başlamak sorunun çözümüne dair atılmış en büyük adımdır.
Sevgilerimle
Uzm.Klinik Psikolog Gülçin Keskin
www.gulcinkeskin.com.tr
Mail:bilgi@gulcinkeskin.com.trInstagram: psk.gulcinkeskin

Lohusa Sendromu Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nelerdir?

Doğum yapan kadınların birçoğunda lohusa sendromu görülür.Peki lohusa sendromu nedir?
Lohusa sendromu doğum sonrasında görülen, birkaç gün içerisinde başlayan ve 7-10 gün arasında düzelen bunaltı, sıkıntı, sinirlilik hali, ağlama nöbetleri, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve birçok semptomu içeren bir dönemdir . 
Lohusa sendromunun belirtileri;Uykusuzluk ya da aşırı uyku haliSevilmediğini düşünmeYorgunlukİştahsızlık ya da aşırı iştahHayattan zevk alamamaBebeğe zarar verme korkusu
Lohusa sendromunda aileye düşen görevler;Anne kötüleşen ruh halinden dolayı çocuğunu sorumlu tutmaktadır bundan dolayı çocuk bu süreçten bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz etkilenir. Bu yüzden bütün gebeler düzenli olarak gebelik takiplerini yaptırmalıdır.
Eğer herhangi bir depresyon riski varsa erken tanı tedavi için oldukça önemlidir. Lohusalık sendromunda çevrenin desteği, özellikle eşin desteği oldukça önemlidir.Annenin endişeden kurtulmasının en önemli yollarından bir tanesi kendini güvende hissetmesidir yalnız olmadığını ve her sıkıntıda eşinin ve sosyal çevrenin desteğinin yanında olduğunu bilmesi anneyi oldukça rahatlatacaktır. Lohusa sendromu döneminde anne sadece bebeğin emzirilmesi ile ilgilenmelidir onun dışında yapılacak şeylerle, bebeğin banyosu bezinin değiştirilmesi vs bunlarla baba, teyze, anneanne ilgilenmelidir. Çocuğun her ağlamasında anne uyandırılmamalı, bebeğin diğer ihtiyaçları için de annenin güvenebileceği bir kişi bebeğin bakımı ile ilgilenmelidir çünkü lohusa sendromunda ki anne bebeğinin iyi olup olmadığı ile ilgili endişeye düşer.
Bu kişiler ruhsal bunalımını azaltmak için yürüyüşe çıkmalı dışarıda arkadaşlarıyla buluşmalı ya da anne olan diğer kişilerle toplanıp sohbet etmeli hatta internet üzerinden anne blokları okumalıdır. Ayrıca doktor tavsiyeleri edinmek annenin endişesini hafifletecek ve kendini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Annenin bebeği haricinde kendine de zaman ayırması ve sosyalleşmesi gerekir. Aynı zamanda eşiyle geçireceği özel zamanlara da ihtiyacı vardır.Lohusa sendromu altı haftalık bir dönemi içerir eğer ki bu dönemden sonra hasta iyileşemiyorsa psikolojik bir destek alması şarttır çünkü bu daha sonrasında depresyona hatta intihara bile yol açabilir.

Instagram: psk.gulcinkeskin
Website: www.gulcinkeskin.com.tr
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr

Partnerime Güvenmiyorum

En temel ihtiyacımız olan güven, bir kere kaybedildiğinde ilişkileri temelinden sarsıyor ve içinde yaşanılamaz bir hale getiriyor. Peki kişiler neden partnerine olan güvenini kaybediyor?
1 Kişinin partnerini kaybedeceği korkusuyla yalana başvurması. Buna verebileceğim en iyi örnek kişilerin bitmiş ilişkilerini ve ona dair detayları partnerlerinden saklaması. Saklanan bu ilişki bir şekilde gün yüzüne çıktığında kişide oluşan şüphe, güvensizliğin ilk tohumlarını serpmiş oluyor. Bu yalan kişiyi paranoya yapma derecesine kadar getirebiliyor. Bu yüzden ilişkilerde güvenin sağlanması için iki tarafında birbirlerine karşı dürüst olması ve biten ilişkilerine dair partnerlerine açık olması gerekiyor.
2 Aldatılma! Aldatılan kişi haklı olarak partnerine karşı derin bir güvensizlik duyuyor. Peki bu güvensizliğin aşılması için kişi ne yapmalı? Öncelikli olarak güven ortamının tekrardan sağlanması için partnerinin hala aldatılıyor olmadığından emin olması gerekir. Bunun haricinde aldatan kişinin belli bir süre partnerinin aramalarına öfkelerine ve sorularına karşı sabırlı olması ve yeni bir güvensizlik çıkmazı oluşturmamak adına sorularına dosdoğru cevap vermesi gerekir.
3 Yaşanılan olumsuz deneyimler. Kişi daha önceki ilişkilerinde yaşadığı olumsuz deneyimlerin her ilişkisinde olacağını sandığı için ilişki içerisinde paranoyaya düşüyor. Sürekli partnerinin telefonunu kontrol ediyor, sosyal medya hesaplarının şifrelerini istiyor, hiçbir karşı cinsle görüşmesini istemiyor. Bu ve bunun gibi birçok şeyle partnerini boğuyor ve belki ilişkisinin bitmesine sebep oluyor. Hâlbuki bu olumsuz deneyimler hayatın her alanında karşımıza çıkabilir elbette bunları yok sayamayız ama bunların hayatımızı kontrol etmesine izin verirsek hayatı kendi kendimize zindan etmiş oluruz. Hiçbir kişi bir diğeriyle aynı değildir dolayısıyla hiçbir kişilikte bir diğerininkine benzemez. Deneyimlerimiz bize her daim yol gösterir ve öğreticidir fakat bunun için her kişiyi ayrı değerlendirmek ve ayrı deneyimlemek gerekir.
4 Kişinin Özgüveninin Olmaması. Kendini yetersiz hisseden kişi, partnerine yetmeyeceğini ve onun kendisini mutlaka aldatacağını düşünür. Eğer böyle bir düşünceniz varsa öncelikle yetersizlik duygunuzun kaynağını saptayın. Daha sonra yetersiz olduğunuzu düşündüğünüz yönlerinizi geliştirmek için bir takım çalışmalar yapın ve bu duygunuzun kendi bakış açınız olduğunu farkına varın. Eğer bununla baş edemiyorsanız mutlaka bir uzmandan destek alın.
5 Partnerin İlgisizliği. Eğer kişi yeteri kadar partnerine zaman ayırmıyorsa onu duygusal anlamda tatmin etmiyorsa ve anlamıyorsa maalesef ki partnerinde bir güvensizlik duygusu meydana gelebilir. Kişinin burada yapması gereken; partneriyle bu konu ile ilgili konuşması ve bu ilgisizliğin sebebini sorgulaması. Daha sonra partnerinden beklediği şeyleri ona karşı açık bir şekilde ifade etmesi ve iletişimsel anlamla daha sağlıklı bir yöntem bulması. Eğer gerekiyorsa bir ilişki uzmanından destek alması.
Güvensizlik gibi birçok ilişkisel problem hayatınızı olumsuz yönde etkiler ve çözülmemesi durumunda depresyon gibi birçok psikolojik rahatsızlığa yol açar. Eğer ilişkinizde mutsuz olduğunuz bir konu varsa ve bununla baş edemiyorsanız, bunu önce partnerinizle çözmeye çalışın daha sonrasında çözemiyorsanız mutlaka biz uzmandan destek alın.
Instagram.com/psk.gulcinkeskinMail: pskgulcinkeskin@gmail.com

Çağın Sorunu Orgazm

Ne yazık ki günümüzde birçok kadının hayatları boyunca bir kez bile tecrübe etmediği orgazm çağımızın dev sorunlarından biri.
Peki, orgazm nedir? Orgazmın tiplemeleri nelerdir? Kadınlar neden orgazm olamaz? Bu yazım da size bu soruların cevaplarını vereceğim.
Orgazm; Çeşitli cinsel uyaranlarla birlikte beynin uyarılmasıyla başlayan ve bu uyaranın etkisiyle kişide hem bedensel hem ruhsal olarak algılanan cinsel yanıtın son aşamasındaki muhteşem his. Orgazm esnasında vajina ve rahim ritmik olarak kasılır bu sayede de haz doruk noktaya ulaşır. 
Orgazmın tiplemeleri nelerdir?Anorgazmi; Cinsel uyarılmanın yeterli olması halinde bile kişinin bir türlü orgazm olamaması ya da orgazmın gecikmesi durumudur.
Rastgele Anorgazmi; Kişinin zaman zaman orgazmı yaşayamaması durumu.
Koital Anorgazmi; Kişinin birleşme ile orgazm olamaması durumudur. Bu kişiler kendi kendilerine yapmış olduğunu dokunuşlarda ya da partnerlerinin onlara yapmış olduğu dokunuşlarda orgazmı yaşarlar.
Erken Orgazm; Bu kişiler yeterli bedensel ve ruhsal doyuma ulaşamadan orgazm olurlar.
Peki kadınlar neden orgazm olamıyor? Bunun en belirgin nedenlerinden biri cehalet. Yani cinsel bilgi eksikliği ya da cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar.

•    Ön sevişmenin yetersiz veya kısa sürmesi.
•     Duygusal ve bedensel anlamda hazır olmayışlık. Eğer bir kadın duygusal olarak sevişmeye hazır değilse saatlerce ona dokunsanız da orgazm olmasını sağlayamazsınız dolayısıyla kadın öncelikle duygusal anlamda bir ilişkiye hazır olmalı daha sonra ön sevişmeyle birlikte bedensel bir hazır oluşluk sağlanmalıdır.
•    Partnerinin fiziksel cazibesini kaybetmesi. Eğer kişinin partneri çekiciliğini kaybetmişse giyimine kuşamına ve üslubuna dikkat etmiyorsa kadının orgazm problemi yaşamasına sebep olabilir.
•   İlişkisel ve iletişimsel problemler. Eğer cinsel ilişkinin dışında kişiler günlük yaşantılarında bir uyum içerisinde değillerse ve ilişkisel anlamda çatışmaları ve iletişim problemleri varsa öncelikle bunu çözmeleri gerekir.
•   Erkeğin herhangi bir işlev bozukluğunun olması da kadının orgazmını olumsuz yönde etkiler. Bunlar; erken boşalma, sertleşme bozukluğu olabilir.
•   Kadının orgazmı bir görevmiş gibi algılaması, kendini beğenmemesi, başaramamaktan korkması.
•   Gebe kalmaktan korkuyor olması.

Bu ve bunun gibi birçok nedenden dolayı kadınların büyük bir çoğunluğu orgazm olma taklidi yapıyor ve çözüm yolu aramak yerine bunu kabul edip hayatları boyunca orgazmın verdiği hazzı yaşayamıyor. Unutmamalıyız ki en büyük cinsel organımız beyindir. Düşüncelerimiz ve beynimizle orgazm olabiliriz. Klitoris, g noktası, vajina bunu kolaylaştırmamızı sağlıyor. Eğer yukarda bahsettiğim sorunlardan birini yaşıyorsanız bir cinsel terapist ile birlikte bu sorunu çözüme kavuşturabilirsiniz. 
Sevgilerimle 
Instagram/psk.gulcinkeskinMail: pskgulcinkeskin@gmail.com 

Evlilikte Altın Kurallar

1 Geleneksel ve öğrenilmiş alışkanlıklardan uzak durun. Yani; kadın dediğin evde oturur kocasını bekler, erkek dediğin sert olur kadına sözünü geçirir gibi. Evlilikler kişilerin üzerine kurulmuş çok özel bir yapıdır o yüzden bireysel ihtiyaçların yanı sıra evliliğin gerektirdiği paylaşımları yapmalı yanlış olan gelenek göreneklerin yerine iki tarafı da mutlu edecek sorumluluklar kazanılmalıdır.
2 Rolleri paylaşın ve ayrıştırın. Evliliğin içinde kişiler sadece karı-koca olmuyorlar. Buna ek olarak anne-baba, çocuk, mesleki roller gibi birçok role bürünüyorlar. Bu rollerin ayrımını yapın. Eşinize karşı anne ya da baba rolüne girmeyin ya da mesleki rollerinizi ilişkinizin içine dahil etmeyin.
3 Temel duygulanım farklılıklarını kabul edin. Kadın kadındır, erkek erkektir. İkisinin de olaylara bakışı ve duygulanımı farklıdır. O yüzden iki tarafta birbirini erkek gibi düşünmeye ya da kadın gibi düşünmeye zorlamamalı.
4 Evliliğin kurallarını birlikte yazın. Birbirinize dayatmalarda bulunmayın. Yani ne senin dediği olsun ne de onun. Ortak kurallar belirleyin.
5 Temel gereksinimlere önem verin. Olumlu ya da olumsuz bütün kıyaslardan kaçının. Örneğin; Yemeğin enfes olmuş aynı annem gibi! Ya da örneğin; Falancanın eşi ne güzel yemek yapıyor bir de seninkilere bak! gibi.
6 Cinsel hayatınızı renklendirin. Hiç şüphe yoktur ki cinsellik ilişkilerin en önemli parçalarından. O yüzden monoton bir cinsel hayattan kaçının. Birbirinize cinsel hayatınızı renklendirecek tavsiyelerde bulunun. Cinselliğinizin olumlu ve olumsuz yönlerini birbirinizle konuşun.
7 İletişim engellerinizi farkına varın. Eğer aranızda sağlıklı bir iletişim yoksa birbirinizi dinleyin, anlayın ve sağlıklı bir iletişim için neye ihtiyacınız olduğunu birbirinizle paylaşın.
8 Eşinizi değil kendinizi değiştirin. Anlaşılmaya değil anlamaya çalışın. Eğer ortada bir sorun varsa düşünün, neden bana böyle davranıyor acaba?
9 Partnerinizin egosunu ihmal etmeyin. Partnerinizin yaptığı şeylere değer verin, saygı gösterin. Bazen bir yemek sonrası ellerine sağlık hayatım bunu en iyi sen yapabilirdin demek bile karşınızdakini oldukça mutlu edebilir.
10 Sevgi, saygı ve güven bağını kurun. Benliğinizin sınırlarını koruyun. Özel alanlarınız mutlaka olsun. İlişkiyi zarar vermeyecek şekilde geçmişten gelen alışkanlıklarınızı yaşayabileceğiniz bir zaman dilimi belirleyin.
Instagram/psk.gulcinkeskin
Mail:pskgulcinkeskin@gmail.com

Cinsel İlişkide Bunlara Dikkat Edin!

Cinsellik yaşam boyu ihtiyaç duyulan, iyi ya da kötü bir şekilde herkesin yaşadığı fakat fark etmeden birçok hata yaptığı cinsel ve duygusal davranışların bütünüdür. Cinsellik yaşam kalitesini artırmak için oldukça önemli olduğundan bu anlamda yapılan hataları ele alalım ve nasıl düzeltebiliriz bir bakalım.1 Ön SevişmeSevişmek sadece cinsel birleşmeden ibaret değildir. Sevişmek zevk odaklı bir sanattır. Bu yüzden, sevişmeden önce partnerinize masaj yapın, dokunun, öpüşün, okşayın. Bunları yaparken partnerinize erotik sözler söyleyin. Bu onu duygusal açıdan da doyuracaktır. Cinsel birleşme bir hazır oluşluk ister. Ön sevişme bu hazır oluşluğun olmazsa olmaz koşuludur. Yapılan en büyük hatalardan biri hazza değil sonuca odaklanmaktır. Sonuca odaklanan kişi birçok hazdan kendini ve partnerini mahrum bırakır. Eğer sonuca değil hazza odaklanırsanız performansınız iyi olacak hem de müthiş bir haz duymuş olacaksınız.
2 Monoton Cinsel Hayattan Kaçının!Genelde hedef boşalmak olduğu için bir şekilde boşalan çiftler nasılsa bunu başarıyoruz dedikleri için cinsel yaşamlarında başka pozisyonlar denemeye yeltenmiyorlar. Dolayısıyla sürekli olarak aynı şeyi yapmak partnerlerde heyecan ve istek kaybına neden olabiliyor. Cinsellik ömür boyu duyulan bir ihtiyaç olduğu için mutlaka renklendirilmesi gerekir. Farklı mekânlar da ve farklı pozisyonlarda sevişmeyi deneyin. Faklı pozisyonlar için pozisyon kartları alabilir bunu partnerinizle bir oyun oynayarak seçebilirsiniz. Her gün yatak odasında sevişmek yerine bir gün randevulaşın ve bir otelde sevişin, bunu yapmak sizi oldukça heyecanlandıracaktır. Aşk oyunları oynayın, partnerinize işten eve gelene kadar erotik mesajlar atın. 
3 Dürüst OlunPartnerinizi kırmamak adına istemediğiniz pozisyonlardan keyif alıyormuşsunuz gibi yapmayın ya da orgazm oluyormuş gibi. Cinselliğin asıl amacı haz almaktır. Sevdiğiniz pozisyonları, haz aldığınız bölgeleri partnerinize mutlaka söyleyin aynı zamanda haz almadığınız bölgeleri ve pozisyonları da. Bunları bilmezse değiştirmesi ya da devam ettirmesi pek mümkün olmayacaktır.
4 Çıplak OlunBu sadece bedensel bir çıplaklık değil elbette. Gündelik hayatınızda yaşadığınız problemler, iş stresi, maddi problemler yatağa girerken zihninizden çıkmalı. Sevişmek sadece fiziksel bir eylem değildir, ruhun ve bedenin bir oluş şeklidir. O yüzden dolu bir zihinle yatağa girdiğinizde zihninizin hazza odaklanması mümkün olmayacak ve performansınızı olumsuz şekilde etkileyecektir. Eğer kendinizi çok fazla stresli ve gergin hissediyorsanız önce partnerinizle birbinize tamamen çıplak bir şekilde masaj yapın bu sizi hem sekse hazırlayacak hem de rahatlamanızı sağlayacaktır.
5 Erotik OlunCinsel ilişkinin başlaması ve sürdürülmesi için hiç şüphesiz ki erotizm en önemli faktördür. Partnerinizin uyarılması için hem fiziksel bir uyaran hem de sözel bir uyaran şart! Öz bakımınıza ve giyiminize özen gösterin. Sevişmeden önce duş alın dişlerinizi fırçalayın, partnerinizin en sevdiği kokuyu sıkın. Erotik gecelikler giyin bu ona daha çok uyaran sağlayacak ve cinsel ilişkinizi oldukça olumlu etkileyecektir.
6 İstemediğiniz Zaman SevişmeyinBilindiği üzere sevişmek için doğru partner, doğru zaman, ve doğru uyaran gereklidir. Yani; partneriniz bu ilişki için doğru kişi mi? Onunla sevişirken haz duyuyor musunuz? Seviştiğiniz mekânda kendinizi rahat hissediyor musunuz? Kendinizi rahat hissetmediğiniz bir yerde sevişmek sizi kaygılandıracak bu da cinselliğinizi olumsuz etkileyecektir. Kendinizi rahat hissedeceğiniz bir mekanda, doğru bir kişiyle, ikinize de uygun olacak bir zaman diliminde sevişin. Bunlar bir arada olmadığı zaman o ilişkiden haz almanız mümkün değildir. Sevişmek istemiyorsanız bunu partnerinize mutlaka söyleyin. İstemediğiniz bir eylemin içinde bulunmak size haz vermek yerine sizi o eylemden soğutabilir ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir.
7 Destek Alın Eğer sizde ya da partnerinizde cinsel bir problem olduğunu düşünüyorsanız, bu erken boşalma olabilir, cinsel isteksizlik olabilir, vajinismus olabilir. Bu ve bunun gibi birçok cinsel problem var. Bunu öncelikle birbirinizle paylaşın daha sonra da mutlaka profesyonel bir destek alın. Partnerinizi üzmekten korktuğunuz için bunu onunla konuşmaktan kaçınmayın eğer bu problemi dile getirmezseniz zaman içerisinde bu sorun sizi daha çok üzecek ve gündelik yaşamınızı da oldukça olumsuz etkileyecektir. Aynı zamanda ilişkinizde çatışmalara yol açacaktır.
8 Cinsellikte İletişimKonuşulmayan problemler ilişkiyi bitmeye mahkûm bırakır. Sağlıklı bir iletişim, beraberinde doyurucu bir cinsel ilişkiyi de getirir. Fantezilerinizi, isteklerinizi ve istemediklerinizi partnerinize mutlaka söyleyin. Cinsellikle ilgili konuşmak ayıp değildir, bu tabulardan kurtulun. Konuşulmayan cinsellik zaman içerisinde yaşanmamaya da başlar. Bu yüzden sorunlarınızı partnerinizi yargılamadan, saygı çerçevesi içerisinde rahatça konuşun. Bu konuda size yardımcı olabilecek en etkin kişi partnerinizdir. Unutmayın ki iyi bir iletişim beraberinde iyi bir birliktelik ve cinsellik getirir.
Instagram/ psk.gulcinkeskin

Mükemmel İlişki Mümkün mü?

İlişkiler de ve evlilikler de iki tarafında temel ihtiyaçları vardır. Bunlar; sevmek, sevilmek, değer vermek, değer görmek, romantizm, doğru iletişim, doğru cinsellik diye çoğaltılabilir. Bunlar dahilinde kişiler tartışmasız mutlu huzurlu bir birliktelik isterler. Peki, sizce bu mümkün mü? İlişkinizi başkalarının ilişkileriyle kıyaslamayın! Genelde bu birçok çiftin yaptığı bir hatadır. ‘’Bak, Ahmet karısına araba almış, evlilik yıldönümünde de Paris’e götürmüş, sende anca her akşam gel ne pişirdin diye sor!!’’ gibi.. Her ilişkide şartlar ve koşullar aynı değildir, kişiler ve karakterlerin aynı olmadığı gibi. İlişkinizi başka ilişkilerle kıyaslamak yerine, ilişkinizi kendi içinde kıyaslayın. Mesela, 2 sene önce ilişkimiz nasıldı bugün nasıl? gibi.. 
Ortak ilgi alanları bulun. Kaliteli zaman ilişkinin olmazsa olmaz ihtiyaçlarından biridir. Önemli olan beraber geçirilen zaman değil, zamanın niteliğidir. İkinizin de keyif aldığı aktiviteler elbet vardır, bunları keşfedin. İletişiminizin arttığını ve daha keyifli zaman geçirdiğinizi farkına varacaksınız.
Partnerinizle sıkıntılarınızı paylaşın. Bazen karşımızda bir kahin varmış gibi davranıyoruz öyle değil mi? Bir şeyden dolayı ona kırılıyoruz ya da kızıyoruz sonra somurtup oturuyoruz. İstiyoruz ki biz söylemeden o neye kırılıp kızdığımızı anlasın ve gönlümüzü alsın. Bu ne yazık ki mümkün değil. Neye kırılıp kızdığınızı söylediğinizde partneriniz sizi hem daha kolay anlayacak hem de aynı hatayı yapmaktan kaçınacaktır. 
Hissettiğiniz ve düşündüğünüz her şeyi partnerinizle paylaşın. Bastırılan duygular asla unutulmaz ve partnerinize karşı derinden bir öfke duymanıza sebep olur. O yüzden o an ona bir şey söylemek istiyorsanız mutlaka söyleyin. İçselleştirilen duygu ve düşünceler yıllar geçtikçe içinizde daha da büyük bir yer edinebilir.
İlişkinizi daima saygı çerçevesinde devam ettirin. Partnerinizin fikirlerine ve tercihlerine önem verin. Daima onunla aynı fikirde olmanız mümkün değil. Ama ona bu fikir ayrılıklarına rağmen saygı gösterdiğinizi ve sevdiğinizi hissettirin.
Partnerinize eski ilişkilerini sormaktan vazgeçin! Bunu yaparsanız zaman içerisinde kendinizi ister istemez bir kıyas içinde bulabilirsiniz.
İlişkilerinize kesinlikle 3. kişileri dahil etmeyin! Anne, baba, yakın arkadaş, kardeş yani hiç kimse! Problemlerinizi kendi aranızda çözün.
Cinsel ilişkinize önem verin! Cinsellik yaşamımızı sürdürebilmek için en temel ihtiyaçlarımızdan biri. Cinselliği konuşmaktan çekinmeyin. Sevdiğiniz ya da sevmediğiniz pozisyonları, ya da cinsellikle ilgili yaşadığınız problemleri mutlaka partnerinizle paylaşın. Çözüm bulamadığınız problemleriniz için uzmandan yardım almaktan kaçınmayın. Çünkü kötü bir cinsel ilişki, hem sizi hem partnerinizi oldukça olumsuz yönde etkileyecektir.
Kendinize özen gösterin. Beni böyle sev seveceksen gibi bir şey çok da söz konusu değil. Öz bakımınıza özen gösterin, giyiminize kuşamınıza, davranımlarınıza, sözlerinize. 
Onsuz yaşayamam, ona ihtiyacım var gibi düşüncelerinizi yıkın. O olmasa da yaşayabileceğinizi ve ayakta durabileceğinizi kabullenin.
Son olarak mükemmel ilişki tabi ki mümkün değil. Her ilişkinin inişleri ve çıkışları olur. Önemli olan bu iniş ve çıkışlarda ki tutum ve davranışlarınızdır. Daha iyisini bulabilirim daha iyi bir ilişki yaşayabilirim düşüncesi yerine içinde bulunduğunuz ilişkide tatmin olabileceğiniz şeyler yaratmayı deneyin. Yukarı da anlattığım maddeleri ilişkinize geçirdiğiniz zaman mükemmel olmasa da oldukça sağlıklı ve mutlu bir ilişki yaşadığınızı göreceksiniz.
Instagram/psk.gulcinkeskin

Beslenme ile Depresyondan Kurtulmanın Yolları

Depresyon kişinin kendini mutsuz, değersiz, huzursuz, çaresiz hissetmesi durumudur. Depresyondaki kişi daha önceden yaptığı şeylerden zevk almamaya başlar. Kendisine ve çevresine karşı ilgisizleşir. 
Zaman zaman hepimiz kendimizi mutsuz, değersiz ve çaresiz hissederiz. Bu demek değildir ki depresyondayız. Kişinin kendisine depresyondayım diyebilmesi için bu duyguları en az 2 hafta boyunca her gün hissediyor olması gerekir ve bu duygular kişinin işlevselliğini bozuyor olmalı.
Gelelim depresyonun nasıl medyana geldiğine. Yaşanılan sorunlar çoğu zaman ruh halimizi bozuyor, bozulan ruh halimiz kimyamızı bozuyor dolayısıyla mutlu olmamızı sağlayan dopamin, nörepinefrin ve serotonin gibi çeşitli nörotransmitterlar de bozulmalar meydana geliyor ve depresyona giriyoruz. 
Peki beslenme açısından depresyonun nedenleri nelerdir?Omega-3 oranı düşük olan kişilerde depresyon sık görülmüştür ve omega-3 yağ asidi verilmiş kişilerde depresyon oranının %48 oranında düştüğü görülmüştür. 
Depresyon-Kolesterol Kolesterolu düşük olan kişilerin serotonin seviyeleri de düşüktür. Kolesterol eksikliği, serotonin metobolizmasını bozar ve kişinin depresyona girmesine yol açar.
Depresyon ve İnositolÇeşitli araştırmalarda depresyonda olan kişilerin inositol seviyesi düşük bulunmuştur. Depresyonda olan kişilerin günde 12 g inositol alması durumunda depresyonda bariz düzelmeler görülmüştür. İnositolun bulunduğu yiyecekler; buğday tohumunda, muzda, karaciğerde, kahverengi pirinçte, yulafta, kuru yemişlerde, kuru üzümde ve sebzelerde bulunur.
B12 Vitamini ve DepresyonB12 vitamini yetersizliği olanlarda en az iki kat fazla depresyon riski vardır. Peki hangi besinlerde B12 vitamini vardır? Balık yumurtası B12 açısından en zengin besindir. Kuzu ciğeri, kaz ciğeri, dana ciğeri de B12 vitamini açısından oldukça zengin besinlerdir. B12 bakımından zengin diğer ürünler; Yağsız yoğurt, yağsız süt, tam yağlı yoğurt ve süt, tavuk karides, geyik eti, deniz yosunu, maya ve sakatat.
Depresyon ve B6 VitaminiDepresyonlu hastaların birçoğunda B6 vitamini düşüktür ve vitamin tedavisine olumlu cevap verirler. B6 vitaminin bulunduğu besinler; pirinç, buğday, kurutulmuş bitkiler ve baharatlar, antep fıstığı, sarımsak, ciğer, ay çekirdeği, susam, balık ve fındık.
Selenyum ve Depresyon Selenyum seviyesi düşük olan kişilerde depresyon görülmüştür. Günlük 60-220 gr selenyum alımında depresyon semptomları düzelmiştir. Selenyumun bulunduğu besinler; Yumurta, mantar, esmer pirinç, yulaf, soğan, istiridye, sarımsak, tahıllar. 
Çinko ve DepresyonDepresyonu olan kişilerin önemli bir bölümünde çinko düzeyleri düşük bulunmuştur. Çinko düzeyleri düştükçe depresyonun derecesi de artmaktadır. Çinko az da olsa günlük alınması gereken mineraller arasındadır. Alınması gereken miktar yaş grubuna göre değişiklik gösterir. Çinko bakımından zengin olan besinler; Ispanak, kuzu ve sığır eti, mantar ve susam çinko bakımından zengin besinler arasında ilk sıralarda gelmektedir.
Demir ve DepresyonDemir dopamin sentezi için gereklidir. Demir eksikliği olanlarda depresyon sıktır ve demir tedavisi ile düzelir. Demir açısından zengin besinler; Sebze (ıspanak, bezelye, brokoli) Tahıl (tam buğday ekmeği, mısır, yulaf) Meyve (çilek, karpuz, incir) diğer besinler (soya peyniri, domates, mercimek, fasulye) .
Magnezyum yetersizliği ve DepresyonMagnezyum yetersizliği depresyondan psikoza çeşitli psikiyatrik semptomlara neden olabilmektedir. Ağır şiddetli magnezyum eksikliğinde depresyon görülmektedir. Magnezyum seviyesinin arttırıldığında depresyonda iyileşmeler görülmüştür. Magnezyum bakımından zengin besinler şunlardır; Ispanak, kabak çekirdeği, yeşil fasulye, soya fasulyesi, susam, ay çekirdeği, siyah fasulye, kaju .
Depresyon-ProbiyatikDepresif hastaların birçoğunda sindirim sorunları vardır. Probiyatikler sindirim sorunlarının giderilmesine yardımcı olurlar. Kefirin depresyonu azaltıcı etkisi vardır bunun yanı sıra probiyatik bakımından zengin olan birçok besin vardır; yoğurt, kefir, salatalık ve lahana turşusu, keçi sütü, ayran, kombu çayı, bitter çikolata şalgam, sirke, nar ekşisi ve boza gibi..
D vitamini ve DepresyonGüneşe maruz kalma derecesi ile serotonin düzeyleri arasında pozitif bir korelasyon saptamıştır. D vitamini tedavisi alan hastalarda depresyon hızla düzelmektedir. Düşük D vitamini düzeyi kronik yorgunluğa ve depresyona yol açabilir. D vitamini eksikliğini güneşin yanı sıra şu besinlerden elde edebilir; Peynir, tereyağı, yağlı balıklar (somon, uskumru ve ton balığı) istiridye, balık yağı, yumurta ve patates.
Melatonin ve DepresyonDüşük dozlarda melatoninin kış depresyonundaki semptomları hafiflettiği görülmüştür.  Melatoninin major depresyonu olan hastaların uyku bozukluklarında da yararlı olduğu gösterilmiştir. Melatonin depresyonu artırma etkisi de olabileceğinden dikkatli (hekim kontrolü altında) kullanılması gerekir. Peki hangi besinler melatonin bakımından zengindir? Kızılcık, vişne, papatya, anason, ceviz, badem ve fındık.
Besin alerjisi ve DepresyonBesin alerjileri çeşitli mental bozukluklara ve depresyona yol açmaktadır. Geleneksel depresyon tedavisine cevap vermeyenlerde besin alerjilerinin olup olmadığı araştırılmalıdır.

Instagram.com/psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Website: www.gulcinkeskin.com.tr

İlişkimi Nasıl Kurtarabilirim?

   Şüphesiz ki ilişkisi kusursuz olan kimse yoktur. Her ilişkide inişlerin ve çıkışların olması oldukça normaldir. Peki bu inişler hiç çıkışa varmıyorsa? İlişki günden güne ayrılığa sürükleniyorsa? O çıkmazdan kurtulmak için ne yapacağız? Bunları size maddeler halinde anlatacağım.
1. İlişkinizde bir şeylerin yolunda gitmediğini anladığınız an buna müdahale edin. Sorunların kendi kendine çözülmesini beklemeyin, ÇÖZÜLMEZ! Sorun her neyse bunu partnerinizle konuşmayı deneyin. Konuşma esnasında dikkat edeceğiniz iletişim kurallarından bir başka yazımda bahsetmiştim.2. 1 kerecikten bir şey olmaz bir daha yaparsa o zaman konuşurum. Sorunlarınız çığ gibi büyümeden ilk seferde müdahale edin. Aksi takdirde çözmeniz gereken bir değil bin sorununuz olacak.3. Soruna odaklan. Sen haklısın ben haklıyım savaşına döndüğü an iki tarafta haksız konumuna düşecek. Haklı olduğunda mı daha iyi hissedeceksin yoksa ortada bir sorun kalmadığında mı?4. Bu ilişki biterse mi daha mutlu olacaksın yoksa devam ederse mi? Bunun kararını sadece sen verebilirsin. Bu konuda dışarıdan gelecek müdahalelere açık olma. İlişkinde olup biteni sen ve partnerin dışında daha iyi anlayacak kimse yok.5. Bir sorun varsa bu ikinizin sorunudur. Bir suçlu aramaya değil hataları bulmaya odaklanın. Karşılıklı olarak hatalarınızı kabullenirseniz çözüme ulaşmanız daha kolay olacak.6. Partnerini cinsellikle cezalandırma. Unutma onu bu yolla cezalandırırsan reddedilme duygusuyla özgüveni zedelenecek ve özgüvenini tamir etmek için başka yollar arayacak.7. İlk adımı o atsın niye hep ben çabalıyorum? Eğer değer veriyorsan onu önemsediğini göstermelisin. Önemsenmek ve onun için bir adım attığını görmek onu motive edecek. Sonuç güzelse ilk adımı kimin attığının ne önemi var? 8. Önemse dediysem onu dünyanın merkezi de yap demedim. Her şeyin azı karar çoğu zarar demişler. Sende bir bireysin o da. Partnerinin benliğine sürekli olarak müdahalede bulunma. Özel alanlarınız olsun. Ayrı ayrı planlar yapın. Benliğinizi koruyarak biz olabilirseniz ilişkinizin ne kadar güzel ilerlediğini görebilirsiniz.9. Sırf aranız kötü diye iyice uzaklaşma. Bu onu daha da uzaklaştırmaktan başka ne işe yarayacak? Bir demet çiçek, küçük romantik bir not. Bunları partnerinden esirgeme. Olağanın dışında yaptığın en küçük bir jest bile ilişkinize iyi gelecek.10. Bütün bunları yaptın mı? Hala hiçbir şey yolunda gitmiyor mu? Bu biten ilk ilişki değil son da olmayacak. Mutlu olman için her zaman başka seçenekler olacak.

Instagram.com/psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Website: www.gulcinkeskin.com.tr

İlişkilerde yapılan iletişim hataları

Belki de ilişkimizi temelinden sarsan şey budur? Konuşamadığınız bir eş/partner ile nasıl anlaşırsınız? Kendinizi ona nasıl anlatırsınız? Rahatsızlık duyduğunuz şeylerden nasıl bahsedersiniz? Kısacası karşınızda sizi anlamayan bir eş/partner var ise o ilişkide nasıl yol alırsınız.
Hepimiz çok severek ilişkilere başlıyoruz. Çoğu zaman bu aşk birçok iletişim sorununu tolere ediyor. Ama ya tolere etmemeye başladığında? Ben söyleyeyim. İlişkiniz sen haklısın ben haklıyım savaşına dönüyor. Bir bakmışsınız birbirinizi anlamaya değil cevap vermeye yönelik bir iletişim kurmaya başlamışsınız. Şimdi size yaptığımız iletişim hatalarından bahsetmek istiyorum.
1) Bir konu ile ilgili konuşmaya başladığınızda genelde hep karşı tarafı suçlu buluyorsunuz değil mi? Sanki size karşı yaptığı tek bir iyi davranış yokmuşçasına eşinizle ilgili ne kadar olumsuz davranışı varsa peş peşe söylüyorsunuz. Gelin bunu hepimizin başına gelmiş olan bir örnekle somutlaştıralım. “Sen zaten hep arkadaşlarınla dışarıya çık, gez eğlen. Hep onlarla ilgilen. Bana gelince hep işin var zaten.” Halbuki bunu böyle ifade etmek yerine ‘’Bana daha çok vakit ayırabilmeni isterdim, bende seninle dışarıda vakit geçirmek istiyorum’’ desek daha yapıcı bir eleştiri yapmış olmaz mıyız? Suçlayıcı ve yıkıcı eleştiriler, yaptığımız en büyük iletişim hatalarından biridir. İlişkilerinizde daha yapıcı eleştiriler de bulunmaya özen gösterin.
2) Eşiniz kötü bir şey yaptı mı vay haline! Hemen başlıyorsunuz dimi? Vay efendim sen 10 yıl öncede böyleydin insan 7 sinde neyse 70 inde de odur. Sen değişmezsin. Senin babanda böyleydi zaten. Sanki o an onu kırmaya kızdırmaya programlanmış gibiyiz. Peki bu sorununuza çözüm oluyor mu gerçekten? Yapmakta olduğu şeyi bir daha yapmıyor mu? Pek sanmıyorum.. İlişkilerinizde genellemeler yapmayın. Rahatsız olduğunuz şey her neyse bunu geçmişi ya da başkalarını karıştırmadan söyleyebilirsiniz. Buna da somut bir örnek verecek olursak. ‘’Beni arkadaşlarının yanındayken hep yalnız bırakıyorsun! Ben orda yokmuşum gibi davranıyorsun! yerine ‘’Arkadaşlarının yanına gittiğimiz zaman kendimi yalnız hissediyorum, onların yanındayken benimle biraz daha ilgilenebilir misin? Bakınız ne kadar yapıcı ve çözüm odaklı bir iletişim türü öyle değil mi?
3) Hepimiz kahiniz! Partnerimizin bir şeyi söylerken aslında ne düşünerek söylediğini ondan daha iyi biliyoruz. ‘’Sen böyle söylüyorsun ama ben senin aklından ne geçtiğini çok iyi biliyorum!’’ Dinlemek yok, anlamaya çalışmak yok. Partnerinizin neyi ne düşünerek söylediğini ondan daha iyi bilmeniz mümkün değil. O yüzden akıl okumaktan vazgeçin.
4) Herhangi bir kavgada yaptığımız ilk şey ne? Geçmiş hataları su yüzüne çıkarmak. İçinde bulunduğunuz kavganın o hatalarla hiç alakası yoktur ama siz geçmişte yapılan sayısız hatayı haklı çıkmak uğruna gündeme taşırsınız. Bu kavganızı ne yazık ki daha iyi bir yere taşımaz. Bırakın geçmiş geçmişte kalsın.
5) Diyelim ki partnerinizin değiştirmesini istediğiniz bir davranışı var. Aylardır, yıllardır bu davranışın değişmesini bekliyorsunuz. Sonunda eşiniz bunun için bir adım attı. Peki siz ne yapıyorsunuz? ‘’Geçti Borun pazarı sür eşeğini Niğde’ye .. Bunu zamanında yapacaktın artık çok geç.’’ Bu partnerinizin motivasyonunu mahveder. Onun değişime olan arzusunu kırar. Oysaki bunun yerine ‘’Bunca zamandır değişmeni bekliyorum, bunun için bir adım atmış olman beni sevindiriyor’’desek daha motivasyonel yaklaşmış olmaz mıyız?
6) Bir sorun varsa mutlak suretle onun sebebi SENSİN! Ben sütten çıkmış ak kaşığım bütün suç sende! Sürekli olarak partnerinizi suçlamak onu kızdırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Bir kavga varsa orada 2 kişi vardır. Bütün sorumluluğu partnerinizin omuzlarına yüklemeyin.
7) İstiyoruz ki partnerimizin söylediği her şeyin bizim nezdimizde mantıklı bir açıklaması olsun. ‘’Allah aşkına bu söylediğinin bana mantıklı bir tarafını göster’’. Belki söylediği şey ona göre çok mantıklı? ‘’Bu söylediğin bana pek mantıklı gelmedi ama madem bu kadar istiyorsun peki tamam’’ diyebilmek sizce de partnerinize kendini daha iyi hissettirmez mi?
8) Niyetin partnerini anlamak, onunla bir şeyler paylaşmak onu dinlemek olsun. Daha partnerinin konuşması bitmeden çözüme yönelik önerilerde bulunmaktan vazgeç. Belki de partnerin o an sadece seninle bir şeyler paylaşmak istiyordur. Ne dersin ?
9) ‘’Beni sen böyle yaptın! Ben eskiden hiç böyle bir adam değildim’’. ya da ‘’Bende bir problem yok sorunlu olan o! O bir psikoloğa gitsin bakın her şey nasıl düzelecek. ‘’ gibi sürekli sorunu karşı tarafa yüklemek yaptığımız en büyük hatalardan biri. Hatalardaki sorumluluğunuzu üstlendiğiniz zaman çözüme daha kolay ulaşacağınız kesin. İlişkilerinizde, bahsettiğim bu iletişim hatalarından mutlaka vardır. Bunları düzeltmeye yönelik bir adım attığınızda ilişkinizde gözle görülür değişiklikler olduğunu fark edeceksiniz.

Instagram.com/psk.gulcinkeskin
Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Website: www.gulcinkeskin.com.tr

Sorunlu ilişkiler ve Cinsellik

Günümüzde çiftler ilişkinin her evresinde, gerek flört gerek nişanlılık gerek evlilik olsun problemler yaşıyor. Çiftler bu sorunları ilişkinin bazı evrelerinde görmezden geliyor ve üzerine konuşulmayan sorunlar ilerde çığ gibi üstlerine yıkılıyor.

Bu sorunlar partnerlere sorulduğunda genelde beni anlamıyor, benimle ilgilenmiyor, hep ailesinden taraf oluyor şeklinde çoğalabiliyor. Kimse cinsellik üzerine konuşmaya yanaşmıyor. Maalesef ki cinsellik bize küçük yaşlardan itibaren ayıp günah konuşulmaz olarak öğretildi. Dolayısıyla bu kemikleşmiş yapıyı kolay kolay hiçbirimiz kıramıyoruz ve temeli aslında cinsellik olan sorunlarımızı başka sorunlar yaratarak çözmeye çalışıyoruz ve çoğu zaman da çözemiyoruz.

Cinsellik nedir? Doğru cinsellik nasıl olmalıdır? Cinsel sorunlar nelerdir? Çoğumuz bu konuda çok doğru bilgilere sahip değil ne yazık ki.

Peki cinselliğin ilişkimize etkisini hepimiz biliyor muyuz? İyi bir cinsellik ilişkimizi 10 üzerinden 1 etkilerken kötü bir cinsellik ilişkimizi yıkacak kadar büyük bir etkiye sahip, yani 10 üzerinden 9. Evet yanlış duymadınız! Bu sorun ilişkinizin sonu bile olabilir. Kastettiğim şey kısa süreli bir cinsel sorun değil elbette. Bazen stres, ölüm, ekonomik sorunlar gibi nice sebepten ötürü cinselliğimiz kötü etkileniyor olabilir bu çok normal. Ama sorununuz senelerce sürüyorsa ve bunu bir sorun olarak görüp tedavi adına bir şeyler yapmıyorsanız EYVAH, ALDATILDINIZ!

Kadınlar da erkekler de hayatları boyunca hazzı ararlar, bu haz arayışının bir sonu yoktur hep daha fazla haz isterler ve eninde sonunda partnerinde bulamadıkları hazzı başkalarında aramaya başlarlar. Çözülemeyen cinsel sorunların tek belirtisi aldatılma değil elbette. Hazza ulaşamayan partner eşine karşı bir öfke beslemeye başlar, bu öfke ilişkiyi günden güne içinde yaşanılamayacak bir hale getirir ve kötü giden bir ilişkide cinsellikte daha da kötüye gider ve gördüğünüz gibi kısır bir döngü oluşur.

Cinsellik te su içmek, yemek yemek ve uyumak kadar önemli bir ihtiyaç. Düşünün ki 20 saattir su içmediniz o kadar susadınız ki karşınızda bir bardak buz gibi bir su duruyor ama karşınızda ki kişi suyu içmenize izin vermiyor. Karşınızda ki kişiye karşı ne hissedersiniz? Öfke! Kötü bir cinsellikte sizi su içmenize izin vermeyen kişi gibi  kızdırır o orda duruyordur ve içemiyorsunuzdur. O yüzden problemlerinizi görmezden gelmeyin, kendi ilişkinizin katili olmayın.

Instagram.com/psk.gulcinkeskin

Mail: bilgi@gulcinkeskin.com.tr
Website: www.gulcinkeskin.com.tr

Fetişizm

Fetişizm, cinsel heyecan veren herhangi bir nesneyi, bir kişiyi değil kişinin bir parçasını veya kişiyle ilgili bir nesneyi temsil eder. Yani kişi bir bütün halinde kadını kabul etmiyor, kadını parçalara ayırarak kadının bir parçasına odaklanıyor. Daha çok erkeklerde görülen bu bozukluk cinsel sapkınlıklar arasında yer alıyor.

Fetişlerin cinsel haz ya da cinsel doyum amacıyla kullanılışları farklıdır. Fetişi koklama, öpme onunla masturbasyon yapma şeklinde olabilir.

Genellikle birçok insan için vücudun belirli bölümleri cinsel açıdan uyarıcıdır. Ancak fetişlerde durum böyle değildir. Onlarda cinsel uyarılmaya yol açan şey vücudun tek bir bölümü (ayak gibi) ya da cinsel haz uyandıran herhangi bir nesne olabilir. Fetişler için eldivenler, ince topuklu ayakkabılar, çoraplar, iç çamaşırları cinsel uyarılmaya neden olabilir.

Elbette ki her insan bunlardan etkilenebilir. Fakat fetişlerde durum böyle değildir. Onlar bu nesneler olmadan hiçbir cinsel uyarılma hissetmemektedir. Fetişler bu uyaranlara karşı olan saplantılarını sapık olarak adlandırılacaklarından korktukları için çoğu zaman dile getiremediklerinden mastürbasyonu tercih etmektedir.

Ne zaman tedavi gereklidir?
Tedaviden kastım bu durumu tamamen ortadan kaldırmak değil, fetişizme yeni bir düzenleme getirmektir.
1- Eğer bu nesnelere saplanıp kaldıysanız ve onlar olmadan başka bir uyarandan zevk almıyorsanız.
2- Kullanılmış eldiven, çorap ayakkabı çalma eğilimindeyseniz.
3- İlişkiniz ve yaşam kaliteniz bozulduysa.
Mutlaka bir uzmandan destek alınız.


Geç Boşalmanın Nedenleri

Erken boşalmaya nazaran daha az görülen geç boşalmanın stres, gerginlik, suçluluk, mükemmelliyetçilik gibi birçok nedeni var ve her ne kadar herkesin istediği bir şeymiş gibi görünse de bu durumdan rahatsız olan ve ilişkisi bozulan birçok erkek var. Geç boşalmada erkekler bazen hiç boşalamamakta ya da sadece mastürbasyon yoluyla boşalabilmektedir ve boşalabilmek için 30 dakikadan fazlasına ihtiyaçları vardır.

Gelelim cinsel işlev bozukluklarında erkeklerde orgazm bozukluğu kategorisine giren geç boşalmanın nedenlerine..

Katı dini kurallar
Kadınlara karşı cinsel isteksizlik
Cinsel travmalar
Aşırı kontrolcü kişilik yapısı
Hamile bırakma korkusu
Kişinin partnerine karşı öfke ve nefret beslemesi
Anneden ayrılamayan ve dolayısıyla partneriyle sağlıklı bir bağ kuramayan kişiler
Bazı ilaçların kullanımı (antidepresanlar)
Parkinson hastalığı, aşırı alkol kullanımı, yüksek kan şekeri
Cinsellik saatlerce sürmeli, ikimizde aynı anda orgazm olmalıyız gibi cinsel mitler de kişiyi geç boşalmaya itiyor.

Tedavisi: Sevişmenin verdiği hazza odaklanın, hedef odaklı olmayın, partnerinizle cinsel fantezilerinizi paylaşın. Boşalma odaklı olmamak zevki arttıracağı için boşalmayı kolaylaştırır. Tanı ve tedavi için deneyimli bir cinsel terapiste danışın.

İlişkilerde Tartışma Becerisi

Hiç şüphesiz ki birçok ilişkinin bitmesine sebep olan bir problemdir tartışma becerisinin olmayışı. Becerinin yokluğunda hem romantik hem sosyal ilişkilerde devamlılık neredeyse olanaksız. Bu yazımda romantik ilişkiye verdiği tahribattan ve becerinin kazanılmasından bahsedeceğim.

İlişkinin birçok gereksinimi var. Sevgi, ilgi, şefkat, sadakat, cinsellik, İLETİŞİM. Saymakla bitiremeyiz fakat bunların karşılanması ve devamlılığı için de iletişime ihtiyacımız var. Peki her iletişim sağlıklı mıdır? HAYIR. Benim ilişki terapilerinde en sık gördüğüm, ilişki kurmaya çalışan partnerlerin haklılık savaşıyla biten kavgaları ve tabi karşılanamayan istekleri.

İlgi istiyoruz ama bunu isterken ya yargılıyoruz ya kıyaslıyoruz ya da ilgiyi betimlemiyoruz. Cinsellikten memnun değiliz ya her seferinde bahane bulup cinsellikten kaçıyoruz ya kavga kıyamet istemiyorum deyip kestirip atıyoruz ve çözüm adına hiç yardımda bulunmuyoruz. Tabi bunun gibi nice örnek yüzünden çözülmeyen problemlerimiz evliliğimizi neredeyse boşanma yoluna götürüyor. Peki iletişimimizi nasıl sağlıklı bir hale getirebiliriz? Tartışmalarımızda nasıl davranabiliriz?

Açık iletişim daimi hedefimiz bi kere. Partnerimiz ilgi göstermedi diye surat asmak, onu mutsuzluğumuzla cezalandırmak ne zamandan beri istediğinize kalıcı çözüm oldu? İstediğimiz şeyleri kalıcı olarak elde etmenin yolu maalesef oradan geçmiyor ve tabii haklı olmaktan da. Peki ilişkinin iyiliği ve tabii kendi iyiliğiniz için tartışmalarınızı nasıl sürdürmelisiniz?

Öncelikle tartışmanızın amacı haklı olmak değil çözüm bulmak olmalı, onu hırpalamak değil ona kendinizi duygularınızı ve isteklerinizi anlatmak olmalı. Dayatmadan uzak, bencil olmayan yargılamayan, yüksek ses olmayan bir üslup olmalı. Önce anlatmalı .. ”Uzun zamandır kendimi değersiz ve sevgisiz hissediyorum belki sende yoğun ve zor bir dönemden geçiyor olabilirsin ama eve gelip saatlerce telefonda oyun oynaman bana kendimin sohbet etmeye değer olmayan biri olduğumu düşündürüyor. Halbuki eve geldiğinde halimi hatrımı sorsan, günümün nasıl geçtiğini merak etsen, sonra birlikte bir film izlesek, bazı zamanlar bana hiç beklemediğim anda beni özlediğini söylesen, beraber romantik yemekler organize etsek ben kendimi daha değerli hissederim.” Burada duygumuzdan bahsettik, onu yargılamadık, incitmedik ve bir çözüm önerisinde bulunduk.

Her tartışmanızda önce dinleyin, konuşması bittikten sonra onu anladığınızdan emin olun sonra kendinizi anlatın ve en son ortak bir çözüm yolu bulup tartışmayı sonuca kavuşturun. Unutmayın çözüme kavuşmayan sorunlar tekrar tekrar gündeme gelecektir.

Hayır Diyememek

Birçoğumuz çoğu zaman yapmak istemediğimiz şeylere evet demek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Bunun nedeni; karşımızdakini kırmaktan korkmak, sert tepkiler almaktan çekinmek, dışlanacağını ve sevilmeyeceğini düşünmek, kaybetmekten korkmak olabilir. Hayır diyemediğimiz şeyler bizi mutlu etmediği gibi özgüvenimizi ve özsaygımızı zedeliyor.

Peki nasıl HAYIR diyebiliriz?
Eğer sizden istenilen şeyi yapmak için vaktiniz yoksa, bu aralar üzerinde çalıştığınız başka konular olduğunu ve bundan dolayı sizden istenilen şeyi yapamayacağınızı söyleyin. Gerekirse çalıştığınız konu ile ilgili detay verin.

Bir şeye hayır demek illede birini kırmak manasına gelmez. Kibarca, bunu yapmak isterdim ama maalesef bunun için yeterli zamanım yok diyebilirsiniz.

Evet ya da Hayır demeden önce bunu düşünmek için karşınızdakinden biraz zaman isteyebilir, daha sonra kararınızı ona bildirebilirsiniz.

Bu konuda sana yardım edecek doğru kişinin ben olduğumu sanmıyorum. X kişisi bu konuda benden daha bilgili eminim sana benden daha çok fayda sağlayacaktır diyebilirsiniz.


Cesur olun. Hayır demek her zaman korkunç tepkiler almak demek değildir. Doğru kelimelerle kendimizi ifade ettiğimizde, aldığımız tepkinin beklediğimiz tepkinin yarısı kadar bile olmadığını gördüğümüzde hayır diyebilme becerimiz artacaktır.

Sertleşme Bozukluğunun Nedenleri ve Tedavisi

Sertleşme Bozukluğu

Sertleşme bozukluğuna sahip kişiler bir cinsel aktiviteyi başlatacak ve sürdürecek yeterli ereksiyona sahip değillerdir. Her erkek hayatının bir döneminde ereksiyon sorunu yaşayabilir, bu gayet olağan bir durumdur. Fakat bu durum cinsel birleşmeyi sık sık engelliyorsa tedavi kaçınılmazdır.

Sertleşme bozukluğunun birçok nedeni vardır.

Nedenleri

1) Stres, maddi sorunlar, eşler arasındaki anlaşmazlıklar, kişinin baskı altında hissetmesi, performans kaygısı, eşin hamile kalmasından korkuyor olmak,ruhsal sorunlar, cinsellikle ilgili yanlış inançlar.
2) Erken boşalma, cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları
3) Aşırı sigara, alkol ve madde kullanımı
4) İlaçların yan etkisi
5) Tansiyon, şeker, böbrek, akciğer gibi kronik hastalıklar

Tedavisi

Öncelikle sertleşme bozukluğunun sebebinin araştırılması gerekir. İlk aşamada bir üroloğa gidebilir ve psikolojik kökenli mi yoksa başka bir nedene mi bağlı öğrenebilirsiniz. Daha sonrasında eğer hormon bozukluğuna bağlı bir sertleşme bozukluğu var ise ilaç desteği ile tedavi alabilir fakat psikolojik kökenli ise uzman bir psikolog ya da psikiyatristten cinsel terapi ile tedavi olabilirsiniz.

Vajinismusun Nedenleri ve Tedavisi

Alt periner kasların kişinin iradesinden bağımsız olarak cinsel birleşme öncesinde istemsiz bir şekilde kasılarak penis-vajina birlikteliğinin yani koitusun tamamen imkansız hale gelmesi durumuna ‘‘Vajinismus’‘ diyoruz.

Bu kişilerin 3 tip korkusu vardır

1. Oraya hiçbir şekilde hiçbir şey giremez.
2. Oraya başkasına ait olan bir şey giremez.
3. Oraya penis giremez korkusu.

Her 10 kadından 1 i ağrılı cinsel işlev bozukluğu yaşıyor.

NEDENLERİ

Ana neden cinsel bilgi eksikliği.
Abartılmış ilk gece deneyimleri. (Kadının kan kaybından öleceğinden korkması)
Kızlık zarı ile ilgili abartılı inanışlar. (Kızlık zarının korunması gerektiği)
Cinselliğin konuşulmadığı ayıp, yasak günah diye nitelendirildiği ortamlarda yetişmek.
Ödipal çatışma. (Yani kişinin partnerinin kişiye abisiymiş, babasıymış gibi gelmesi.)
Hamile kalma korkusu.
Cinsel travmalar. (Taciz, tecavüz)
Cinselliğin pis ve kötü olduğuna dair inanışlar.
Eşler arası ilişkisel problemler. (Statü farkı)
Eşe duyulan öfke, nefret ya da kişinin zorla evlendirilmiş olması.
Takıntılı ve obsesif bir kişilik.

TEDAVİSİ

Kişinin sorununun organik mi psikolojik mi olduğunu anlamak için öncelikle bir jinekolog muayenesi olması gerekir. (sorun genellikle psikolojiktir). Daha sonra alanında uzman bir cinsel terapistten eşi ile birlikte giderek cinsel terapi alması gerekir. Bu terapiler çoğunlukla yapılandırılmıştır ve %99 kişi tedavi sonunda sağlıklı bir cinsel yaşantıya kavuşur.

Seksüel Performans Anksiyetesi

Cinsellik hepimizin hayatında oldukça önemli bir yere sahip. Hepimiz bunu yaşarken keyif almaktan yanayız. Fakat seksüel performans anksiyeteniz varsa durum maalesef böyle olmuyor. Bu anksiyeteye sahip kişiler keyif almaktan çok nasıl göründüğü ile ilgileniyor. Sürekli bunu düşündükleri için artık seksten kaçar hale bile gelebiliyor. Cinsellik sadece fiziksel bir reaksiyondan ibaret değildir uyarım emosyonlarınıza da bağlıdır. Eğer zihniniz cinselliğe odaklanamayacak kadar stresliyse bedeninizde maalesef heyecanlanmayacaktır.

Seksüel performansınızı etkileyecek bir çok farklı kaygı türü vardır.
Partnerini tatmin edememe korkusu.
Kilolu olma hakkındaki endişeler.
İlişkideki problemler.
Penis boyu ile ilgili endişeler.
Erken boşalma kaygısı.
Kadınlarda orgazm olamama endişesi.


Zihnimizin tahrik olmamız üzerindeki etkisi oldukça büyük. Cinsel açıdan oldukça çekici bulduğunuz biriyle bile olsanız partnerinizi memnun edemeyeceğinize dair bir endişeniz varsa bu durum imkansız hale gelebilir. Erkeklerde stres hormonlarının etkilerinden biri de kan damarlarının büzülmesidir. Penise giden az kan ereksiyonu zorlaştırır. Kadınlarda ise vajinal kuruluğa sebep olur, bu da ilişkiye girmeyi zorlaştırır. Anksiyete hem kadının hem erkeğin cinsel arzusunu söndürebilecek kadar etkilidir. Performansınız hakkında endişeleniyorsanız, sevişmeye konsantre olamazsınız bu yüzden uyarım gerçekleşse bile ne yazıkki orgazm olamazsınız. Eğer sizin de seksüel performans anksiyeteniz varsa alanında uzman bir cinsel terapistden destek alınız.

Cinselliğin Gereksinimleri

Nefes almak, beslenmek, uyumak kadar gerekli olan cinselliğin birçok gereksinimi vardır. Bu gereksinimler çoğu kişi tarafından ne yazık ki bilinmez ve karşılanmadığı için de cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar.

Cinsel bilgi, bu gereksinimlerin başında yer alır. Pis, ayıp, yasak, ağrılı gibi birçok cinsel mit sayabilirim size. Bu cinsel mitler birleşmeyi ya olanaksız hale getiriyor ya da sağlıksız bir cinsel ilişkiye sebep oluyor. O yüzden ilk cinsel bilgiyi kimden aldığımız önemli.

Cinsellik kendi içinde bir organizasyon ister. Bu yüzden nerede, ne zaman, kiminle seviştiğin önemlidir. Kendinizi rahatsız hissettiğiniz bir yerde ve zamanda sex yapamazsınız çünkü sex kendisinden başka bir şeye odaklanılmasından hoşlanmaz ve keyif almamanıza sebep olur. Partner seçimi önemli çünkü uyarılma önemli. Yeterli uyaran vermeyen bir partneriniz varsa cinsellikten keyif almanız pek de mümkün değil. O yüzden cinselliğin sağlığı için açık iletişim önemli. Nerelerden keyif aldığınız, hangi pozisyonu sevdiğiniz, neleri sevmediğiniz partnerinize açık bir dil ile anlatılmalı. Partnerinizle cinsellik dışındaki ilişkinizinde sağlıklı olması gerekir çünkü partnerine karşı öfke, kin besleyen birinin cinsellikten keyif almasını bekleyemeyiz. O yüzden önce romantik ilişkinizdeki sorunları çözün ki cinsel ilişkiniz sizin için daha sağlıklı bir hal alsın.

Cinsel istek bize bir ömür eşlik eder tabii bazı durumlarda bastırılır ve istek bozukluğuna yol açar ama bunun dışında çok uzun süre hayatımızda yer alır. Bu yüzden de cinselliği monotonluktan kurtarmak gerekir. Bir ömür deneyimleyeceğiniz bir şeyi sürekli aynı kısır döngünün içinde yaşamanız demek sağlıksız bir cinsel ilişki demek. Fanteziler, seks oyunları cinsel ilişkinin olmazsa olmazları. Cinselliği heyecanlı hale getirmek için üretken olmalısınız.

Partnerimize karşı sexapelitemizi korumamız şart. O yüzden öz bakımınız, giyiminiz, üslubunuz özenli olmalı.

Hedefiniz birleşmek ya da boşalmak değil keyif almak olmalı. Çünkü bu hedefler sizde kaygı yaratabilir, ya da ana odaklanamadığınız için keyif alamamanıza sebep olabilir. Dokunmak ve dokunulmanın keyfine varın.

Seks bağımlılığı nedir?

   Seks bağımlılığı kişinin fizyolojik, psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli olarak cinsel içerikli aktivite de bulunma ihtiyacı duyması demektir. Bu kişiler cinsel aktivitelerin onlara ve başkalarına zarar verdiğini bilirler ama yinede bu davranışa engel olamazlar. Seks bağımlısı olan kişiler bunu zevk almak için değil stresten ve acıdan kaçmak için kullanırlar. Bu kişiler sürekli olarak mastürbasyon yaparlar, porno izlerler, striptiz kulüplerine giderler ayrıca teşhircilik ve röntgencilik gibi faaliyetlerde de bulunurlar. Eğer ki bu kişiler aradığını bulamazlarsa tıpkı diğer bağımlılık türlerinde ki gibi sinirli ve sıkıntılı olurlar. Yani yoksunluk duyguları yaşarlar.

Aşağıdaki sorulardan 4 tanesinin yanıtı ‘’EVET’’ ise seks bağımlısı olabilirsiniz!
1 İkili bir hayat sürüyor musunuz? Cinsel ve duygusal aktivitelerinizi size yakın olan kişilerden saklıyor musunuz?
2 Normalde bulunmayacağınız ortamlarda ve cinsel ilişkiye girmeyeceğiniz kişilerle seks yaptığınız oluyor mu?
3 Kendinizi dergilerde gazetelerde ve internette cinsel isteği uyarıcı şeyler ararken bulduğunuz oluyor mu?
4 Cinsel veya romantik fantezileriniz ilişkinizi bozuyor mu?
5 Seviştikten sonra partnerinizden uzaklaştığınız oluyor mu? Ya da vicdan azabı, suçluluk, utanç gibi duygular yaşadığınız?
6 Aseksüel olduğunuzdan korkuyor musunuz? Kendi vücudunuza dokunmaktan ya da cinsel ilişkiden kaçtığınız oluyor mu?
7 İlişkilerinizin bitme sebebi hep aynı mı?
8 Aynı heyecan ve rahatlama seviyesini yakalayabilmek için cinsel, duygusal aktiviteleri çeşitlendirdiğiniz veya sıklaştırdığınız oluyor mu?
9 Cinsel aktiviteleriniz yüzünden tutuklandığınız oldu mu?
10 Cinsellikle ilgili davranışlarınız yetiştirilme tarzınızla ve düşüncelerinizle çelişiyor mu?
11 Cinsel ilişkilerinizden hastalık kaptığınız veya gebe kaldığınız oldu mu? Cinsel ilişkileriniz şiddet içeriyor mu herhangi bir zorlama var mı?
12 Cinsel ilişkinizden dolayı intiharı düşündüğünüz oldu mu?

Sevişme Sanatı

Hepimiz biliyoruz ki cinsellik bizim hayatımız da oldukça önemli bir yer kaplıyor. Bu kadın ya da erkek fark etmiyor. Ama kadınlar bunu konuşmaya ve yaşamaya utandıkları için çoğu zaman bunun öneminden hiç bahsetmiyor. Cinsel hayatı olan herkes doğru ya da yanlış bir şekilde sevişiyor. Ama bunu yaparken sadece görev bilinciyle mi yapıyor yoksa hazza mı odaklanıyor orası meçhul. Zaten çoğu cinsel işlev bozukluğunun sebebi de bu. Sevişiyoruz ama ne kadar doğru? Sevişirken yaptığımız hatalardan ve aslında yapmamız gerekenlerden bahsetmek istiyorum.
Sonuca değil an’a odaklan! Sevişirken o an yaşadığın haz dışında hiç bir şeye odaklanmanı istemiyorum. O an performansa ya da nasıl göründüğüne odaklanma. Bu sende cinsel sorunlara yol açabilir. Sevişmek bir sanattır, onu sadece bedeninde değil ruhunda da yaşamalısın. Sen sadece hazza odaklanırsan sonucunda iyi olacağından emin olabilirsin.
Ön sevişme önemli. Sevişmek sadece cinsel birleşme demek değildir. Bu bir hazır oluşluk ister. Hem kadının hem erkeğin cinsel birleşmeye hazır olması ve iyi bir orgazm yaşaması için ön sevişme şart. Birbirinizin haz bölgelerini keşfedin, birbirinize dokunmaktan kaçınmayın, masaj yapın ve erotik olmayan hiçbir konuşmayı sevişmenize dahil etmeyin. Zihniniz ve bedeniniz sadece hazza odaklansın.
Heyecanınızı kaybetmeyin ve cinselliğinizi monotonlaştırmayın. Sürekli olarak aynı şeyleri yapmak bir süre sonra size zevk vermemeye başlayacak. Cinselliğinize renk katın. Aşk oyunları oynayın, farklı pozisyonlar ve farklı mekanlar deneyin. Cinsellik ömür boyu sürecek bir ihtiyaç, dolayısıyla ona karşı hissettiğiniz heyecanı kaybetmek ilişkinizi de olumsuz etkileyecek.
İkinizde sevişmek istediğinde sevişin. Cinsellik tek başına yaşanan bir eylem değildir o yüzden her iki tarafında bunu istediğinden emin olun. Her ikinizin de bunu reddetme hakkı var. İstemediğiniz bir şeyi yaşamak size zevk vermez aksine ondan soğumanıza neden olabilir.
Dürüst olun. Orgazm olmadığınızda olmuş gibi yapmayın ya da istemediğiniz bir pozisyonu sevmiş gibi yapmayın. Partneriniz bunu bilmediği için sizden sürekli aynı şeyi talep ederse sizi seksten soğutabilir.
Partnerinizle iletişiminiz iyi olsun. İyi bir iletişim yoksa iyi bir cinsellikte olmayacak. Partnerinizle aranızdaki kötü iletişim sevişmenize de olumsuz şekilde yansıyacaktır.
Geribildirim alın. O senin partnerin eğer bir ömür boyu onunla sevişmeyi düşünüyorsan onunla yaşadığın şeyin ne kadar haz verdiğini ya da vermediğini ona söylemelisin. Bilmezse bunu değiştiremez ya da devam ettiremez öyle değil mi?
Çıplak ol. Bu sadece bedensel bir çıplaklık değil elbette. İş hayatında, sosyal hayatında ya da herhangi bir alanda yaşadığın bütün olumsuz duygular yatağa girerken kapının dışında kalsın. Yoksa o cinsellikten zevk alamazsın.


Filofobik misiniz?

Hemen hemen dünyada herkesin hayali olan o büyük aşk bazen bazıları için oldukça korkutucu olabiliyor. Bu kişiler aşık olmaktan korkuyor ve endişeye kapılıyor. Kişinin yaşadığı bu duruma filofobi deniyor. Filofobik olan bu kişiler diğeriyle sevgi dolu bir bağ kurmaktan kaçınırlar hatta gerekirse bunun için kendilerini toplumdan izole ederler. Peki buna sebep olan şey nedir ve belirtileri nelerdir?
Filofobinin belirtileri
Bu kişiler aşık olmaktan ve bir ilişkiye başlayacak olmaktan aşırı derecede korkarlar.
Hislerini mümkün olduğunca bastırmaya çalışırlar.
Çiftlerin olduğu ortamlardan kaçınırlar. Sinemalar ve parklarda bulunmazlar.
Evlilikten kaçınırlar ve başkalarının düğün törenlerine katılmazlar.
Herhangi birine aşık olurum korkusuyla kendilerini toplumdan izole ederler.
Aşk ve romantizme dair bir şeyle karşı karşıya kaldıklarında baygınlık geçirebilirler.
Filofobinin nedenleri
Kişinin daha önceki ilişkilerinde yaşamış olduğu travmatik olaylar kişinin aşktan korkmasına neden olabilir ya da bir başka kişinin ilişkisinde yaşadığı başarısızlığa şahit olmuş olması kişinin aşkla ilgili endişelenmesine neden olabilir.
Kültür de bu nedenlerden bir tanesidir. Hepimizin de bildiği gibi bazı kültürler de evlilik öncesi ilişki yaşamak kesinlikle ayıp ve günahtır ve böyle bir ilişki içerisine girdiklerinde cezalandırılırlar. Bu baskı insanlarda öfke ve korku yaratabilir.
Kişinin depresyonda olması da kişinin aşktan korkmasının sebeplerinden biridir. Depresyondaki kişinin özgüveni zedelenmiştir ve bir başkasıyla ilişki yaşama özgüvenini kendilerinde bulamazlar. Kendilerine güvenmezler ve kendilerini insanlardan izole ederler.
Bu kişiler ne zaman bir psikologa başvurmalılar?
Eğer yukarıda bahsetmiş olduğum belirtiler 6 aydan fazla sürdüyse ve rutin hayatınızı bozuyorsa bir psikologdan destek almalısınız.

Cinsel Hedonizm

Hedonizm kelime anlamı olarak ‘’hazcılık, haz alma’’ anlamına gelir. Cinsel Hedonizm ise yaşamın bütün anlamı cinsel hazdadır görüşünü savunur. Cinsel hazla teslim olmuşluk bir davranış bozukluğudur.Hedonistler haz almayı her şeyden önce tutarlar ve sadece eğlenceye dayalı bir yaşam tarzları vardır. Cinsel hayatlarında da anlık zevkleri uzun vadeli mutluluklara tercih ederler. Sınırsız cinselliği seçen hedonistler cinsel doyum eşiğini yükselttikleri için zamanla kokain almadan orgazm olamaz hale gelirler. Cinsel beklentisi yükselen hedonistlerin aile bağları zayıftır, aile içinde çatışmalar ve parçalanmalar meydana gelir ve yüksek beklentilerine ulaşamadıklarında ümitsizlik karamsarlık öfke depresyon görülür. Bu kişilerin pornografiye uyuşturucuya ve aykırı cinsel eylemlere yönelimleri artar. Hazzın tatmin edilememesi durumunda da intiharlar sık görülür.Hedonistler daima cinsel anlamda beğenilmek ve sevilmek için yaşarlar. Yasaklardan, toplumun dayatmalarınadan ve ahlaki kurallardan nefret ederler ayrıca bu kişiler ölüm gerçeğinden de korkarlar ve bunu düşünmemek için alkol ve keyif verici maddeler kullanırlar. Son derece bencildirler, sadece kendi menfaatlerini düşünürler. Kendi menfaatleri için her şeyi harcayabilirler. Narsisttirler. Övgü ile beslenir eleştiriye gelemezler. Çalışmayı sevmezler çünkü çalışmak zamandan ve cinsel hazdan alıp götüren şeylerdir. Bu kişiler evlenmekten kaçınırlar evlenseler de genellikle boşanırlar sorumluluk almayı sevmediklerinden çocuk sahibi olmazlar. Onlar için cinsel hayatı engelleyen her şey onların düşmanıdır.